Gelinim kapıma bir tabela astı: “Lütfen önceden haber vermeden gelmeyin.” Oysa ben üç dakika mesafede yaşıyordum.

Oğlumun eşi, kapının üzerine bir tabela asmıştı: “Lütfen, önceden haber vermeden gelmeyin.” Oysa ben evden üç dakika uzaklıktaydım.

İlk gördüğümde bunun bir şaka olduğunu sandım.

Oğlumun dairesinin kapısında, elimde bir kase sıcak çorba ile duruyordum. Hastaydı; telefonda sesi bir önceki gün fena gelmişti.

Bir anne olarak, böyle şeyler unutulmaz.

Ama kapıda beyaz bir tabela vardı.

“Lütfen, önceden haber vermeden gelmeyin.”

Birkaç saniye boyunca öylece durup baktım.

Sanki birisi, “Hoş geldin değilsin.” diye yazmıştı.

Kapı zilini çaldım.

Bir süre sonra kapı açıldı; karşımda oğlumun eşi, Sedef.

Bakışları önce tabelaya, sonra bana kaydı.

A… görmedin mi? dedi.

Sesi tatlıydı ama soğuktu.

Gördüm, dedim sessizce.

Kaseyi ona uzattım.

Kerem için çorba getirdim.

Hemen almadı.

Bir dahaki gelişinde arayarak haber ver lütfen, dedi.

“Bir dahaki gelişinde.”

Kendimi bir kuryeci gibi hissettim.

Arka taraftan öksürük sesi geldi. Oğlum.

Anne?

Beni görünce gözleri parladı.

İçeri gel!

Ama Sedef kapının eşiğinde duruyordu.

Kerem’in dinlenmesi lazım, dedi.

Kerem kaşlarını çattı.

Sedef, bu benim annem.

Sedef derin bir nefes aldı.

Sadece biraz mesafe istiyorum.

Bu kelime öyle resmi geldi ki; bir yabancı gibi hissettim.

Yıllar önce, Kerem küçükken, ben de sınırlar koyardım. Ama anneme asla kapıyı kapatmamıştım.

Çorbayı antredeki dolaba bıraktım.

Sadece bunu getirdim, dedim.

Oğlum rahatsızdı. Sedef sessiz duruyordu.

İçim sıkıştı.

Ben gideyim, dedim.

Asansöre yürüdüm.

Ağlamadım. Sadece, eskiden kendime ait hissettiğim bir yerden artık uzak olduğumu hissettim; içimde bir boşluk belirdi.

İki gün geçti. Ne aradım ne mesaj attım.

Üçüncü gün, telefonum çaldı.

Arayan Kerem’di.

Anne gelebilir misin? dedi yorgun bir sesle.

Ne oldu oğlum?

Sadece gel lütfen.

Gittiğimde, tabeladan eser yoktu.

Kapı hafif aralıktı.

İçeri girdim.

Oğlum kanepede oturuyordu, yanına Sedef geçmişti.

Sedefin gözleri kızarmıştı.

Anne dedi Kerem. Sana bir şey söylemek istiyorum.

Onlara baktım.

Nedir?

Kerem derin bir nefes aldı.

Sedef, son zamanlarda çok geldiğini düşündü.

Sedef sessizce ekledi:

Ben… bu kadar yakın aile ilişkisine alışık değilim.

Ona baktım.

Gerçekten mahcup görünüyordu.

Ama Kerem hastalanınca… dedi Sedef. Bir şeyi fark ettim.

Neyi?

Başka kimse, haber vermeden çorba getirip kapıya bırakmazdı.

Odada bir sessizlik oldu.

Kerem hafif gülümsedi.

Anne… bazen insanlar bir şeyin değerini, neredeyse tükenecekken anlarlar.

Sedef ayağa kalktı.

Ve sessizce,

Özür dilerim, dedi.

Bazen kelimeler azdır.

Ama yeter.

Kapıya baktım.

Artık tabela yoktu.

Sadece ev kalmıştı.

Böyle durumlarda affetmek gerek mi acaba?

Rate article
Lifequest
Gelinim kapıma bir tabela astı: “Lütfen önceden haber vermeden gelmeyin.” Oysa ben üç dakika mesafede yaşıyordum.