Ben ve nişanlım Şebnem birbirimizi çok severdik. İkimiz de yirmi yaşındaydık. Dostluğumuz ilkokul dördüncü sınıfta başladı, altıncı sınıfta ise artık sevgiliydik. Genç yaşta bir oğlumuz oldu.
Elbette, bu durumu ne benim ne de Şebnemin ailesi beklemiyordu. Ama hayat bazen kendi yolunu çizer. Oğlumuz bizim için gerçek bir nimet, bir hazineydi! Bugün üç yaşına basıyor. Kendi evimiz var artık ve ben de sevgili Şebnemle evlenmeye karar verdim.
Düğüne yaklaşık yüz kişi davet ettik. Çoğu ailemizden, ülkenin dört bir köşesinden akrabalarımızdı. Birçoğuyla aramızda öyle yakın bir ilişki yoktu belki ama böylesine bir dönüm noktasında sevdiklerimizi görmemek olur mu hiç?
Düğün haberini paylaştığımız anda annem, oğlumuzu yanımıza almamamız, bir bakıcıya bırakmamız konusunda bizi ikna etmeye başladı.
Oğlunun iyiliğini düşünmelisin. Onun hali, neşesi, kimseye yük olmasın. Herkes eğlenmek, kafasını dinlemek istiyor. Sen çocuğunla ilgilenirken başını kaşıyamazsın. Daha küçük, olayın farkında değil, diyordu.
Şebnemle ikimiz, oğlumuzun hayatımızın bu önemli anında yanımızda olması gerektiğinde hemfikirdik. Böylesi bir günü bir daha yaşayamayacağız. Teyzem, yani annemin ablası, düğün boyunca oğlumuzla ilgilenmeyi kabul etti ve böylece içimiz rahatladı. Böyle olunca aile de huzurlu ve rahat olmuştu.
Sadece annem ters bir tavır takınıyor, etrafta dolaşıp oğlumuzun düğüne gelmesinden şikayet edip duruyordu. Zamanla asıl derdini anladım.
Meğer annemlerin tek derdi, oğlumuzdan kimseye bahsetmemiş olmalarıymış. Şimdi ne söyleyeceklerini, aileye bunu nasıl anlatacaklarını bilemiyorlardı. Utanıyorlardı; insanların gerçeği öğrenmesinden çekiniyorlardı.
Annem, evlenmeden çocuk sahibi olduğum duyulursa kendisi adına mahcup olacağını, yaşıtlarının dalga geçeceğini, kimsenin de bu sırrın meydana çıkmasını istemediğini dile getirdi.
Aslında annem, diğer akrabaların davranışlarından çok kendi itibarını ve insanların bu duruma vereceği tepkiyi düşünüyordu. Zaman zaman bazı akrabalarla konuşulmuş olsa da kimse ağzını açmamış, bir şey söylememişti.
Bu duruma çok kızmıştım. Annem de bana kızmıştı.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o günlerde kendimi suçlu, yanlış bir şey yapmışım gibi hissettiriyordu. Defalarca oturup konuştuk ailece. Ben kararımda ısrarcıydım, onlar da kendi isteklerinde diretmişti.
En yakınlarımız bile yanımızda durmadı. Annem, Beni dinlemezsen artık seni oğlum saymam, deyip durdu. Şimdi düşünüyorum da, hiçbir zaman böyle bir şeyin başıma geleceği aklımdan geçmezdi.




