Bugün günlüğüme biraz içimi dökmek istiyorum. Oğlum, ah oğlum… Yıllarca emek verdim, tek başına büyüttüm onu. Eşim bu dünyadan göçeli birkaç yıl oldu, tek evladım Enes bana hayat oldu, teselli oldu, her şeyim oldu. Ona sevgimi, ilgimi hiç eksik etmedim, iyi bir eğitim alması için elimden geleni yaptım. Geçimimiz hep mütevazıydı, kırk yaşımda anca bir ev sahibi olabildik, ondan önce yıllarca kirada yaşadık. Hiçbir zaman ikinci bir daire almak için imkanımız olmadı ama ben de eşim de kendi evimizi kendi alın terimizle aldık, şimdi oğlumun da bunun için çalışması gerektiğine inandım.
Enes üniversite sırasında çalışmaya başladı, mezun olur olmaz sağlam bir iş buldu. Benim gururumdu, onu izleyince göğsüm kabarırdı. Sonra bir gün gelip “Anne, bir kızla görüşmeye başladım,” dedi. Sevincimden havalara uçtum. Kim olursa olsun, tek derdim oğlumun mutlu olmasıydı. İlk başta Zeynep çok hoşuma gitti, ağırbaşlı, kibar bir kızdı. Düğün oldu, balayı bitti, çocuklar dönünce Zeynep işinden ayrıldı. “İş yerinde yöneticiler beni hep sıkıştırıyor, daha iyi bir iş bulmak istiyorum,” dedi. Ama bununla da kalmadı. İki yıldır ne bir işe başladı ne de bir gayreti oldu. Oğlumun sırtında yaşayıp duruyor.
Oğlumla Zeynep, Zeynepin kenar mahalledeki bir odalı dairesinde oturuyorlar. Zeynep evde oturuyor, Enes çalışıyor, ama yeni bir ev almak Enese hep hayal gibi geliyor çünkü Zeynep bütün parasını güzellik salonlarına, kıyafete harcıyor. İnsan iki yılda nasıl iş bulamaz, aklım almıyor. “İşe görüşmeye gidiyorum,” diyor, sanmıyorum, muhtemelen Enesin kazandığıyla hayatı kolayca sürdürmek hoşuna gidiyor.
Bir gün sordum, “Çocuk yapmayı düşünüyor musunuz?” dedim. Kızım; “Bir odalı evde ne çocuğundan bahsediyorsun?” diye cevap verdi. “Biraz birikim yapıp krediye girişsek, olur mu?” dedim. “Zaten ay sonunu zor getiriyoruz, birikim yapacak para yok,” dedi Zeynep. İçimden dedim ki, keşke en azından çalışsa ve tasarruf etmeye çalışsa, ben elimdeki birikimi tabii ki destek verirdim. Ama verilen paranın hepsi harcanacak, biliyorum.
Son zamanlarda Zeynep “Çocuğumuz olsun” diye tutturmaya başladı, “Vaktimiz geçiyor, artık torun düşünmeliyiz,” diye dertleniyor. Ama bu şartlarda çocuk büyütülür mü? Enes de ona hak veriyor artık. “Anne, bak biz düşündük, bizim evle senin evi değişsek ne olur? Yasal bir şey yapmaya gerek yok, sadece takas edelim, senin ev alanı sana yeter, bize çocuk için büyük olur,” dedi. Oğlumdan bu lafları duyunca içim sızladı, onun aklına tek başına gelmezdi böyle şeyler. Dedim ki; “Ben işim ve alışkanlıklarım için buradayım. Yaşlı ağaç yer değiştirmez.” Zeynep de gülerek; “Bir iki yıl çalışıp sonra size torunlar vereceğiz,” dedi.
Bu “çok avantajlı teklifi” reddettim, hiç içime sinmedi çünkü evimden ayrılmak istemiyorum. Ardından oğlum tekrar tekrar konuyu açtı, yine kalbimi kırdı. Enes, kimsenin sırtından geçinmek isteyen biri değildi; ama şimdi karısı onu böyle yönlendiriyor. Zeynep de her seferinde “Hadi gidelim, annene söyledim işte, bizim için elini bile kıpırdatmaz. Çocuk umursamıyor,” dedi.
Bundan sonra oğlum bana ulaşmıyor, ne telefona çıkıyor ne geri dönüyor. Oğlumun bu tavrı karşısında şaşkınım. Aptal değil, ama karısı yanında olunca bambaşka biri oluyor sanki… Artık şunu öğrendim; bazen insan en yakınındakine bile yetemiyor, fedakarlıklar tek taraflı olunca insan kendini çaresiz hissediyor. Mesele para, ev değil; önemli olan oğlumun kendi karakterini kaybetmemesiymiş. Yalnızlık zor ama iç huzurum daha değerli.




