Bu hiç doğru değil! Sonuçta, o annesi! Onu kendi evine götürebilir! Bunlar eşimin yakınlarından sıkça duyduğum sözler. Arkadaşlarım da aynı şekilde düşünüyor, fakat yüzüme söylemiyorlar. Bunun nedeni kayınvalidemle yaşadığımız durum.
Kayınvalidem Gülşen 83 yaşında, yüz kilodan fazla ve sık sık hastalanıyor. Birkaç yıl önce kuzenim bana: Neden Gülşeni alıp yanınızda yaşamıyorsunuz? diye sordu. Her gün yardıma gitmen güzel, ama ya gece bir şey olursa? Ona yalnızken daha da zor. Sonuçta, Yılmazın annesi olarak tek desteği var.
Haliyle, büyükannemizle ilgilenmek Yılmaz, ben ve oğlumuzun sorumluluğu gibi görünüyor. Son beş yıldır Gülşen eve hapsolmuş durumda, hiç dışarı çıkamadı. Ayakları ağrıyor ve kilosundan dolayı hareket edemiyor. Her şey otuz yıl önce başladı. Kayınvalidem o zamanlar dinamik, genç, sağlıklı ve otoriter bir kadındı.
Kimi getirdin bana? diye çıkıştı Yılmazın annesi, Gülşen, ilk tanıştığımızda. Şu kadın için mi bütün hayatımı verdim?
Bu sözlerin ardından sessizce otobüse doğru yürüdüm. O dönem kayınvalidem Ankarada prestijli bir semtte büyük bir evde yaşıyordu. Eşi önemli bir görevdeydi, bu yüzden uzun yıllar boyunca Gülşenin refahı yerindeydi; eşini kaybettikten sonra bile. O gün Yılmaz benimle geldi, annesinin dediğini körü körüne kabul etmediği için çok şanslıydım. Ama büyüklerine her zaman saygı gösterirdi. Beni teselli etmeye çalıştı, annenin yapısının böyle olduğunu anlattı.
Evlenince kendi evimiz için para biriktirmeye başladık. Yılmaz işe gitti ve altı ay eve gelmedi. Birkaç yıl içinde bir ev aldık ve tamamladık. Gülşeni fazla ziyaret etmedik. O ise Yılmaza ve tanıdığı herkese hakkımda kötü şeyler söyledi. Gelinim bana yardım etmemi istemiyor dedi. Nasıl istemiyor? Ve benzeri şeyler.
Şehirde yaşamak istedi, ama evinden aldığı para yetmedi. Bize maddi destek olmamız karşılığında, dairesini oğlumuza bırakacağını söyledi. Ama noterde bir anda fikrini değiştirip, dairesinin kendine kalmasını istedi, çünkü bir arkadaşı büyükannelerin böylece evsiz kaldığını söylemiş. Sonra ona bakacak kişiyi mirasçı yapmak istediğini açıkladı. Evde söz sahibi ben olacağım! dedi. Bizim onu kandıracağımızı ve ortada kalacağını düşündü.
Yaklaşık yirmi yıl geçti. Noterdeki herkes onun yakınmalarını duydu ve çok mahcup olduk. Biz de pes ettik. Hemen taşındı ve küçük bir tadilat yapmamıza bile izin vermedi. Neredeyse bir ay sonra, eski eşyaların eskidiğinden ve bozulduğundan şikayet etmeye başladı. Bana hep suç buldu: Yanlış daire buldun, beni kandırmak istedin.
Gülşen kuzeninin çocuklarını severdi, ama torununa ilgisizdi. Torununun doğum gününü bilmezden geldi! Birkaç yıl önce hastaneye kaldırıldı, fazla kilo nedeniyle evde bile yürüyemez hale gelmişti. Doktorun verdiği sağlıklı yemekleri götürdüm, ama Gülşen sürekli söylenip yemeyi reddetti. Beni sadece kuzenim doyuruyor, sen beni aç bırakıyorsun! dedi.
Geçen yıl Yılmaz, annesini yanımıza almam için yalvarmaya başladı. Artık her şeyi anladığını ve doktorları dinlediğini söyledi.
Tamam dedim. Ama şartlarımı belirttim: Mutfak tamamen bana ait olmalı, yemekleri ben yapacağım ve ne yiyeceğimize ben karar vereceğim; ayrıca kuzenleri gelmeyecek.
Kayınvalidem bu duruma sinirlendi ve gelmek istemedi; çünkü eve gelirse bütün kontrolü elinde tutacağını sanıyordu. Bizde sadece bir “evin hanımı” var; o da benim. Yine de onu ziyaret ettim, temizlik yaptım, yemek pişirdim, bazen gece yanında kaldım. Favori kuzeni ise sadece telefonla, uzaktan ilgilendi.
Gülşen bana telefon ederek şikayet etti: Beni aç bırakıyor, tatlı ve sucuk yok! Beni çağırıp pasta getirmemi istiyordu ama, kuzeni yoğun olduğu bahanesiyle hep erteliyordu. Oysa evi bana göre çok daha yakındı. Yalnızca ayda bir uğrayıp, sağlıksız yiyecekler bırakıyordu; ben ise günlük ilgileniyordum.
Bir gün kayınvalidem kuzenini arayıp kolyesinin ve takı çaprazının kaybolduğunu söyledi. Benim ve kuzeninin de o gün onu ziyaret ettiğini, ama bunları kesinlikle benim aldığımı iddia etti.
Sessizce sofrayı kurup, kolye ve çaprazı buldum; komodinin altına düşmüşlerdi. Eve döndüğümde olanları Yılmaza anlattım ve artık gitmeyeceğimi söyledim. Durumu bir huzurevine taşımayı önerdim, Yılmaz da kabul etti.
Hayat bazen insanı en yakınlarıyla sınar. İyi niyetle yapılan fedakarlık bile, bazen yeterli olmaz. Gerçek huzur ve mutluluk, karşılıklı anlayış ve saygı ile mümkündür. Şunu unutmayalım: Bazen en önemli ders, iyiliğin bile sınırlarının olması gerektiğidir.




