Ayşe uzun yıllardır iki çocuğunu tek başına yetiştiriyor. Geçtiğimiz hafta ani bir kalp krizi geçirdiğinde, oğlu Mustafa hemen onun yanında oldu. Oysa kızı Melike, daha büyük ve rahat bir apartmanda yaşamasına rağmen, annesinin bakımını üstlenmemek için sürekli bahaneler üretiyor.
Mustafa ve eşi Elif, Ayşeye bakma sorumluluğunu üzerlerine aldılar; fakat bu hiç de kolay bir görev değil. Hem yaşlı bir kadına destek olmak, hem kendi çocuklarını büyütmek, hem de iş hayatındaki gereklilikleri yerine getirmek arasında denge kurmak zorunda kaldılar. Zaman zaman Mustafa, annesinin sağlık masraflarını karşılamak için ablasından maddi yardım istese de Melike, daima kendi harcamalarını ön planda tutuyor.
Bütün sıkıntılara rağmen, genç çiftin gösterdiği ilgi ve sabır sayesinde Ayşe günden güne toparlanmaya başladı; hatta ev işlerine yardımcı olmaya başladı. Ancak bir gün Mustafa, annesinin Melike ile evin tapusunu devretme ve Melikenin evi satıp yeni bir ev alma planlarını konuştuğunu duyduğunda her şey değişti.
Bu gerçek Mustafayı derinden sarstı. Annesine en zor günlerinde destek olan kişi kendisiyken, tüm mirası ablasının alacak olması onu yaraladı ve kendini ihanete uğramış hissetti. Konuyu annesiyle konuştuğunda Ayşe, bu kararında kararlı olduğunu ve Melikenin paraya daha çok ihtiyacı olduğunu, Mustafanın ise zaten hayatını sürdürebileceğini söyledi.
Yaşadığı haksızlık karşısında öfkelenen Mustafa artık sessiz kalamayacağını düşündü. Eşyalarını topladı ve annesini Melikenin evine gönderdi; belli ki Ayşe, evladına olan sevgisini bu şekilde tercih etmişti. Mustafa’nın bu terk edişi, annesinin kararına duyduğu acının ve hayal kırıklığının bir ifadesi oldu; ona gösterdiği tüm ilgiye ve desteğe rağmen, Ayşe sonunda kızını seçmişti.




