Erdem hiçbir zaman kendini kuruntulu ya da paranoyak bir adam olarak görmemişti. Yıllardır inşaat şantiyelerinde çalışan, hesaplara, projelere ve kendi gözlerine inanan, ayağı yere basan bir ustaydı. Fakat son altı aydır içine bir türlü adlandıramadığı bir huzursuzluk yerleşmişti. Oğluna, Kereme bakarken, ensesinde hafif kıvrılan ince saçlarını, gözlerinin derin bakışını, gülümseyince başını geriye atışını izlerken, bu çocuğun içinde kendisinden bir parça göremiyordu. Ne annesinin geniş elmacık kemikleri, ne de kendi iri, samimi yüz hatları Hepsi bir anda sanki Keremde eriyip gitmiş gibiydi.
Bu durumu ilk kez akşam yemeğinde, kendine çay koyarken, çok dikkatlice dile getirdi. Fakat eşi Derya, daima duygularıyla hareket eden bir kadın olduğu için, sanki ona kaynar su fırlatmışsın gibi tepki verdi.
Aklını mı kaçırdın sen? dedi elindeki çay kaşığını yere düşürüp seramiğe vurdurarak. Kerem üç buçuk yaşında. Babalık testi mi istiyorsun şimdi? Sen beni neyle suçluyorsun?
Seni suçlamıyorum Derya. Sözleri olabildiğince sakin tutmaya çalıştı Erdem, içi paramparça olsa da. Sadece bir soru sordum. Bir adamın bilme hakkı var. Bu güvensizlik değil, netlik istemek.
Ha, çok nazikçe söylemişsin: güvensizlik! diye yükseldi Derya, sandalyeyi öyle hızla çekti ki devrilecek sandıktan zor tuttu. Her sabah sana koşup sarılan, seni dünyanın merkezi bilen oğluna bakıp acaba benim mi? diyorsun. Bu sadece kırıcı değil Erdem, bu… bu aşağılıkça!
O anda ağlamaya başladı. Salonda çizgi film izleyen Kerem, sesleri duyup koştu, annesinin bacağına sokuldu. Korkulu bakışlarla babasına baktı. Erdem pes etti. Onlara sarılıp bir şeyler mırıldandı ama içindeki sancı kaybolmadı. Hatta şüphe daha da büyüdü.
Bundan iki ay sonra beklediği fırsat kendi kendine doğdu. Sağlık ocağında rutin kontrolde, doktor bilgiler alırken sordu: Baba tarafında kalıtsal bir hastalık var mı? Derya da hiç tereddüt etmeden cevapladı: Hayır, her şey normal. Sonra kısa bir duraksamadan sonra, Yani, tam bilmiyoruz, dedi.
Erdem, kapıda oğlunun montunu tutarken, bu sözler sanki bıçağı sırtına sapladı. Doktor kısa bir bakış atıp başka bir konuya geçti.
Tüm dönüş yolunda sessizdi. Eve, Kerem odasına oynaya koşana kadar sustu. Sonra artık soru değil, karardı:
Yarın laboratuvara gidiyoruz, dedi, kapının yanına yaslanarak, sanki eşi dışarı fırlayacak korkusuyla.
Derya, paltoyu yeni çıkarmıştı, öylece donakaldı. Üzeri kardan kızarmış yüzü bir anda bembeyaz kesildi, dudağı titredi. Ama gözlerinde korku değil, öfkeyi okudu Erdem.
Bu, o akılsız doktor yüzünden mi? Sesi sertti. Sen cidden ciddiye alıyorsun bunu? Ben öyle dedim çünkü senin dedelerinin geçmişi hakkında ne bilmiyoruz ki.
Ben gördüklerim yüzünden, dedi Erdem. Çocuğun bana benzemediğini görüyorum. Gözlerimin içine baka baka dört yıldır yalan söylüyorsun bana. Belki de daha uzun zamandır.
Derya, çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Kerem tekrar korkarak kapıdan bakıyordu, elinde pelüş tavşanıyla. Bana güvenmiyorsun? Neye bu test? İlişkilerin temelinde güven vardır, Erdem! Sen paranoyaksın! Aileni yıkmak mı istiyorsun?
Erdem, oğluna bakarken, Deryanın kelimelerinin yalnızca gürültü olduğunu, gerçeği kapatmak için söylenmiş laflar olduğunu anladı bir an.
Kerem, odana git, dedi yumuşakça. Ben yarın kliniğe gidiyorum.
Aralarında on saniye süren uzun bir bakış oldu. Derya, eldivenini yerden aldı, sehpanın üstüne fırlattı.
Ne istiyorsan yap, dedi dişlerinin arasından.
O gece ortak odalarında uyumadı Derya. Keremin odasında yattı. Erdem arada, ağlamaklı Deryanın, Keremin Anne ağlama, anne diyen kısık sesiyle teselli bulmaya çalıştığını duydu.
Bir hafta sonra sonuçlar geldi. Erdem işten çıkışta laboratuvara uğrayıp bizzat aldı zarfı. Arabada açmadı, asansörde açtı. Satırlar kısaydı, resmi antetliydi, o en önemli yerde şöyle bitiyordu: babalık olasılığı %0,00. Bir köşede, bu cevabı bildiğini düşünüyordu. Ama gerçek, tam ağırlığıyla karşısında belirince nefesi kesildi. Alnını soğuk aynalı asansör duvarına koyup öylece, kapı açılıp da komşusu şaşkınlıkla selamlayana kadar kaldı.
Evde büyük bir kavga koptu. O bekliyordu bu krizi, ama düşündüğünden daha da sarsıcı yaşandı. Derya inkâr etmedi. Bağırmadı, vurmaya kalkmadı. Sadece kanepeye oturdu, belli bir noktaya bakıp kelimeleri adeta tükürerek söyledi:
Peki ne olacak şimdi? Ne duymak istiyorsun? Evet, düğünden bir ay önceydi. Korktum, öğrenirsin diye evlenmezsin diye… Sonra önemli olmadığını düşündüm. Sonuçta evlendik.
Düşünmüşsün Erdem zarfa sıkı sıkı sarılmıştı kağıtları buruştururken. Yani ben, gerçeği bilmeden yıllarca başka birinin çocuğunu yetiştirecekmişim öyle mi? Bilme hakkımı elimden aldın mı?
Ne fark edecek? Derya birden ayağa fırladı, yüzü buruşmuştu. Onu sevdin mi? Sevdin! Bu üç yıl boyunca oğlundu. Şimdi sadece bir kâğıt yüzünden mi yabancı oldu?
Farkı şu dedi Erdem yavaşça, sözlerini bulmakta zorlanarak. Oğlumda kendimi aradım, her baktığımda, sen bana gözümün içine baka baka yalan söyledin.
Derya konuyu Kereme getirmeye, oğlunun Erdeme bağlılığından, onun için bu ayrılığın yıkım olacağından dem vurmaya çalıştı. Ama Erdem artık duymuyordu. İçinden tüm yumuşaklığı uçmuş, geriye öfke kalmıştı.
Ertesi gün boşanma davası açtı. Derya önce yalvardı, özür mesajları gönderdi, kimseyi sevmediğini, bir gecelik yanlış olduğunu, affetmesini istedi. Cevap almayınca bu defa Erdemin annesini, ablası Asumanı ve ortak dostlarını arayıp, kendini mağdur gösterdi, Erdemin aileyi yoktan yere yıktığını anlatmaya başladı.
En ağır sahne, Deryanın bu yeni taşındığı kiralık eve Keremi getirip kapıda belirdiği hafta sonu yaşandı. Kerem yeni bir kazak giymiş, elinde Erdemin ilk kez gördüğü bir resim: baca tüten bir ev, yanında iki figür, biri uzun, biri kısa.
Baba, dedi hiç kendine öyle benzemeyen gözlerle yukarı bakıp. Sana bunu getirdim. Bu bizimle ilgili.
Erdem çömeldi. Resmi nazikçe aldı, hafifçe parmağıyla gezindi.
Teşekkür ederim Kerem, çok güzel yapmışsın, dedi sesi çatallı.
Baba, eve ne zaman geleceksin? diye sordu çocuk, dudakları titreyerek. Anne çok ağlıyor. O ağlamasın. Hep beraber olalım.
Derya iki adım ötede, geçen seneki pahalı mantosuyla dikili, gözleri şişmiş. Erdem onun bakışında isteği değil, planı okudu; çocuğu son koz olarak getirmişti.
Beni aracı yapıyorsun, dedi Erdem yavaşça. Keremin duygularını korumak istiyorsun gibi dursan da, aslında aramıza o çocuğu koyuyorsun. Bu çok yanlış, Derya.
Hayır! diye yükseldi Derya, gözyaşları akmaya başladı. O kendi gelmek istedi! Oğlun seni seviyor! Aşk bir kâğıtla silinir mi?
Aşk mı? Erdem acı bir tebessüm etti. O çocuk suçsuz, ben de Ama seninle bir daha yaşayamam. Keremin her eksiğini tamamlamaya, her türlü maddi yardıma razıyım. Sana bir ay kalman için süre, çocuğa eşya, hesaba para bırakacağım, ama eski hayat bitti. Sen ihanetiyle sona erdirdin.
Nasıl bu kadar acımasız olabilirsin? diye fısıldadı Derya. Kendi oğluna, yabancı gibi davranıyorsun!
O benim oğlum değil artık, dedi Erdem. Kerem birden kendini kaybederek ağladı, yetişkin gibi, hıçkıra hıçkıra. Erdemin içgüdüsel olarak uzattığı el havada asılı kaldı. Elinde resmi hala sımsıkı tutuyordu; elini indirdi.
Git artık, Derya, dedi sesi kuyu gibi boğuklaşarak. Git, onun yanında bunu yaşamasın.
Derya Keremi aceleyle çekiştirerek kapıya yöneldi; çocuk yalpalayarak dönüp Baba! Baba! diye hıçkırdı. Kapı kapandıktan sonra ev mezarlık kadar sessizleşti. Erdem koridorun ortasına oturup, resimle baş başa uzun süre öyle kaldı.
Asuman ablası, olan biteni annelerinden haber aldı. Telefonla ağlayarak, Erkek adam evi bırakıp kaçmaz, dediğini aktardı. Asuman, hayatın içinde pratik biri, iyi bir hukuk danışmanıydı ama aile söz konusu olunca yüreğiyle hareket ederdi.
Ertesi gün, hiçbir şey demeden, iki poşet dolusu yiyecekle geldi. Erdem onu kapıda yorgun, yaşlanmış buldu. Evde tuhaf bir temizlik hakimdi, Asuman dağınıklık beklerken düzenli buldu.
Hiçbir şey yemiyor musun? diye sordu.
Yiyorum, dedi Erdem, karşısına oturup ellerini masaya koyarak. Acımak istemene gerek yok.
Acımak için gelmedim, dedi Asuman sessizce. Sadece anlamak istedim. Doğru mu yaptın gerçekten? O çocuğa çok alışmıştın.
Biliyorum, başını eğdi Erdem. Dün resmini getirdi. Kalbimi paramparça etti.
Peki, vazgeçecek misin? diye ısrar etti Asuman çayını önüne iterken.
Erdem gözlerini kaldırdı; kararlıydı.
Çok düşündüm. Annemizin ikinci eşi nasıl bizleri büyüttü, onu düşündüm. Ona kan bağımız yoktu. Yine de tümünü bile bile, yani göz göre göre aldı sorumluluğu. Ama Derya benim seçimimi elimden aldı. Beni her gün kandırdı, çocuğa olan hislerimi kullandı. Dürüst davranmadı. Bana, Herkes hata yapar, affet diyenler oldu ama bu başka… Çocuğu bana dayattı.
Ama çocuk ne suçlu? dedi Asuman yavaşça.
Her seferinde ona bakınca Deryanın yalanını hatırlayacağım. Ona iyi bir baba da olamam. Onu, yaşadığı ortamda kırgınlıkla, kızgınlıkla büyütmek istemiyorum. Şimdi erken ayrılığa alışır. Kalsaydım, yıllar geçip öfkem arttığında daha derin yaralar açılırdı.
Onun ailesi fırtına çıkaracak, dedi Asuman, ortak tanıdıkların telefonlarından söz ederek. Evi, çocuğu terk etti diyorlar.
Diyecekler tabii, acı bir tebessümle yanıtladı Erdem. Kimseyi sokakta bırakmadım, hakkını teslim ettim. Onu kendi ailesinin yanına gönderdim, isterlerse gerçek babasını bulsunlar. Ben, başkasının çocuğundan sorumlu değilim artık.
Peki, eğer Derya Keremi sana karşı doldurursa? Büyüdüğünde ona Baban seni terk etti derse?
Erdem bir süre sessiz kaldı.
Nafakasını yatıracağım, dedi sonunda. Zorunda olmadığım halde. Çünkü üç yıl oğlum bildim, o duygudan kopamam. Ama beraber yaşayamam da. Büyüdüğünde gerçekleri sormak isterse olduğu gibi anlatırım. Anlamazsa da olur.
Ve Derya gerçekleri ona başka türlü sunarsa?
Yapacak bir şey yok, dedi Erdem omuz silkerek. Acıdan ağrımış; artık ötesini düşünemiyordu. Ben yalnızca kendi vicdanımdan sorumluyum.
İki hafta sonra, Derya kendisini mağdur göstermek için arkadaşlara, annesine, hatta Erdemin annesine dert yanmaya başladı. Evde gözyaşı, Erdem başka bir kadına kaçtı, deyip duygusal baskı yaptı.
Bir gün, Asumanın ofis çıkışında yakapaça peşine düştü.
Anlaşmamız lazım, dedi öne engel koyarak.
Anlatacak bir şey yok, Derya, dedi Asuman, kolunu kurtarmaya çalışırken.
Senin üvey baban sizi büyütmedi mi? Neden abin aynısını yapamıyor?
Asuman kısacık durup parladı:
Bizim üvey babamız baştan dürüstlüğüyle ailemize geldi, dedi keskin şekilde. Annem her şeyi en başta söyledi. O, neye imza attığını biliyordu. Sen abime kandırarak babalık dayattın. Fark burda, Derya. Sen baştan kandırdın.
Asuman arkasına bakmadan uzaklaştı.
Boşanma sancılı geçti. Erdem, mahkemede biyolojik babalık olmadığının belirtilmesini istedi. Derya yeni test talep etti, karşı davalar açtı. Hakime, onlarca böyle olayı görmüş biri, nafaka yükümlülüğü koymadı; Erdem gönüllü destek verdi. Oğluna üniversite için tasarruf hesabı açtı, güvendiği hisselerden aldı, Kerem 18 yaşına gelinceye dek annesinin erişimi olmadan birikim oluşturdu.
Bunun Derya için olmadığını bil, dedi Asumanla bir kafede otururlarken. Kerem suçsuz. Benim yapamadığım, babalık edemediğim şeyi, gidebildiğim yere kadar karşılayacağım. O, babası onu ayakta tutmadığı için yalnız kaldığını hissetmesin diyedir bu.
Ya Derya o parayı kendi harcarsa? dedi Asuman.
Sadece Keremin hesabında olacak, 18ine kadar erişemez, dedi Erdem. Günlük ihtiyaçlar için para, onun adına açtığım karta yatıyor. Hangi harcama ne, görebiliyorum. Kötüye kullanıma izin vermem.
Asuman, hayat dolu abisini tanıyamıyordu artık. Oğlunun kahvaltısında, masal anlatırken anlattığı neşelilik yoktu; yerine buz gibi bir kontrol gelmişti. Ama Erdemin de canı yanmıştı; bunu anlıyordu.
Atlarsın, dedi Asuman, elini Erdemin eline koydu. Zaman geçer.
Bazen düşünüyorum da, Erdem dışarıdaki kapalı gökyüzüne bakarak, Derya daha erken, ya da testten önce dürüst olsaydı, belki affederdim. Kızar, ama evliliğe devam ederdim. Çünkü Keremi seviyordum. Ama o, utanıp duyguma oynadı. Güvenlik duyguma vurdu.
Asuman daha fazla bir şey diyemedi, sadece elini sıktı.
Bir ay daha geçti. Boşanma resmiyle tamamlandı. Erdem yeniden eski evine, Derya taşındıktan sonra döndü. Keremle iki kez, ortak kararla, çocuk kafesinde buluştu. Kerem yeni düzene alışıyor gibiydi, ama her seferinin sonunda yine sordu: Baba, ne zaman bizimle kalacaksın? Her defasında Erdem: Ben sizinle yaşamayacağım Kerem, ama hep yakında olacağım. Bana ihtiyacın olduğunda her zaman ulaşabilirsin, diyordu.
Üçüncü buluşmada Derya getirmedi. Ateşi var, gelemeyeceğiz diye yazdı. Sonra, Kerem bu buluşmalardan çok yoruluyor, psikoloğumuz bir süre ara vermemizi önerdi, dedi. Erdem bunun yeni bir oyun olduğunu sezdi, avukatı aracılığıyla anlaşmaya sadık kalmasını hatırlattı, ama cevapsız kaldı.
Biolojik bağı olmadığını bildiği halde Keremi görmek için mahkemeye başvurabilirdi, ama Asumanla konuşup, işi daha da büyütmemeye karar verdi. Derya seni manipüle etmeye çalışıyor, sabret, bak gör geri gelecek, dedi Asuman.
Erdem parayı aksatmadı, kreş parasını, eksiği internetten alışverişle gönderdi, ama Deryaya ne kızdı ne de aradı. Bu sessizlik iki ay sürdü.
Bir akşam Asuman aradı:
Korkma, dedi. Derya annemi aradı, senle konuşmak istiyor. Avukat olmadan, insanca konuşalım diyor. Kerem geceleri yatağını ıslatıyormuş, doktor psikosomatik demiş. Yeniden görüşmek istiyor.
Erdem uzun süre konuşmadı.
Görüşmek istiyorsa, dedi sonunda, yarın parkta, eski gezdiğimiz yerde, saat üçte gelsinler. Yanında Kerem olmadan asla konuşmam.
Emin misin? dedi Asuman.
Eminim. Çocuk üzülüyor, onu bırakıp gitmem. Ama Deryanın şantajına dönmeyeceğim. İsterse görüşmemizi net, kuralına göre sürdüreceğiz. Eski eşim, oğlunun yanında yardım eden bir insan olabilirim, fazlası değil.
Ertesi gün, hafif akşam güneşinde, Erdem parkta fıskiye yanındaki bankta bekledi. Onları uzaktan gördü. Derya ağır, adımlarını ölçerek geliyordu. Kerem babasını görünce annesinin elinden kurtulup Erdeme koştu; boynuna atladı, Baba! diye ağladı, Erdemin gözleri doldu. Sıkı sıkı sarıldı.
Geçti kuzum, ben buradayım, diye mırıldandı.
Derya birkaç adım ötede dolanıyordu, gözaltları morarmış, yorgun bir kadın olmuştu. Artık eski neşesi, gösterişli hali kalmamıştı.
Erdem, dedi sessizce, Nasıl özür dilerim bilemiyorum. Korktum, yanlış yaptım. Keremi seninle görüşmekten mahrum bırakmamam gerekirdi. Bu da hatamdı.
Konu bu değil, dedi Erdem, Kereme bakarak.
Biliyorum, senden dönmeni istemiyorum. Sadece Kerem sensiz neye uğradığını şaşırdı. Seni hala eskisi gibi seviyor.
O sırada Kerem, banktan inip fıskiye etrafında oynuyordu. Erdem uzun süre çocuğa baktı. İçindeki yara kapanmamıştı ama kanamıyordu da.
Parkın başka ucunda Asuman tüm bu sahneyi izlerken, gözlerinden yaşlar süzüldü. Çünkü gerçek ailelerde bazen kan bağı değil dürüstlük belirleyiciydi. Erdem ve Keremin hikayesi, geçmişin acısı ve bugünün karanlığında, belki de en azından yeni bir dürüstlük tohumunun filizlendiğini gösteriyordu.
Çünkü bir aileyi ayakta tutan sırf kan bağı değil, hakikat ve güven duygusudur. Affetmek bazen yan yana kalmak değildir; bazen de yara açanı geride bırakmak, gelecek için dürüstçe yeniden başlamaktır.




