Ağaca Zincirlenmiş ve Acı İçinde İnleyen Kadına Kimse Yaklaşmaya Cesaret Edemedi, Yaşlı Adam Hariç

Bak, anlatacağım hikaye tam film gibi; içinden çıkmak istemeyeceksin. O sene kış sanki Karsı haritadan silmeye karar vermiş gibiydi. Soğuk öyle kemiklere işliyordu ki serçeler havada donup yere düşüyordu. Böyle bir havada, bırak sokağa köpek atmayı, insan burnunu çıkarmaz. Ama işte tam da böyle bir tipide, yaşlı avcı İsmail, herkesin ona Börü dediği adam, içini kemiren tuhaf bir huzursuzlukla Sarıkamışın ormanlarına daldı. Kötü bir şey olacağını hissetmişti sanki.

Meşhur Karaçam Düzlüğüne yaklaştığında buralarda orman köylüleri o mevkiyi pek dillendirmez, uğursuz sayarlar İsmail gözlerine inanamadı. Devasa, kar gibi bembeyaz bir kurt dişisi; boynunda çelik halat, bir ağaca zincirlenmiş Son nefesiyle altı minik yavruyu soğuktan korumaya çalışıyor. Anında anladı ki, bu tesadüf ya da av meselesi değil; köyün belalısı, herkesin Kasap lakabıyla bildiği Sezainin işi bu.

İsmail biliyordu; yaralı ve acılı bir dişi kurda yaklaşmanın sonu ölüm demek. Ama onu orada, ölüme terk edemezdi. Cebinden çakısını çıkardı, hiç tereddütsüz hem de saldırı için değil, kurtarmak için. Bundan sonra yaşayacakları sadece soğukla değil, insan acımasızlığıyla da mücadele olacaktı. Her şey yeni başlıyordu.

Karaçamın gölgesinde yolunu aydınlatan minik bir beyaz ışık sandı önce. Yaklaştıkça gördü ki; herkesin masal sandığı o meşhur Beyaz Kurt bu işte, tam da anlatıldığı gibi tuzağa düşmüş, boynundaki tel iyice derisine geçmiş, ayaklarının dibinde nerdeyse donmak üzere olan minicik yavrular. Kurt, gördüğü adama hırladı. Buz mavisi gözlerinde yardım dilenmek yoktu, sevdiklerini koruyan öfkeli bir anneydin sadece. İsmail, ellerini gösterdi, eldivenlerini çıkarıp, Korkma güzelim, ben o değilim. Senin için geldim. Telini keseceğim dedi yavaşça, kanı karla karışmış zeminde ağır adımlarla.

Sonra inanılmaz bir şey oldu. Koca bir dal şiddetli rüzgardan kırılınca, İsmail bir an bile düşünmeden kurt yavrularının üstüne kapandı. O anda anne kurt, özgürlüğüne kavuşmuşken saldırmadı; hafifçe yanağını yaladı. Sessiz bir anlaşma yapıldı oracıkta.

Sonra yaşlı adam, elinden geldiğince bir kızak yaptı, beli pek izin vermese de, kurdu ve yavrularını küçük kulübesine kadar çekti. O an anladı: Artık yalnız değildi.

Evde kıyamet koptu. Hemen veteriner geldi; adını Defne koymuşlar ona, Defne abla gibi çok becerikli, soğuk görünüşlü ama altın kalpli biri. Defne abla, kurdun yaralarını temizledi, dikiş attı. Ama sevinç kısa sürdü; en küçük yavru, Mavişin nefesi bir anda kesildi, minik gövdesi donmaktan tıkandı sanki.

Defne abla umutlu değildi, Zor İsmail amca, dedi. Ama İsmail kabul etmedi. Büyük, nasırlı elleriyle yavruya kalp masajı yaptı, ağzıyla ciğerlerine hava üfledi. Zaman durdu neredeyse. Sonra Maviş birden hıçkırarak nefes aldı! İsmail amca onu ölümden çekip almıştı, o andan sonra yavru hiç bırakmadı, hep onun eski, yırtık post terliğinde uyuyordu.

Her şey düzelecek gibiydi. Yavrular güçlendi, evde ne var ne yok alt üst ettiler. Anne kurt Defne, gözleriyle İsmail amcaya garip bir sadakatle bakıyordu artık sanki evcil köpek gibi olmuştu. Ama tehlike yakında bir yerlerde geziniyordu. Sezai Kasap, avcının bulduğunu anlayınca önce evin etrafında bir drone dolandı, gece ise içeriye uyutucu gaz saldılar.

İsmail amca uyandığında başı zonkluyordu. Maviş yoktu! Masanın üstünde bir not: Yavruyu istiyorsan, anneyi getir, Eski Madene, gece yarısı. Sezai tam kalbinden vurmuştu onu, merhametini tutup kendi aleyhine silah etmişti.

Bunlar takas istiyor, dedi İsmail, Defne ablanın gözlerine bakarak, sevecen halini bir kenara bırakmıştı, eski sınır askeri haliyle başka bir insana dönüşmüştü. Dolabını açtı, eski beyaz kışlık parkasını aldı, yüzünü isiyle karartıp sessiz ama ölümcül arbaletini de sırtladı.

Anne kurt Defne, bacağı aksayarak yanına geldi. Her şeyin farkındaydı. Pazarlık yapmaya değil, yavruyu kurtarmaya ve kötülüğü cezalandırmaya gittiklerini anlamıştı. Defne abla da gizlice peşlerine katılıp ilaç kutusunu aldı.

Eski madenin ağzı spotlarla, silahlı adamlarla doluydu. İsmail amca ve kurt, rüzgarı arkalarına alıp sinsice yaklaştılar. İçerdeki adamlar çaresiz yaşlı adam bekliyorlardı ama onlara Sarıkamış ormanının hayaleti geldi.

Ok, sessizce sapanın teline yerleşti ve nöbetçinin boğazına uyku gibi girdi. Yol açıldı. İsmail amca depo gibi bir yere daldı; Sezai Kasap, Mavişi bir kafeste tutuyordu. Tetiğe davranacakken bir anda içeri beyaz bir yıldırım gibi Defne atladı! Sezaiyi yere yapıştırıp tüm gücünü gösterdi, boğazını dişlerinin arasına almakla yetindi, parçalamadı ama gözlerine öyle bir baktı ki adam kaskatı kesildi, saçları ansızın bembeyaz oldu. O anda Defne abla yetişti, polisi aradı, İsmail amca kafesin kilidini kırıp Mavişi kucağına aldı, sımsıkı sarıldı.

Olay kısa sürede tüm memlekete yayıldı. Sezai ve adamları hapse girdiler; Defne ve yavruları, Defne ablanın tanıdıkları sayesinde kurt-köpek kırması diye kayda geçirip İsmail amcanın korumasında sakladılar, kimseye görünmeden yaşasınlar diye.

İsmail amcanın gönlündeki boşluk doldu. Her akşam ayaklarının dibinde kocaman beyaz dişi kurt Defne uzanıyor, kucağında da mızmız Maviş uyukluyor. Artık biliyorlar ki, aile sadece kan bağı demek değil. Bazen de biri, senin için buzdan cehenneme yürüyorsa; işte gerçek aile odur.

Rate article
Lifequest
Ağaca Zincirlenmiş ve Acı İçinde İnleyen Kadına Kimse Yaklaşmaya Cesaret Edemedi, Yaşlı Adam Hariç