Komşum Eşime Göz Dikti, Ben İse Safça Yumrukla Aşkı ve Onurumu Koruyabileceğimi Sandım

Komşum Karımı İstedi, Ben Yumruğumla Onurumu Koruyabileceğimi Sandım

Günlüğümden bir sayfa.

Hayatımın en büyük yanılgısı, bir adamın onuru ve sevgisini, yumruğuyla savunabileceğine inanmamdı. Oysa ardından cezaevi, hainlikler ve ihanet gelip geçtiğinde, hayattan geriye yalnızca cebimde kül kadar hafif bir boşluk kalmıştı. Ama dün, geçmişime ait bir kapıya vurduğumda, onu bana açan, gözleri tamamen bana benzeyen on yaşında bir oğlandı.

Hikaye küçücük, sinsi bir olayla başladı. Tıpkı camda büyüyüp giden bir çatlak gibi, sonunda koca bir felakete dönüştü. Ben ve eşim Elif, hayalini kurduğumuz bir apartman dairesini sonunda İstanbulda almıştık. Sevinçten uçuyorduk; çünkü Elif hamileydi ve önümüzde parlak bir gelecek var gibi görünüyordu. Daireye yerleşirken her ayrıntıya özenerek, kendi ellerimle yeni bir yuva yapıyordum. Bir gün, matkap lazımdı ve komşudan rica etmek için kapısını çaldım.

Komşumun adı Feritti. Matkap dışında, fazlasıyla konuşkan ve laubali de bir adamdı. Hiç sıkılmadan davet edilmeden içeri buyurdu. Elife öyle uzun bakışlar attı ki, sinirlerim gerildi.

Bu apartmanda kimmiş bu güzel hanımı kapan, hep merak ederdim, dedi Ferit, utanmadan. Balkondan her şeyi görüyorum; Elif Hanım, siz daha iyi birine layıksınız bence.

Elif my için bu sözler garip bir iltifat gibiydi. Hafifçe gülümsedi, konuyu uzatmadı. Hamileydi, gerilmesini istemedim. Herhalde sınırı bilmiyor, diye düşündüm.

Ama Feritin niyeti ciddiymiş. Sonraki haftalarda elinde havalı çiçeklerle, ithal pastalarla sanki gelin alayı kurmuştu. Ziyaretleri sıklaştıkça, rahatsızlığım arttı. Bir akşam şarap eşliğinde bütün sınırlarını yıktı.

Bırak Elifi bana. Sen ona ne verebilirsin ki? Tasarruf, ev derdi, sıradanlık… Oysa benimle pırlanta gibi parlar!

Sabır taşım çatladı. Zihnimde tek bir şey belirdi: Yumruğumla Feritin kendini beğenmiş suratını yere serdim.

Sonrası sessizlik oldu. Ferit kayboldu; ama Elif bu hareketimden rahatsız olmuş, bana küsmüştü. Ona gerçekleri anlatamadım, boş yere tedirgin etmemek için susmayı seçtim. O günden sonra içime kapandım. Tam o sırada, dışarıda tanımadığım bir kadın yardımıma ihtiyaç duyunca annemin bana öğrettiği yardımseverlik devreye girdi.

Affedersiniz, Sirkeci Garına nasıl giderim? dedi ürkek bir ses.

Kadın Seherim dedi. Yol karışıktı, ben de eşlik etmeye karar verdim. Sohbet güzeldi, kırık kalbimde hafif bir sıcaklık hissettim. Bir anda ara sokaktan kaslı, kabadayı bir adam çıkıp Seheri aşağılık laflarla rahatsız etmeye başladı. Kendisini savunmak için araya girdim. O anda aklıma yine Ferit geldi ve öfkemi ona yönelttim. Adamı yere serdim ama hemen ardından polis gelip beni ters kelepçe yaptı. Seher ağlayarak bana iftira attı. Ne olup bittiğini anlamadan nezarete düştüm. Her şey kusursuz kurguymuş, Feritin işi olduğunu anladım.

O dakikadan sonra her şey hızlıca çöküşe geçti. Tutuklandım. Elif, bu şoku kaldıramadı ve erken doğum yaptı. Bir erkek çocuğum oldu ama göremedim bile. Hapisteyken gelen bir boşanma kâğıdında, çocuğun velayetini Feritin alacağı yazıyordu. Kaybettim Her şeyi.

Serbest kaldığım gün, hapishane kapısında uzun uzun bekledim: Nereye gidecektim? Elifin yanında yerim kalmamıştı. Feritin dolandırıcılığı yüzünden sabıkalı olmuş, iş bulamamıştım. Sonunda annemin İzmitteki evine bilet aldım.

İzmit, acıların kentiydi benim için. Babam burada intihar etmiş, annem ikinci kez evlenmişti. Üvey babamın dayağı eksik olmazdı. Buna rağmen tek çaremiz oydu. Annem gözyaşıyla karşıladı; artık yaşlanmış üvey babam ise ilk günlerde sessiz sakin davransa da, içkiyi fazla kaçırdığı bir akşam her şey yine koptu. Ona karşı koyunca annemi dövdü. Annem ne kadar dil döksem de ondan ayrılamadı.

Yapamam oğlum O da iyi insandır, sadece içince değişiyor, dedi ağlayarak.

Artık orada da yerim yoktu. Annem bana Adanadaki kuzenimin adresini verdi; yeni ev almışlardı. Ben ise kimseye yük olmak istemiyordum.

Sonra hayatım; gar, park, hamallık, inşaat, gececi temizlik, hangi iş bulursam… Dünyanın koca bir değirmen olup beni öğüttüğünü hissediyordum. En dipsiz karanlıkta, bir iş görüşmesinde karşıma Ayten çıktı. Sert bakışlı, güçlü iradeli, yardımsever bir kadındı.

Sen sağlam adamsın, talihin dönmemiş ama döner. Ben kefilim işe alınacaksın, dedi.

Gerçekten de bana iş verdiler ve lojmanda bir oda ayarladılar. İlk maaşımı alınca teşekkür etmek için Aytene çikolata ve çiçek almak istedim. O ise bu hareketimi yanlış anlayıp bana evlenme teklif etti ve nasıl olduysa kendimi nikah masasında buldum.

Ayten, Elif kadar güzel değildi ama bunun avantaj olacağını düşündüm: Dertsiz, huzurlu bir yuva kurabilirim sandım. Önceki ilişkilerinden kalan okul öncesi yaşta bir oğlu vardı: Emre. Ben de kendi oğlumu kaybetmişken, Emrede o boşluğu doldurmaya çalıştım. Onun için çok iyi bir baba olmaya söz verdim.

Fakat bu yuvada huzur yoktu. Aytenin baskıcı karakteriyle kavgalar, aşağılamalar, şiddet hayatımız oldu. Emre için dayandım, Aytenin haksızlıklarına karşı en çok o çocuğun yanında durdum. Oğlum gibi bağlandım ona.

Günün birinde, işe giderken tanıştığım Elmas isimli bir kadın bana Elifi anımsattı: Sessiz, mahcup, tertemiz bir insan. Ona hızla alıştım, içimde ezelden beri susturulmuş bir sevgi canlandı. Aldatmak istemiyordum fakat kalbim Aytenin kabalığına, Elmasın sıcaklığına karşı koyamadı. Kendi çocuğumdan ayrı, başkasının oğlu için yaşamaktan yorulmuştum.

Beklenen oldu: Elmas hamile kaldı. Vicdan azabıyla Aytene itiraf ettim. O ise intiharla tehdit etti, gitmemi engelledi. Vaktiyle bana yardım ettiği için vicdanen bağlıydım. Elmas ise asaletle geri çekildi. Oğlum olacağı haberini aldım, yardım sözü verdim. Bunu öğrenen Ayten hemen başka bir ile taşınmak için plan yaptı. Bu yüzden ikinci oğlumu da göremedim. Önce mektuplar, sonra hiçbir şey Kendi çocuklarımı başkaları büyüttü; ben ise yalnızca başkasının çocuğuna babalık ettim

Yıllar yavaşça aktı. Sağlığım bozuldu, hastane köşelerinde günlerim geçti. Ayten sinirliydi, her şey için beni suçladı. Annemin ölüm döşeğinde olduğunu öğrenince, Ayten bile itiraz etmeden annemin yanına göndermek zorunda kaldı.

Bir yıl annemin yanında kalarak, ona bakarken Ayten bana boşanma evraklarını gönderdi. Altına imzamı atarken, bir dönemim daha bitti. Artık o lanetli evde yaşamak istemiyordum. Sattım, yeni bir hayat diye düşündüm. Tam bu sırada Adanadaki kuzenim büyük bir aile evi alacağını, paramı onunla birleştirmemi önerdi. Umutla kabul edip parayı gönderdim. Ancak eve vardığımda tapunun sadece onun ve eşinin adına, bana ise Biletin hazır, yolun açık olsun, dediklerini öğrendim. Gücüm kalmamıştı, tartışamadım. O şehirden, gençliğimde mutlu olduğuma inandığım İzmire tek yön bilet aldım.

İzmirde beni sadece evsizler kahvesi, gar, ucuz lokantalar bekliyordu. Sağlığım tamamen çöktü. Hastanede, yorgun ve yoksul halimle yaşlı bir doktor başımı okşadı:

Daha gençsin. Hayatının en verimli yılları. Yeniden kalk ayağa! dedi.

Ama ne için? O sorunun cevabı boğazımda kalmıştı. Sonra ani bir aydınlanmayla cevap geldi: Çocuklarım için. Ne kadar hata yapmış olsam da belki bir şeyleri düzeltebilirdim.

Önce ilk oğlumu bulmaya karar verdim. Bunu kendi başıma başaramazdım. Doktorun tavsiyesiyle bir kayıp kişilerin bulunduğu televizyon programına başvurdum. Bir hafta sonra aradılar: Oğlum bulunmuştu ve görüşmeyi kabul etmişti.

Heyecandan yerimde duramıyordum. Kendimi toparlamaya çalışsam da, artık yaşlanmış, yorgun bir adamdım. Oğlumun yeni adı Ardaydı. Pahalı bir arabayla geldi. Ardanın, Ferite benzeyen aurası vardı. Gururlu, soğuk bir bakışı.

Ne istiyorsun? Para mı?

Sözlerim boğazıma düğümlendi.

Hayır Sadece seni görmek, nasıl olduğunu öğrenmek istedim.

Konuşacak hiçbir şeyimiz yok. Benim bir babam var; onunla yetiniyorum. Annem bana gerçeği açıklamıştı, ameliyat için imzam gerektiğinde. Artık kendi hayatını yaşa.

Yanımda getirdiği tomarla parayı bana uzatmaya çalıştı. Kabul etmeden çıktım. Kalbimde fiziksel bir sızı Ama başka ne beklemiş olabilirdim ki? Yıllar boyu birbirimize yabancıydık.

Bir de Emre vardı. O büyümüş, üniversite çağına gelmişti. Ayten eskiden aramıza duvar örmüştü ama artık özgürdüm.

Telefon açtım, sesi daha da kırıktı.

Bizi terk ettin. Gittin, unuttun. Annem her şeyi anlattı. Artık bize yabancısın. Lütfen bir daha arama.

Son kalan bağım Elmastı. Onu rahatsız etmek istemedim, ama ikinci oğlumun peşini bırakamıyordum. Sadece sağ olup olmadığını görmek istedim. Eğer yaşamıyorsa, aramayı bırakacaktım.

Yıllar önce bir iki kez ziyaret etmek için gittiğim o eve, bu defa titrek adımlarla yaklaştım. Kapıyı açan on yaşında, kirli sarı gözlü bir oğlan çocuğuydu.

Kimi aradınız? dedi, hafifçe mutfağa dönerek.

Elmas Abla, kim geldi? diye seslendi annesi.

Donakalakaldım. O sesi yıllardır duymamıştım.

Bir beyefendi var, anne! diye yanıtladı çocuk.

Elmas kapıda belirdi. Yaş doku nuşmuş, saçının önlerinde hafif ak düşmüş, sade bir elbise giymişti. Elinde reçel kavanozu vardı, beni görünce kavanoz elinden kaydı, yere düşüp iri kırmızı parçacıklar dağıldı.

Yusuf dedi fısıldayarak.

Sonra bana doğru yürüdü, elindeki cam kırıklarına bakmadan, üstüme atıldı, kucakladı. Tozlu pardösüm, yorgun yüzüm umurunda bile olmadı.

Yıllardır seni aradım Nerelerdeydin? Anlatma, sonra anlatırsın. Acıktın mı? Bu, senin oğlun. Yusuf. Ona hep fotoğrafını gösterdim. Değil mi oğlum?

Oğlum şaşkın gözlerle başını salladı, yabancılığa rağmen gözleri bana bakıyordu. Elması bırakmadan, elimi oğlumun omzuna koydum. Sesim titriyordu, ama yıllardır ilk kez gerçek bir sevinçle doluydu.

Merhaba oğlum Beni bağışla, bu kadar geç kaldığım için.

O an, o eski evin zemininde cam kırıkları ve reçel arasında; yıllardır aradığım tek şeyi buldum: Bir ev. Beklenmek. Güvende hissetmek. Hayatta en çok eksikliğini duyduğum şeyin, sevginin ve bir yuvanın değerini o an gerçekten öğrendim.

Her şeyi kaybetmek, yeni bir başlangıca kapı açabiliyormuş. Bir yerlere ait olmak, bazen sadece yanlışları kabul edip, dönmeye cesaret etmekten geçiyormuş.

Rate article
Lifequest
Komşum Eşime Göz Dikti, Ben İse Safça Yumrukla Aşkı ve Onurumu Koruyabileceğimi Sandım