Bazen hayatta öyle anlar olur ki…
Yağmurun doğumunu ailesi dört gözle beklemişti. Ama hamilelik çok zorlu geçti, Yağmur erken dünyaya geldi. Küvözde günlerce yattı. Vücudunun birçok sistemi tam gelişmemişti. Yoğun bakım ünitesinde solunum cihazına bağlandı. İki kez ameliyat edildi. Retinasında ayrılma oldu.
Ailesi onu iki kez kaybedeceklerini düşünerek vedalaşmak için içeri alındı. Ama Yağmur, inatçı çıktı, yaşadı.
Fakat çok geçmeden ortaya çıktı ki, Yağmur neredeyse hiç görmüyor ve duymuyor. Fiziksel gelişimine dair umutlar yeşermeye başladı, Yağmur oturdu, oyuncak tuttu, sonra da tutunarak yürüdü. Ama zihinsel gelişim ilerlemedi.
Başlarda anne-baba ikisi birlikte denediler, sonra baba ortadan kayboldu; anne Zeynep tek başına mücadeleye devam etti.
Bir şekilde devlet desteği buldu, üç buçuk yaşında Yağmura duyma implantı taktırdı. Artık Yağmur kulaklarını kullanabiliyordu, ama gelişim hâlâ durdu durdu… Uzmanlar, terapistler, konuşma eğitmenleri derken eve giren çıkan eksik olmadı. Anne Zeynep, Yağmurla sık sık bana danışmaya gelir, ben de Şunu da deneyelim, bunu da yapalım derdim. Zeynep hepsini tek tek denedi. Ama değişen bir şey olmadı.
Yağmur çoğunlukla park yatağında usulca bir şeyi çevirir, yere vurur, elini ısırır, bazen anlamsız sesler çıkartırdı. Bazen kurt gibi ulurdu, bazen melodik şekilde. Zeynep, Beni tanıyor, kendine has bir şekilde sesleniyor ve sırtını, bacaklarını kaşıdığımda çok mutlu oluyor derdi.
Bir gün yaşlı bir psikiyatrist, gayet açık şekilde Zeynepe döndü: Yani, ne teşhisi arıyorsunuz hala? Yürüyen bir bitki olmuş. Artık karar verin; bırakıp da yaşayacaksınız mı, bakmaya devam mı edeceksiniz? Zaten nasıl bakılacağını öğrendiniz artık. Büyük bir değişiklik beklemeyin, kendinizi de bu park yatağın başında çürütmeyin bence. Zeynep hayatında ilk defa bu kadar net bir cümle duydu.
Yağmuru özel eğitimli bir kreşe verdi; kendisi işine döndü.
Bir süre sonra yıllardır istediği motosikleti aldı. Hafta sonu arkadaş grubuyla yollara çıkmaya başladı; motorun sesiyle kafasını dağıtıyor, bütün dertleri unutuyordu. Baba arada nafaka ödüyor, Zeynep onu hafta sonu bakıcıya harcıyordu açıkçası Yağmura bakmak zor değil, o uzun uluma seslerine alışınca…
Bir motosikletli arkadaş, Cem, Sana bayağı vuruldum ben, içinde ilginç bir trajedi var, dedi bir gün.
Zeynep gülümsedi: Gel göstereyim, dedi.
Cem, Zeynepin kendisine yatıya gel diyeceğini sandı, pırıltılı gözlerle Tabii dedi. Zeynep Yağmuru gösterdi. Yağmur o gün keyifliydi, melodik seslerle ve farklı tonda garip ötüşlerle oynuyordu.
Cem şaşkınlıkla, Vay be! dedi.
Zeynep ise omuz silkti: Ne sandın ki?
Sonunda beraber yaşamaya başladılar ama Cem, Yağmura yaklaşmıyordu, bunu baştan konuşmuşlardı zaten. Zeynep de özellikle istemiyordu. Sonra bir gün Cem, Hadi bir çocuk yapalım dedi. Zeynep, Ya yine böyle olursa, ne yapacağız? diye tersledi. Cem yaklaşık bir yıl damdan düşmüşe döndü, konuyu bir daha açmadı, sonra tekrar teklif etti.
Derya doğdu. Allahtan turp gibi, sağlıklı bir bebekti. Cem, Şimdi artık Yağmuru bir kuruma versek mi? Sonuçta normal bir oğlumuz var? dedi bir gün. Zeynep göz devirdi: Sana yol görünür önce. Cem hemen geri vites yaptı: Ben sadece bir öneri sundum.
Derya, dokuz aylıkken Yağmuru keşfetti. O andan itibaren Yağmurla çok ilgilenmeye başladı. Cem panik oldu: Yanına yaklaşmasın, ne olur ne olmaz! Ama Cem ya işte ya motorda, Zeynep ise Bırak oynasınlar, dedi. Derya yanındayken Yağmur ulumuyordu. Hem sanki bekler gibi sessizce ona kulak veriyordu.
Derya oyuncak getirip oynuyor, kendi elleriyle Yağmurun parmaklarını birleştiriyordu. Bir gün Cem hafta sonu hastalanıp evde kalınca, Derya evin içinde babıldayarak yürüyor, peşinden Yağmur da bir gölge gibi dolanıyordu. Cem çıldırdı: Benim çocuğumu ondan uzak tut, ya da sürekli gözetle. Zeynep, kapıyı gösterdi: Odanın yolu bu tarafta. Cem hemen korktu, hemen barıştılar.
Zeynep bana gelip, Cem tam bir odun ama seviyorum işte, fena ama bu? dedi.
Gayet doğal, dedim.
Ben Cemden bahsettim, Yağmurdan değil, dedi. Ama Yağmur Derya için tehlikeli mi sence?
Grubun lideri kesinlikle Derya, ama gözün üzerinde olsun, dedim. Böyle karar verdik.
Bir buçuk yaşında Derya, Yağmura şekil-sıra piramit dizmeyi öğretti. Derya zaten tam cümleler kuruyor, şarkılar söylüyor, el oyunları gösteriyordu. Zeynep, Bu çocuk deha mı? Cem hemen öğren dedi. Adam gururdan çatlayacak, arkadaşlarının çocukları hala baba demiyor.
Bence Yağmur sayesinde, dedim ben. Her çocuk başkasının gelişimine öncü olamaz bir buçuk yaşında.
Bak bunu da fil gibi yüzüne çarpacağım, deyip neşelendi Zeynep.
Şu aileye bak, dedim içimden: yürüyen sebze, gözlü odun, motora binen kadın, bir potansiyel dahi! Derya lazımlığa alıştıktan sonra neredeyse altı ay uğraşıp Yağmuru da ikna etti. Kendi başına yemeye, bardaktan su içmeye, giyinmeye öğretmesi ise bizzat Zeynepin Deryaya göreviydi.
Üç buçuk yaşında Derya, Ya Yağmura ne olmuş ki tam? diye sordu.
Yani, bir kere görmüyor, dedi annesi.
Görüyor, dedi Derya. Sadece çok az. Şunu görebiliyor, bunu göremiyor. En iyi banyodaki aynanın üstündeki lambada görüyor her şeyi.
Göz doktoru, Yağmuru açıklamak için üç yaşındaki çocuk getirildi diye pek bir şaşırdı, ama dikkatlice dinledi, yeni tetkikler yaptı, gözlük ve yeni bir tedavi önerdi.
Derya anaokulunda sorun çıkardı: Bunu okula almak lazım, öyle zeki ki! Diğerlerini ezip geçiyor, dedi öğretmen. Ben ise kesin olarak özellikle ilkokula erken başlamasına karşı çıktım: Derya kreşe devam etsin, Yağmurla ilgilensin. Cem şaşırtıcı şekilde destekledi: Zaten bizimki neredeyse bir senedir ulumuyor, sen de onlarla evde kal.
Bir süre sonra Yağmur; anne, baba, Derya, ver, içeyim ve miyav-miyav dedi. İki kardeş aynı yıl okula başladılar. Derya, Onsuz ne yapacak? diye dert etti: Gerçekten oradaki uzmanlar iyi mi? Anlarlar mı? Şimdi, beşinci sınıfta hâlâ önce Yağmurun ödevlerini yaptırıyor, sonra kendi ödevine geçiyor.
Yağmur kısa, basit cümleler kurabiliyor, okuma yazmayı öğrenip bilgisayarı kullanıyor. Yemek yapmaya, ortalığı toplamaya (Derya ya da annesi programı veriyor) bayılıyor. Bahçede oturmaya, dinlemeye, koklamaya bayılıyor; bütün komşuları tanıyor, hepsiyle sohbet ediyor. Oyun hamuruyla şekiller, lego gibi oyuncaklarla yapbozlar seviyor.
Ama en çok, ailecek motosikletlere atlayıp şehir dışında rüzgâra karşı bağırarak gitmeyi seviyorlar; Yağmur annesiyle, Derya babasıyla sonra hep beraber kafalarını rüzgara karış karış kaldırıp bağıra çağıra yol alıyorlar.



