Ama tam her şeyin yeniden başlayabileceğine inanmaya başlamışken, tek bir an her şeyimi alt üst etti.
Bunca yıl yaşadığım o salon şimdi bana yabancıydı, tıpkı kendim gibi.
Yetmiş yaşına iki adım kala, önümde açık bavulumla kalakaldım; nasıl geldim bu noktaya diye düşündüm.
Biz buraya nasıl geldik? dedim, elimde Sonsuza dek yazılı kırık kupayı çevirip yerine bırakarak.
Avucumun içiyle koltuğun kadifesini okşadım. Elveda pazar kahvaltıları, tartışmalı pizza geceleri.
Anılar başıma üşüşmüş davetsiz misafirlerdi atmaya kalksam da gitmiyordu.
Yatak odası Oradaki boşluk bıçak gibi daha keskindi. Yatağın öbür yanı bana bakarken adeta yargılıyordu.
Bana öyle bakma, diye mırıldandım. Hepsi benim suçum değil ki.
Toparlamak, kıymetli kalan şeylerin avına döndü. Masanın üstündeki dizüstü bilgisayarım bana pusula gibi duruyordu.
Hiç değilse sen varsın, dedim ona okşarcasına.
İki yıldır uğraştığım bitmemiş romanım onun içindeydi. Daha tamamlanmamıştı ama bana aitti hala kaybolmadığımın kanıtıydı.
Derken gelen mesaj, Seraptan:
Yaratıcı kamp Ilık bir ada Yeni bir başlangıç Şarap.
Tabii şarap, diye seslice güldüm.
Serap, en kötü felaketi bile fırsata çevirmekte üstüne tanımazdı.
İlginç fikirdi, ve belki de tam ihtiyacım olan çılgınlıktı.
Uçak biletleri önümde, içimdeki sesi susturamıyordum.
Ya sevmezsem? Ya orada bana kimse yüz vermezse? Ya denize düşüp balıklara yem olursam?
Ama sonra başka bir soru doğdu kafamda:
Ya seversem?
Derin bir nefes alıp bavulumu kapattım. Kaçış başlasın.
Ama bu bir kaçış değildi. Yepyeni bir şeyin başlangıcıydı.
Ada beni hafif rüzgar ve dalga sesleriyle karşıladı. Gözlerimi kapatıp, tuzlu havayı ciğerlerime çektim.
İşte ihtiyacım tam olarak buydu.
Ama huzur kısa sürdü. Kampa varınca ada sessizliği, yüksek kahkahalara ve müzik sesine teslim oldu.
Gençler yirmilerinin, otuzlarının başı renkli minderlerde, ellerinde şemsiye gibi içkiler
Burası manastır değil ya, dedim içimden.
Havuz kenarındaki grubun gürültüsü öyle fazlaydı ki, bir serçe dalından paniğe kapılıp uçtu. İç geçirdim.
Yaratıcı çıkış, öyle mi Serap?
Daha gölgeye bile geçemeden, Serap yamuk şapkası ve elinde buzlu bir margarita bardakla peyda oldu.
Nihal! diye bağırdı, sanki dün yazışmamışız gibi. Sen geldin!
Şimdiden pişmanım, dedim ama gülmeden edemedim.
Hadi ama, böyle deme! Elini salladı.
Burada sihir var! Bak gör, bayılacaksın!
Biraz daha az gürültülü bekliyordum, dedim, kaşımı kaldırarak.
Saçmalama! İnsanlarla tanış, atmosferi içine çek! Bu arada Bileğimden tuttu Ki biriyle mutlaka tanışmalısın.
Cevap veremeden kalabalığın arasından çekiştirdi beni.
Kendimi anaokulunda fazlasıyla yorulmuş bir anne gibi hissediyordum, etrafa dağılmış terliklere takılmamaya çalışarak.
Bir adamın önünde durduk. Gerçekten de dergiden fırlamış gibiydi.
Bronz ten, gevşek bir gülümseme, göğsü az açık beyaz keten gömleğiyle hem gizemli hem ölçülü.
Nihal, bu da Arda, diye Serap övünerek tanıttı.
Tanıştığımıza memnun oldum, Nihal, dedi, sesi Ege meltemi kadar yumuşaktı.
Ben de memnun oldum, dedim, ellerim titremeyip titremediğini kontrol ederek.
Serap sanki kraliyet nişanı ayarlamış gibi parlıyordu.
Arda da yazar. Ona yeni kitabından bahsettim, o kadar heveslendi ki.
Yüzüm kızardı. Daha bitmedi aslında
Önemli değil, dedi Arda.
İki yıldır uğraşıyorsan Bu büyük iş! Keyifle dinlerim.
Serap göz kırptı ve arkasını döndü: Siz sohbet edin, ben iki margarita daha getireceğim!
Ona kızgın, ama birkaç dakika sonra ister Ardanın etkileyici hali, ister rüzgarın oyunu olsun yürüyüş teklifini kabul ettim.
Bana iki dakika, dedim, nedense heyecanla.
Odaya döndüm, bavuldan yaz için en uygun elbiseyi çıkardım. Belki istemeden sürüklendim, ama en azından güzel görünürüm.
Geri indiğimde Arda hazır bekliyordu. Hazır mısın?
Başımı salladım, içimde kelebeklerin dansını gizlemeye çalışarak.
Buyur, önden.
Arda adanın sakin, kampın karmaşasından uzak köşelerine götürdü beni.
Hindistan ceviziye salıncaklı gizli bir koy, rehberlerde olmayan uçuruma giden harika bir patika
Yeteneğin varmış, dedim, güldüm.
Neye? diye sordu, kumda otururken.
Birini hiç ait değilken unutturacak kadar rahat ettirmeye.
Gülüşü daha da yayıldı. Belki de o kadar ait olmamak diye bir şey hiç yoktur.
O gece, aylar sonra ilk kez bu kadar uzun ve sahici kahkahalar attım.
Seyahatlerinden, edebiyata merakından söz etti ilgilerimiz benzerdi.
Kitabıma olan ilgisi gerçekçiydi. O, bir gün imzamı duvarına asacağını söylediğinde içimi uzun zamandır hissetmediğim sıcaklık kapladı.
Ama bir huzursuzluk da vardı.
Her şey fazla kusursuzdu, fazla güzel sanki.
Ertesi sabah, dopdolu bir enerjiyle uyandım.
Kendimi ne zamandır ilk defa iyi hissettim; yeni kitabın bölümü için kolları sıvadım.
Bugün, diye fısıldadım, dizüstünü çözerken.
Parmaklarım tuşlarda kaydı.
Ama masaüstü açıldığında kalbim durdu.
İki yıl, uykusuz gecelerle büyüttüğüm roman klasörü Gitmişti.
Tüm diski aradım, gizlenmiş mi sandım.
Yoktu.
Çok tuhaf, dedim titreyerek.
Bilgisayar yerindeydi. Ama en değerli parçam, yok olmuştu.
Panik yapma, dedim masaya tutunarak.
Bir yerde daha kaydetmişimdir
Ama biliyordum, öyle bir şey yoktu.
Odalardan fırladım, Serapa doğru yürüdüm.
Tam köşeyi dönerken fısıltılar duydum.
Yavaşça aralık kapıya yaklaştım, her kasım tetikte.
Bunu doğru yayınevine sunmamız yeterli, dedi Ardanın sesi.
Kanım çekildi.
Onun sesi
Kapı aralığından Serapı da gördüm. İleri eğilmiş, sesi sanki entrika fısıltısıydı.
Harika bir dosya, dedi Serap bal gibi, Bunu benimmiş gibi sunacağız. O, asla anlamaz.
İçimde öfke, hayal kırıklığı; bıçak gibi.
Az önce güldüğüm, güvendiğim, içimi açtığım Arda da bu işin içindeydi.
Fark edilmeden hızla döndüm, odama kaçtım.
Bavulu yere attım, eşyaları alelacele tıkıştırmaya başladım.
Burası yeni başlangıcım olacaktı, diye fısıldadım acıyla.
Gözlerim bulanıklaşsa da ağlamadım.
Artık gözyaşı inananlara; benim inancım kalmamıştı.
Adadan ayrılırken güneş bana sanki düpedüz dalga geçer gibiydi.
Arkamı bile dönmedim. Artık gerek yoktu.
Aylar sonra bir kitapçıda imza günü kalabalığı arasında elimde kendi kitabımla sahnede duruyordum.
Bugün geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim, dedim; içimdeki fırtınaya rağmen sesim sakindi.
Bu kitap, yılların emeği ve hiç planlamadığım bir yolculuğun ürünü.
Alkışlar içimi biraz ısıttı ama yolun acısı dün gibi tazeydi.
İmza kuyruğu bittiğinde bir sandalyeye yığıldım.
Masanın köşesinde küçük, katlanmış bir not gördüm.
Bir imza borcun var. Köşe kafede bekliyorum, vaktin olursa.
Yazı tanıdıktı.
Kalbim tekrar çarptı.
Arda.
Bir an buruşturup atmak istedim.
Fakat derin bir nefes aldım, montumu kaptım ve kafeye yöneldim.
Gözüm hemen onu buldu.
Bana böyle bir not bırakmak cesaret ister, dedim, tam karşısına otururken.
Cesaret mi, çaresizlik mi bilmem, dedi buruk bir gülümsemeyle. Geleceğinden emin değildim.
Ben de.
Nihal, sana her şeyi açıklamalıyım. O adada olanlar Başta Serapın niyetini tam çözememiştim.
Sana yardımcı olacağını, kitabını yayımlamamı istediğini söyledi.
Ama planı anlayınca, USByi buldum ve sana gönderdim.
Sessizliğimi korudum.
Serap, senin çok içine kapanık olduğunu, o romanı asla kendi başına yayınlamayacağını iddia etti, dedi Arda yutkunarak. Hayran kalman için küçük bir sürpriz hazırlayalım demişti sanki.
Bu ne biçim sürpriz Arda? diye tükürdüm.
Başta öyle olduğunu düşünmedim. Gerçeği fark edince USB ile seni bulmak istedim ama çoktan gitmişsin
Yani o gece duyduğum şey sandığımdan farklı mıydı?
Evet. Nihal Sonunda seni seçtim.
Sözümü tuttum, bekledim. O acılı kabarmanın tekrar geleceğini sandım.
Ama gelmedi.
Serapın oyunları geçmişte kalmıştı. Kitabım kendi ismimle, kendi seçimlerimle çıktı.
Biliyor musun Serap, hep sana imrenirdi, dedi Arda sessizce.
Üniversitedeyken bile gözleri senin gölgende büyüdü. Bu kez fırsatını gördü ve güvenimize ihanet etti.
Şimdi neredeymiş?
Yok oldu, tüm bağlarını kesti. Ben bu oyunu bırakınca dayanamadı.
Doğrusunu yaptın. Bu, önemli. Peki şimdi?
Bir şansın var mı bana? diye sordu mahcupça.
Bir kahve hakkın var, dedim parmak sallayarak. Onu da mahvetme.
Gülümsemesi iyice yayıldı.
Tamam.
Kafeden çıkarken kendimi gülümserken buldum.
Bir kahve bir başkasını getirdi. Sonra birini daha.
Ve bir noktada tekrar âşık oldum bu kez yalnız değildim.
Her şeyin başı ihanet olsa da, devamı evet, affetmek ve sevgiydi.



