Marina Yılbaşı’nda ailesinin yanına gitti — kayın ailesi, artık yılbaşı hazırlıklarını kendilerinin yapmak zorunda olduklarını öğrenince öfkeden deliye döndü

Yıllar geçti üzerinden, ama halen dün gibi aklımda o yılbaşı telaşı. Her şey Ayşegülün annesinin yanına gitmeye karar vermesiyle başlamıştı. O sene, ailemizin alışılmış yeni yıl sofralarını değiştirecek bu kararını duyunca, eşimin akrabaları öfkeyle kükrer gibi oldular.

Sanıyor musun, fark etmiyorum?

Ayşegül bu sözleri, marketten getirdiği ürünleri mutfağa dizerken akşam üstü söylemişti. Ben, yani Tolga, koltukta telefonumla ilgileniyordum, başımı bile kaldırmadım.

Neyden bahsediyorsun?

Yedi yıldır her yılbaşında mutfakta koşturuyorum. Senin annenle Nermin ablan ise sofrada oturup, neden yaşlandığımı tartışıyorlar. Artık bunu yapmayacağım.

Telefonumdan kafamı kaldırıp ona döndüm.

Ne saçmalıyorsun şimdi? Bizde böyle bir gelenek var. Annem gelir, Nermin ablam gelir, çocuklar olur, ailece bir araya geliriz. Burası aile, Ayşegül.

Senin ailen, Tolga. Ben o sofrada hizmetçiyim adeta. Bu sene ben ve oğlum Can, annemlerin yanına gideceğiz. Babam arka bahçeye buz pateni pisti kurmuş. Canın en büyük hayali orada kaymak. İstersen gel bizimle; istemiyorsan burada kal, karar senin.

Birden ayağa kalktım, yüzüm allak bullak oldu.

Ciddi misin? Ayşegül, bu olmaz. Herkes bizde toplanmayı planladı. Annem malzemeleri aldı, Nermin hediyelerini getirecek. Bütün düzeni bozuyorsun!

Ayşegül elindeki soğan torbasını tezgaha savurdu.

Herkesi mi? Tolga, ben herkes için yaşamaktan yoruldum. Otuz sekiz yaşındayım ve hayatımı başkaları için harcamak istemiyorum.

Senin eş olarak görevin bu! Peki kim hazırlayacak masayı?

Bilmiyorum. Belki annen, belki Nermin ablan. Belki sen, sonuçta bu evin sahibi sensin, değil mi?

Kollarımı göğsümde birleştirdim, küçümser bir ifadeyle gülümsedim.

Gitmezsin. Üç güne kalmaz, vazgeçersin.

Ayşegül hiç cevap vermedi. Döndü arkasını. Ben de birkaç dakika bekleyip olanı umursamadan televizyonun karşısına geçtim. Eminim, bir iki güne yelkenleri suya indirecekti.

Ama o, dönmedi.

30 Aralık sabahı, Ayşegül Canı erkenden kaldırdı.

Hadi oğlum, hazırlan, dedenin evine gidiyoruz.

Can yerinden fırladı.

Harbi mi, anne? Dedenin buz pistine mi? Peki babam da geliyor mu?

Hayır oğlum, baban bu sefer gelmiyor.

Can biraz yüzünü astı, ama sonra tekrar heyecanlandı.

Arkadaşım Merti çağırabilir miyim?

Tabii ki, dedi annesi.

Ben içeriden seslendim, Ayşegül valizini kapatıyordu.

Ne yapıyorsun sen?

Söylediğim şeyi. Gidiyoruz.

Aptallık bu, Ayşegül! Bir kendine gel artık!

Bana öyle bir baktı ki, gözleri buz gibiydi.

Kendime yeni geldim Tolga. Yedi yıl boyunca başkalarının isteğine göre yaşadım.

Can’ı çağırdı. Ben kapının yanında öylece kalakaldım. Gerçekten gittiğine inanamıyordum. Kapı kapandı. Evde yalnız başıma kaldım.

31 Aralık akşamı. Beş olmuş, mutfağın içinde tavukla ne yapacağımı bilemeden dolaşıyorum. Dolaplar bomboş. Ayşegül hiçbir alışveriş yapmamış tabii. Çaresiz annemi aradım.

Anne, erken gelir misin? Yardımına ihtiyacım var. Ayşegül annesinin yanına gitti, yalnızım.

Uzunca bir sessizlik oldu. Sonra soğuk bir sesle:

Ne dedin? Sen hiç utanmıyor musun, Tolga? Yılbaşında ben mi koşturacağım mutfakta? Gelinin işi bu! Hemen geri gelsin.

Ama anne, ben bu işlerden anlamam ki

O senin sorunun. Sekizde oradayım, dediğim gibi. Sofra hazır olsun.

Telefonu kapattı. Şaşkınlık içinde kalakaldım. On dakika sonra Nermin ablam aradı:

Şaka mı yapıyorsun? Annem her şeyi anlattı! Ayşegül gitmiş, biz de boş sofrada mı oturacağız? Ben mi köle gibi başkasının evinde yemek pişireceğim?

Bekle Nermin, bir dinle

Hiçbir şey bekleyemem! Biz çocuklarla anneme gidiyoruz. Annemi de seninle bırakacak değilim. Sen de git, kendi sorununla uğraş.

Kapattı telefonu. Mutfakta tezgahın üstünde buz gibi bir tavuk, lavaboda yıkanmamış sebzeler. Tek başıma olduğumu anladım. Hem de tam anlamıyla.

Akşam sekizde, babamgilin apartmanın önünde arabada oturuyordum. Yalnızca bir şişe şampanya ve bir kutu çikolata vardı yanımda. İçeride ışıklar yanıyor, bahçedeki buz pistinde çocuklar koşturuyordu. Can da onlarla, yanakları kıpkırmızı, mutluluktan uçuyordu.

Arabadan inip kapıyı çaldım. Kayınpederim Mehmet Bey açtı kapıyı.

Eeeh, geldin sonunda! Hadi soğukta ne dikilip duruyorsun, gir içeri.

Ev sıcacık, mutfakta Ayşegülün annesiyle birlikte salata hazırlıyorlar. Yanlarında eniştem Sinan ve komşumuz Hakkı Bey bir yandan şakalaşıyor, bir yandan mutfakta yardım ediyor. Ayşegül dönüp baktı bana; ne kırgın, ne öfkeli, ama yüzünde bir huzur vardı.

Otur bakalım, dedi.

Yanlarına geçtim, Mehmet Amca yanıma oturdu, bir bardak çay uzattı.

Yardım edecek misin, yoksa öyle izleyip duracak mısın?

Ben mutfaktan anlamam ki amca…

Mehmet Amca güldü:

Kim doğuştan mutfaktaydı ki? Al şunu, patates soyacaksın şimdi.

Biraz çekinerek başladım soymaya; yavaş ve sakarca. Sinan geldi, omzuma hafifçe vurdu.

Merak etme, öğrenirsin. Ben de 35te ilk kez elime bıçak aldım. Şimdi eşim dinlenirken mutfağı ben kapatıyorum.

Ayşegül bana arkasını dönmüştü ama omuzları hiç olmadığı kadar rahat, sanki içinden taşan bir özgürlüğü vardı. Yıllar sonra ilk kez, yorgun ve ezik değil, dinlenmiş görünüyordu.

Yeni Yıl gecesi, şen şakrak, gürültülü, neşeli geçti. Can dedesinin peşinden ayrılmadı, sürekli buz pistine çıkardı. Ayşegül sımsıcak kırmızı bir elbise giymişti, ona daha önce hiç o gözle bakmamıştım. Şampanyasını yudumladı, kahkaha attı, kız kardeşine bir şeyler anlatıyordu. Kimseye hizmet etmeye kalkmadı.

Bütün gece sustum, Ayşegüle baktım. O burada başka bir insandı. Kendi ailesinin içinde nefes alan sıcacık bir kadın…

9 Ocak günü dönüş yolunda ilk kez ben konuştum.

Özür dilerim.

Ayşegül başını çevirdi, camdan karla kaplı tarlalara bakıyordu.

Neyin özrü bu?

Seni ne kadar yorduğumu hiç görmemişim. Annemle Nermin ablama sana yük olmalarına göz yummuşum. Bunu normal sanmışım.

Ayşegül bir süre sustu.

Gerçekten anladın mı, yoksa eski düzenine dönmem için laflar mı bunlar?

Direksiyona daha sıkı yapıştım:

Gerçekten anladım. Senin ailende herkes yardımcı oluyor. Sinan bulaşık yıkarken gülüyor. Sen orada hizmetçi gibi değil; bir kız evlat gibi, ailenin bir parçası olarak rahattın. Utandım.

Ayşegül başını salladı. Hiç cevap vermedi ama yüzünü de çevirmedi. Yeterliydi bu benim için.

Bir yıl geçti. Ertesi yılın 30 Aralık akşamı, telefon çaldı. Annemdi.

Tolga, yarın biz geliyoruz, sekizde oradayız. Ayşegüle söyle, bolca yemek yapsın. Ben de Nermin de aç geliriz.

Ayşegül pencere önünde, çantasına eşyalarını yerleştiriyordu. Can çoktan uyumuş, sırt çantası kapının önünde hazırdı.

Anne, biz gidiyoruz.

Nereye gidiyorsunuz yine? Yarın yeni yıl!

Bu sene bizim kendi geleneğimiz var. Yılbaşını nasıl istersek öyle kutluyoruz artık. Bu sene Pırlanta Tesislerinde Petek ailesiyle birlikteyiz. İstersen sen de gel.

Karşıdan tiz ve alınmış bir ses:

Ne demek kendi başınıza? Ben ne oluyorum? Nermin? Sizin için yabancı mı olduk?

Yabancı değilsiniz. Ama bundan böyle senin kurallarınla yaşamayacağız. Anne, seni seviyorum ama artık her şey normalmiş gibi davranıp, eşimi senin uğruna harcamayacağım.

Bu hep onun işi! Eskiden böyle değildin Tolga!

Eskiden körmüşüm anne.

Telefonu kapattım. Ayşegül döndü, hafifçe gülümsüyordu.

Ciddisin yani?

Ciddiyim.

Telefon yeniden çaldı, hem annemden hem Nerminden. Hiç açmadım, cebime koydum. Bir saat sonra, dışarıda kar ağır ağır yağarken, biz yola koyulduk. Can arka koltukta uyudu, Ayşegül ise camdan dışarı uzun uzun baktı. Yıllar sonra ilk kez, kimseye borçlu hissetmiyordum.

Tesislere vardığımızda Petekler bizi güler yüzle karşıladı. Küçük dağ evinde çam kokusu; sofrada herkesin paylaştığı, beraber hazırlanan yiyecekler vardı. Peteklerin çocukları anında Canı kızakla yokuşa götürdü. Ayşegül üstünü değiştirdi, bir kadeh şampanya koyup şömineye ilişti. Yanına oturdum.

Annem bizi affeder mi dersin?

Ayşegül omuz silkti.

Bilmem. Ama bu senin derdin değil artık. Kararını verdin.

Başımı salladım. İçimde suçluluk yok muydu? Vardı elbette. Ama ilk defa, huzurunu daha büyük hissettim. Kimseye borçlu değilim artık, diyebildim.

Sabah Nermin aradı. Tolgayı aramadı, Ayşegülü aradı.

Sen bizim aileyi böldün. Annem günlerce ağladı. Çocuklar neden Tolganın evine gitmedik, diye soruyor. Umarım çok mutlusundur, bencil kadın.

Ayşegül sessizce bana mesajı gösterdi. Ben başımı salladım.

Cevap verme, dedim.

Ama Ayşegül kısa, net bir cevap yazdı:

Yedi yıl size yemek hazırladım Nermin. Bir kere de olsun Yardım teklif etmedin. Şimdi, bırakınca mı suçum oluyor? Kim bencil, bir düşün.

Nermin cevap yazmadı.

Mart geldi. Evde, Canın doğum günüydü. Anneme ve Nermine davet ettim. Geldiler, yüzleri asık. Sofra kurma zamanı geldiğinde Ayşegül mutfak kapısından seslendi:

Salata yapmak isteyen varsa, mutfakta malzeme hazır. Doğramak lazım.

Nermin hemen direndi.

Ben misafirim, yemek yapmam!

Ayşegül omuz silkti.

O zaman biraz geç otururuz sofraya. Yavaş yavaş hallolur.

Ben kalkıp mutfağa geçtim, ardımdan Can geldi. Annem masada mendil büküyor, Nermin telefonda oyalanıyordu. Dakikalar geçti.

Gülüşmeler, kahkahalar mutfaktan gelince annem dayanamadı, kalkıp içeri girdi. Biraz sonra Nermin de geldi.

Ayşegül hiç bakmadan bir bıçak uzattı Nermine.

Salatalığı ince ince doğra, lütfen.

Nermin hiç ses çıkarmadan aldı. Annem bulaşıkları yıkamaya başladı. Ben köfteleri kızarttım. Can tabakları yerleştiriyordu. Belki de ilk kez, hep beraber bir işi paylaşmıştık. Beklentisiz, tartışmasız

Yemek sade ama nefisti. Nermin bütün gece suskundu, annem ise Canın okul hikayesine birkaç kez gülümsemeden edemedi.

Çıkarken, annem kapıda durdu, Ayşegüle baktı.

Değişmişsin sen.

Hayır, anne. Sadece susmamayı öğrendim.

Annem başını eğdi, paltosunu giyip çıktı. Nerminse veda bile etmedi. Ama Ayşegül biliyordu ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü Tolga değişmişti. Bir kişi değişirse, her şey değişirdi.

Gece, Can uyuduktan sonra, Ayşegülle mutfakta yalnızdık. Ona çay koydum, karşısına oturdum.

Sence anladı mı?

Annen mi? Bilmem. Ama önemli olan artık senin anlaman.

Elini tuttum.

Anladım. Ve bir daha eskiye dönmeyeceğim.

Ayşegül gülümsedi. Yıllar sonra ilk kez, omuzlarında o ağırlık yokmuş gibi hissetti. Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değildi artık. Sadece yaşadı. Kendi istediği gibi.

Dışarıda kar yağıyordu. Şehrin öte ucunda, annem mutfakta oturmuş neden değiştiğimi düşünüyordu belki. Nermin ise kocasına Ayşegülün cesaret ettiğini anlatıyordu. Ama asıl olanı hiçbiri anlayamıyordu: Ayşegül değişmemişti. Eski kolay, pasif halinden vazgeçmişti. Ve bu hakkı, bir tek kararla elde etmişti. Sadece hayır dedi. Dünya yıkılmadı, aksine, daha dürüst oldu.

Ve Tolga, eşine bakıp anladı ki, Ayşegül sadece kendini değil, ikisini de kurtarmıştı. Allahtan başkasının rızası için yaşamak, aslında yaşamak değildi. Birbirleri için yaşamaya karar verdiler. Çünkü başkasının isteğiyle yaşamak, çok ömür törpülerdi. Onlar ise yaşamak istediler Hem de kendi istedikleri gibi.

Rate article
Lifequest
Marina Yılbaşı’nda ailesinin yanına gitti — kayın ailesi, artık yılbaşı hazırlıklarını kendilerinin yapmak zorunda olduklarını öğrenince öfkeden deliye döndü