Zengin iş insanı, temizlikçi kadının engelli oğluyla dans ettiğini görünce onu önce evinden kovdu

Bugün yaşadığım olaylar, içimde fırtınalar kopardı. Sabah işe giderken apartmanda müzik sesi duydum, köy havası taşıyan, şen kahkahalarla karışan bir melodi. Kapıyı açar açmaz donup kaldım.

Odada temizlikçi Ayşe, oğlum Aliyi tekerlekli sandalyeden hafifçe kaldırmış, radyoya uydurarak döndürüyordu. Ali kafasını geriye atmış, kahkahalarla ellerini sallıyor, sanki dünyadaki en mutlu çocuk gibi görünüyordu.

Dur! diye bağırdım, sesi öyle yüksek çıkmıştı ki Ayşe neredeyse Aliyi düşürecekti.

Hemen onu sandalyeye koyup battaniyesini düzeltti. Müzik hâlâ devam ediyordu. Birkaç adım atıp radyonun fişini çekiverdim.

Ne yapıyorsun sen? O benim oğlum, oyuncak değil! Bel kemiği hasarlı, sen buna dikkat ediyor musun?

Çok dikkat ettim, sıkıca tuttum dedi Ayşe, sesi ürkekti.

Dikkat mi?! cebimden paraları çıkarıp masaya attım. Haftalık ücretin, al git, bir daha seni burada görmek istemiyorum.

Ayşe paraları katlayıp cebine koydu. Aliye baktı, Ali ise pencereye dönüp yüzü korkuya bürünmüş haldeydi. Sessizce çıktı, vedasız.

Alinin yanına oturup onunla konuşmaya çalıştım. Oğlum sessiz, gözleri yolda. Akşam yemek bile yemedi; aynı noktaya bakıp durdu. Ulaşmak istedim, kuş gibi ürkmüştü, üç yıl önceki o talihsiz kazadan beri ilk kez böyle içine kapanmış haldeydi.

Gece mutfakta bir bardak su aldım, ama içemedim. Başıma ellerimi koyup düşündüm: üç senedir her kuruşumu doktorlara, fizyoterapistlere harcadım; yazlığı sattım, borca girdim. Kendimi zorlaya zorlaya çalıştım. Ama oğlum iyileşmeyip içine çekildi, hatta konuşmayı bile bırakmıştı.

Bugün güldü. Üç yıl sonrası ilk kez. Ben ise onu tekrar kırdım.

Kapısına gidip baktım, hâlâ bakışları camda, hareketsiz. Geçen hafta aşağıdaki komşumuz beni apartmanda durdurmuş, Sabahları ne kadar neşeli oluyor, müzik, kahkahalar. Ali daha mutlu sanki demişti. O zaman önemsemedim; şimdi ise anlayabildim.

Odada sandalyenin yanına oturup sordum:

Tak sık mı eğleniyorsunuz Ayşe ile?

Ali sessizdi. Sonra dişlerinin arasından mırıldandı:

Her gün. Bana hep denizi anlatıyordu; iyileştiğimde gideceğimizi. O hep inanıyordu ayağa kalkacağıma.

Boğazım düğümlendi.

Baba Ali bana döndü, gözlerinde öyle derin bir hasret vardı ki, göz göze gelmeye dayanamadım. Üç senedir ilk defa kendimi gerçekten canlı hissetmiştim. Ama sen Ayşeyi yolladın.

Cevap veremedim; Ali yine sırtını döndü.

Ertesi sabah, İstanbulun kenar mahallelerinden birine, Ayşenin yaşadığı yere gittim. Eski bir apartmanda, boyası dökülmüş, balkonları eğilmiş bir ev buldum. Dördüncü kata çıktım, kapıya vurup bekledim.

Ayşe şaştı, bana kapıyı açarken tereddüt etti, hemen içeri almak istemedi.

Hasan Bey?

İçeri girebilir miyim?

Ayşe isteksizce çekildi. Küçük, eski mutfakta koku, yıpranmış bir linolyum, pencere kenarında bir sardunya. Fakir ama tertemiz.

Şapkamı çıkarıp ellerimde bükmeye başladım. Ortaokul öğrencisiydim sanki.

Yanlış yaptım deyiverdim, gözüm yerde. Korktum, zarar verir misin dedim. Ama aslında oğluma yaşamı geri getiren sensin.

Ayşe, sohbet etmeden buzdolabına yaslandı.

O dün akşam hiç konuşmadı O kazanın ardından hastaneden getirildiğinde de böyleydi, duvara bakıp durdu Gözlerimi kaldırdım. Bana, senin ona inandığını, senin yanında ilk defa canlı hissettiğini söyledi.

Ayşe kollarını göğsünde kavuşturdu.

Siz onu hastalıkla değil, kendi korkularınızla boğuyorsunuz, dedi ters bir tonda. Hastalık sandalyeden ibaret değil. Siz ona yaşama arası açmıyorsunuz.

Sanki tokat yemiş gibi oldum. Yumruklarımı sıkıp sessiz kaldım.

Dört duvarda, kafeste tutuyorsunuz. Doktor, krem, fizyoterapist getiriyorsunuz ama yaşamadan uzak tutuyorsunuz. Asıl tehlike sandalye değil, hiç bir şey istememeye başlaması.

Onun zarar görmesinden korkuyorum dedim sesim titreyerek. Kolaylaştırmaya çalışıyorum

Kolay mı? Ayşe başını sallayıp tekrar yaklaştı. Kolaylaştırmış falan değilsiniz Sadece bomboş bırakıyorsunuz. Siz onu hayatın dışına itiyorsunuz, ama onun canı yaşamak istiyor.

Tabureye oturup ellerimle yüzümü kapattım.

Lütfen geri gel, engellemeyeceğim artık. Sen nasıl uygun görüyorsan öyle yap. Sadece dön

Uzun süre sustu. Sonra derin bir nefes aldı.

Tamam. Ama her şey benim yöntemimle olacak. Kendi kurallarınız olmayacak, anlaştık mı?

Anlaştık başımı kaldırmadan onayladım.

Ayşe o gün geri döndü. Ali onu kapıda görür görmez ağlamaya başladı, çocuk gibi. Ayşe ona sarıldı, saçını okşadı. Ben ise içeri girmeye cesaret edemedim.

O günden sonra müdahale etmeyi bıraktım. Ayşe her sabah gelip müzik açıyor, Ali ile sohbet edip kahkahalar atıyordu. Ben de mutfakta onları dinliyordum. Üç yıldır hep yanlış yaptığımı fark ettim: oğlumun sağlığını satın almaya çalışmıştım, ama ona yaşamı vermemiştim.

Bir hafta sonra işteki mesaimi azalttım, eve daha erken gelmeye başladım. Nakliyedeki daha az şoförle çalışıp fazla sipariş peşinde koşmayı bıraktım. Kazancım azaldı; ama ilk kez Alinin yeniden konuştuğunu, şakalaştığını ve tartıştığını gördüm.

Bir akşam üçümüz masada oturuyorduk. Ayşe, çocukluğuna dair bir hikaye anlatıyordu, Ali ise meraklı bir şekilde dinliyordu. Ben onları izlerken birden fark ettim: bu, gerçek bir aileye benziyordu.

Ayşe, sana bir şey sorabilir miyim? dedim, çatalı bırakarak.

Tabii.

Parkta, Ali gibi çocuklar için bir oyun alanı yapmak istiyorum. Onlar da rahat buluşabilsin, keyif alabilsin. Bana yardım eder misin?

Ayşe şaşkına döndü.

Ciddi misiniz?

Ciddiyim. Üç yıldır sadece iyileşmesini istedim. Ama yaşamayı öğrenmesi gerektiğini hiç düşünmedim. Sen bana bunu öğrettin.

Ali gözleri parlayarak bana baktı.

Baba, gerçekten mi? Başka çocuklar olacak mı orada?

Gerçekten, oğlum. Söz veriyorum.

İki ay içinde alan hazırdı. Yüklenici firmaları buldum, tüm birikimimi harcadım. Geniş yollar, rampalar, pürüzsüz zemin. Yağmura karşı gölgelik. Ebeveynler için banklar.

Açılış gününde yine üçümüz gittik. Ali sandalyede etrafı öyle bir heyecanla izledi ki, sanki dünyayı ilk kez görüyordu. Başka çocuklar ve aileler de vardı.

Ayşe başka bir anneyle konuştu, Aliyi gösterdi. Kadın, kızını sandalyede yaklaştırdı.

Baba bak! Ali kolumu çekti. Orada bir kız var, onunla tanışabilir miyim?

Tabii ki, oğlum, boğazıma bir düğümlendi. Git!

Ayşe onu diğer çocuklara götürdü. Ben girişte kaldım, oğlumun kahkahalarını ve coşkusunu izledim. Yaşayan, gerçek bir Ali artık.

Ayşe uzaktan bana bakıp gülümsedi. Ben de ona başımla selam verdim.

Akşam Ali hiç sessiz kalmadı; yeni arkadaşları Derya ve Cemden bahsetti, Ayşenin onu her hafta parka götüreceğine dair söz verdi. Dinledim, başımı salladım, ilk kez her şeyin güzel olacağını hissettim. Hemen değil, ama olacak.

Şunu anladım: Bazen sevgi, insanı dünyadan korumak değil; ona dünyaya adım atma fırsatı vermekmiş.

Rate article
Lifequest
Zengin iş insanı, temizlikçi kadının engelli oğluyla dans ettiğini görünce onu önce evinden kovdu