Bir zamanlar, yıllar yıllar önce zenginliğiyle İstanbul sosyetesinde adından sıkça söz ettiren işadamı Salih Bey, bir sabah aniden karar verip çalışanı Gülbaharın evine gitti. O güne dek ofiste her sabah karşısına çıkan titiz, kusursuz Gülbaharın ev halini hiç görmemişti. O gün gördükleri ise hayatını sonsuza dek değiştirecekti.
Kapıyı açan Gülbahar, Salih Beyi bir an görünce adeta taş kesildi. Saçları dağılmış, gözlerinin altında mor halkalar, üstünde genişçe bir tişört, kollarında ise avazı çıktığı kadar ağlayan bir bebek vardı. Daracık koridorda arkasından başlarını çıkaran iki çocuk daha gördü Salih Bey; biri yedi yaşlarında bir erkek çocuk, diğeri ondan biraz büyük, çıplak ayaklı bir kız çocuğu Yabancıyı görünce ürkek gözlerle ona baktılar.
Gülbaharın rengi bembeyaz kesildi.
Salih Bey?.. sesi titriyordu. Ben Açıklayabilirim aslında
Salih Bey tam ona en çok güvendiği vecizelerini, sorumluluk ve disiplin üzerine konuşmasını yapacaktı ki, kelimeler boğazında düğümlendi. Evin içinde ağır bir ilaç ve ucuz çorba kokusu vardı. Köşede eski bir yatak, yanında ise bir oksijen tüpü duruyordu.
Kim var içeride? diye sordu kısa bir ses tonuyla.
Annem Gülbahar gözlerini kaçırdı. Kanserin son evresinde. Onu yalnız bırakamam. Bakıcıya acı bir tebessümle başını eğdi. Benim maaşımla bakıcı tutulmaz ki.
Salih Bey suskunlaştı. Onun dünyasında hastalık deyince özel klinikler, çocuklar deyince yatılı kolejler gelirdi aklına. Kendini ağır bir utanç ve çaresizlik içinde buldu.
Bunu neden bize söylemediniz? diyebildi ancak.
Gülbahar omuz silkti.
Siz hiç sormadınız ki, Salih Bey. Ben de işimi kaybetmekten korktum.
O sırada içeriden yaşlı bir kadının cılız sesi Gülbaharı çağırdı. O da, elindeki bebeği sallayarak, alışkanlıkla içeri yöneldi. Salih Bey de ne yaptığını bilmeden arkasından yürüdü. Odanın köşesinde yatakta yatan narin, neredeyse şeffaf bir kadın vardı. Salih Beyi görünce hafifçe gülümsedi.
Bu benim patronum, anne, dedi Gülbahar. Ziyarete geldi.
Yaşlı kadın başıyla onayladı.
Kızıma iş verdiğiniz için teşekkür ederim, diye fısıldadı zorla.
Bu cümle Salih Beyin yüreğine bir bıçak gibi saplandı. O an fark etti ki, Gülbahar onun için bir sütunun bir satırından ibaretti; oysa bu evde, bu insanlar için Gülbahar bir dal gibi tutunulacak tek kişiymiş.
Dışarı çıkar çıkmaz derin bir nefes aldı Salih Bey. Sıcak yaz havası genzini yaktı. O eve giren Salih Bey, o evden bambaşka biri olarak çıktı.
Gülbahar, dedi boğuk bir sesle. İşten çıkarılmadınız. Tam tersine, bugünden itibaren maaşınız tam olarak ödenecek. Hatta gelemeyecek olsanız bile Anneniz için hem bakıcı hem tedavi ayarlayacağım. Ve bir süre durdu, beni bağışlayın.
Gülbahar önce şaşkınca baktı. Sonra gözyaşları süzülmeye başladı. Sessizce, içini çekmeden ağladı.
Salih Bey arabasına, o gösterişli siyah Mercedesine geri dönerken artık semt yabancı gelmiyordu ona. O gün arabasını yavaş sürdü; aklı ilk defa anlaşmalarda, paranın hesabında değildi. O gün anladı ki, para kontrol getirir ama gerçek anlamı insanlık yaratır. O günden sonra Salih Beyin küçük imparatorluğunda değişim başladı. Önce kimse anlamadı, fark etmedi. Ama sonradan, o değişim orada sonsuza dek kaldı.



