Kocam telefonunu masada bırakmıştı, ekranda ise “Harika bir akşam için teşekkürler” yazan bir mesaj yanıp sönüyordu.

Eşim telefonunu masada bırakmıştı ve ekranında Harika bir akşam için teşekkürler yazan bir mesaj parlıyordu. Tamamen sıradan bir salıydı. Ben akşam yemeğinden kalan tabakları topluyor, mutfakta hâlâ közlenmiş biber ve taze ekmeğin kokusu duruyordu. O ise ellerini yıkıyor, kendi kendine mırıldandığı bir şarkıysa mesajdan bile fazla sinirlerimi bozuyordu.

Telefona dokunmadım, sadece şöyle bir baktım.

Sonra içeri girdi, ekranı gördüğümü fark etti ve bir anda telefonu ters çevirip ekranını aşağıya koydu. O hareket karnıma öyle bir yumruk gibi oturdu ki, her şeyden çok canımı acıttı.

Kim o? diye sakince sordum.

Derin bir nefes çekti, sanki tartışmayı başlatan benmişim gibi.

İşten bir arkadaş. Yine başlama.

Kadınlarla çalışmazdı, hep öyle söylerdi bana. Onun firmasında hep erkekler varmış, toz, kutu ve stres, diye espri yapardı.

Ellerimi havluya siliyordum ve masaya oturdum. Bana bakmadı. Buzdolabını açıp kapadı, sonra tekrar açtı; cevaptan kaçmak için oyalanıyordu.

Ne güzel bir akşam geçirmişsiniz? dedim.

İş çıkışı birkaç kişi oturduk. O kadar.

Kimler?

İşten insanlar.

Balkonda biri sandalye çekiyordu, sesi aramızdaki sessizliğe tuhaf bir şekilde karıştı. Böyle anlarda insanın sadece kıskançlıktan canı yanmıyor, insanı aptal yerine koyduklarında da gerçekten acıyor.

Yarım saat sonra sanki hiç bir şey olmamış gibi davranıyordu. Televizyonu açtı. Tatlı var mı? diye sordu. Hatta şöyle dedi:

Kendini fazla kaptırma.

Bu lafıyla iyice yıkıldım.

Sebebi başka değildi; son aylarda hep kafamda senaryolar kuruyordum. Eve geç geldiği zamansenaryolar. Balkona çıkıp gizli gizli telefonda konuştuğu zamansenaryolar. Durduk yere yeni gömlekler aldığı zamansenaryolar.

O gece kriz çıkarmadım. Ne ağladım, ne bağırdım.

Sadece uyuyunca, gömleğini sandalyeden aldım ki yerine kaldırayım. Cebinden küçük bir fiş düştü. Ne bir aşk mektubu vardı, ne büyük bir dram. İki kişilik bir lokantada yemek fişiydi.

İki ana yemek.
İki kadeh şarap.
Bir tatlı, iki kaşık.

Koltukta oturup fişi öylece seyrettim. Bazen küçük şeyler, büyük yalanlardan bile daha çok incitiyor. Çünkü birinin gözünün önünde, gönül rahatlığıyla, rahatça sakladığını gösteriyor.

Sabah ona her zamanki gibi kahvesini yaptım. Hatta kupasını telefonunun yanına koydum. Bana şüpheli bir bakış attı.

Niye öyle bakıyorsun? dedi.

Çünkü bugün büyük insanlar gibi konuşacağız.

Fişi kupasının yanına bıraktım. Parmakları kupa kulbunda dondu kaldı.

Şimdi bakalım ne bahaneler uyduracaksın dedim.

Kendisi bembeyaz oldu.

Aslında sandığın gibi değil.

İlginç. Çünkü benim ne düşündüğümü bile söylemedim daha.

Bir anda hızlı hızlı anlatmaya başladı. Müşteriydi, sıkıntısı vardı, seni üzmek istemedim, iş için yemek ama geç oldu, dedi. Sonra kendi sözleriyle çelişti, farkına bile varmadan.

Sadece baktım ona. İlk defa, kendi sözlerinden çıkmasına yardım etmeye çalışmadım.

Sonra bir laf etti, beni en çok sarsan buydu:

Sana daha fazla ilgi göstersem, yine yapay dersin. Ne yapsam kötü oluyor.

O an, niyetinin gerçekleri itiraf etmek değil, beni suçlamak olduğuna tam anlamıyla emin oldum.

Güldüm ama üzüntülüydü.

Yani sen başka biriyle yemek yiyorsun, sorun yine ben miyim?

Masaya elini vurdu.

O bir yemek değil, buluşmaydı.

Buluşma.

Bu sözcük daha da aşağılayıcı geldi. Lütfedip ismini değiştirdiğinde yalan temize çıkıyormuş gibi.

Kalkıp koridora gittim, küçük valizini çıkardım. Giysilerini fırlatmadım. Bağırmadım. Sadece kapının önüne koydum.

Bana o gözle baktı; her an yumuşayacakmışım gibi. Ama artık her hakaret karşısında kendini suçlayan eski kadın değildim.

Bir fiş için mi yapıyorsun bunu? dedi.

Hayır, dedim. Arkasında duran her şey için yapıyorum.

Bir ihanetin en acı tarafı yabancı biriyle oturmak değildir. Seni kendi gözlerinden şüphelendirmenin yoludur. Bazen insanın onuru sessizce, kapının önüne bırakılan bir ufak valizle gider. Acaba ben mi abarttım, yoksa o sınırı çoktan aşmış mıydı, fişi bulmadan önce?

Rate article
Lifequest
Kocam telefonunu masada bırakmıştı, ekranda ise “Harika bir akşam için teşekkürler” yazan bir mesaj yanıp sönüyordu.