Gecenin Akrabası ve Huzurun Bedeli

Gece Misafiri ve Huzurun Bedeli

Yine mi, diye fısıldıyor Meryem, sabunlu su dolu lavaboya bakarak.

Mutfaktaki saatler amansızca 1:15i gösteriyor. Ev sessizliğe gömülmüş. Yan odada küçük Aslı uykuya dalmış. Yatak odasında muhtemelen Cihan uyuyordur. Mat şeffaflıktaki lambadan masaya sarı bir ışık düşüyor, onun altında ise ardında unutulmuş bir papatya çayı soğumuş.

Kapı zili sessizliği adeta bir bıçak gibi kesiyor. Uzun, ısrarlı, kısa aralarla çalıyor ki insanın aklında güçsüz bir ne olur başka zaman gelsin serzenişi doğuyor.

Yatak odasından Cihanın uykulu ve tanıdık sesi geliyor:

Yine aynı kişi mi?

Meryem ellerini sabahlığına silip içten bir esnemeyi boğmaya çalışıyor tam da uyuyorum, dünya bir zahmet bırak beni mesajını verecek bir esneme ve kapıya doğru yürüyor. Bu sırada, yorgunlukla kızgınlık arasında bir karışım hissediyor; ve kendini o yorgunluktan utanırken buluyor.

Dürbünden hep tanıdığı bir silüet: geniş omuzlu, eski deri ceketiyle, fötr şapkası başının gerisinde. Kayınpederi Salih Bey, her zamanki gibi, kapıya yarım dönük duruyor. Bir eliyle duvara yaslanmış, diğer eliyle yanındaki büyük bir karton kutuyu sıkı sıkı tutuyor.

Ayaklarının dibinde ise yeşil logolu bir market poşeti yatıyor Meryem ne olduğunu biliyor: içinde her zaman olduğu gibi bisküvi var.

Kapıyı açıyor.

Meryemciğim! Salih Beyin yüzü, öğlen güneşi gibi aydınlanıyor. Daha uyumadınız mı? Ne güzel, sadece on dakikanızı alacağım.

Hoş geldiniz Salih Bey, gülümsemeye çalışıyor Meryem. Ama gece yarısı oldu.

Ne önemi var, gece daha çok genç! el sallıyor. Ben de öyleyim, ayaklarım tuttuğu sürece varım ben. Yaşlı bir adamı buyur etmeyecek misin kızım? Hani yanımda hazine var.

Kutuyu kaldırıyor. Üstünde, solmuş bir etiket: “8 mm Film”. Köşesine tükenmezle biri zamanında yazmış: 1978. Yılbaşı. Ev. Kutudan eski dolapların, tozun ve Meryemin yalnızca fotoğraflardan bildiği bir geçmişin kokusu geliyor.

Bak buldum! Salih Bey çoktan ayağını içeri atıyor, buyrun demesini beklemeden. Komşumuzun tavan arasında duruyormuş. Dedim ki: O benim! Önce inanmadı, sonra yazıyı tanıdı. Dedi ki, bu Halimenin yazısı.

On yıl önce vefat eden eşi Halime Hanımın adı, koridorda bir hayalet gibi yankılanıyor.

Yatak odasından Cihan beliriyor; üstünde soluk yazılı bir tişört ve eşofman var, ışığa gözlerini kısıyor.

Baba… hafif öksürüyor. Saat neredeyse bir…

İşte o yüzden! canlanıyor Salih Bey. En güzel zaman bu saatler. Neden şikayet ediyorsun oğlum? Sizin yaşınızda daha eğlence yeni başlardı bu saat!

Meryem, Salih Beyin her enerjik kelimesiyle başının zonkladığını hissediyor. Ama yine de şunu düşünüyor: “Adam yalnız, orada karanlıkta. Belki de korkuyordur gece.”

Buyurun mutfağa geçelim, derin bir nefesi içine hapsetmeye çalışarak söylüyor. Ama sessiz olalım, Aslı uyuyor.

Tabii ki sessiz olurum, cekedini çıkartırken buruşturuyor. Ben bir fare gibi sessizim.

Meryemin içinden geçiriyor: Yangın alarmı gibi arayan bu farenin sessizliği

***

Mutfakta Salih Bey her zaman aynı sandalyeye, kalorifere yakın olana oturur Belim cereyana gelmesin, der. Meryem usulca bir bardak bırakır önüne, otomatik bir hareketle çay doldurur. Kendisini gece vardiyasında çalışan hisseder.

Cihan ise hâlâ uyuklayarak babasının karşısına geçip kutuya bakar.

O nedir baba? der.

Sinema, hafif coşkulu. Film! Eski ama canlı. Annen burada, sen küçücüksün. Yılbaşı ağacı, salata, burnu kocaman olan Şefika Teyzen… gülüyor. Yani, tarih…

Meryem yanda sandalyeye ilişiyor, başını eline dayıyor. Saat: “1:27”, “1:28″… Salih Bey ise konuşmaya yeni başlamış gibi.

Hatırlıyorum, o zaman kapıyı gece bir açtık… anılarını anlatıyor. Gece yarısı olmuş, Sadi ile eşi geldiler. Dışarısı buz gibi, kar yağıyor, dedik, Buyurun, evimiz açık! Halime öyle bir cümle etmişti ki hafızasını yokluyor Gece, kime çok lazımsa, kapı açık olmalı, demişti.

Meryem başıyla onaylıyor. Sözler, yapışkan bir diken gibi zihnine tutunuyor.

Baba, Cihan gözlerini ovuşturuyor. O filmi bir gün izleyebilecek miyiz? Onun için mi getirdin?

Doğru, ama… tekrar canlanıyor Salih Bey. Aleti yok bende artık. Belki sizde vardır?

Dördüncü katta iki odalı evde 8 mm film makinesi bulunduruyor muyuz sandınız? Meryem ironik bir şekilde gülüyor. Tabii; piyano ve matbaa makinesi arasında depoda duruyor!

Salih Bey çoğu zaman olduğu gibi ironiyi anlamaz.

Olsun, buluruz elbet. iyimserce ekliyor. Belki dijital yaptırmak mümkündür. Sen bilgisayarcısın, halledersin. Yoksa ben anlatırım anıları.

Başlar geçmişten: ilk fotoğraf makinesini alışlarını, yazlıkta çekilen tatilleri anlatır. Halimenin ensesine kar düşerkenki gülüşünü… Sözleri hiç bitmeyen bir semaverden akan çay gibi. Sesinde geceden eser yok; sanki saatlerle değil, anılarla yaşayan biri.

Meryem bir kulağıyla dinlerken aklında tek bir ritim var: Yarın yediye kalkış, Aslı anaokuluna bırakılacak, işte rapor teslim edecek, gözler kapanıyor…

***

Hafif bir hışırtı Meryemi irkiltir.

Mutfak kapısında, pembe yıldızlı pijamasıyla minik bir figür belirir. Saçları dağılmış, gözlerini ovuşturan Aslıdır.

Anne kapıya takılarak fısıldar.

Aslıcığım, niye kalktın? Meryem hemen kızı kucaklar, bir yerine çarpmasın diye.

Su… istiyorum, uykulu bir şekilde geveleyerek. Bir de yine dedemi rüyamda gördüm.

Salih Bey, dede lafını duyunca gözlerinin içi güler:

Bak, görüyorsunuz, çocuklar hisseder aradaki bağı.

Küçük Aslı bulanık bir bakış fırlatır, hâlâ uyanamamıştır.

Her gece rüyamda sen geliyorsun, ciddi ciddi söyler. Hep gelip tık, tık, tıklıyorsun. Kapıyı kapatamıyorum çünkü kapı kolu sıcak.

Meryemin içi buz keser. Cihan kaşlarını çatar.

Bu nasıl kabus? fısıldar kaygıyla.

Kabus değil, Salih Bey kendinden emin cevaplar. Çocuk ruhu dedesini ister.

Ya da sessizliği… diye içinden geçirir Meryem. Yüksek sesle ise sadece:

Aslıcığım, hadi yatağına geçelim, dede sonra yine gelir

Yine mi gece, anne? merakla sorar kız.

Meryem bakışını Salih Beye çevirir. Onun bakışı bir çocuğunki kadar saftır, şaşkındır.

Gündüz de gelebilir Aslıcığım, hem de daha güzel olur, diyerek Aslının saçını okşar.

Küçük kız hıçkırıkla annesine sarılır.

Meryem onu tekrar yatağa götürüp üstünü örter, saçını severken fark eder: Her defasında onun sadece on dakikası bir saatlik sohbet, bisküvi, çay, uykusuz gözler ve bozuk düzenimiz demek oluyor…

Koridorda saatler tik tak eder. Akrep yavaş yavaş ikiye yaklaşır. Meryem derin derin nefes alır. Onun sabrı da çalar saat gibi, son dakikalarını saymaya başlamıştır…

***

Yine mi gece tam birde damladı, bir hafta önce telefonda anlatır Meryem. Ne utanma var, ne çekinme. Sanki burası oğlumun 24 saat açık kafesi.

Üniversiteden arkadaşı Özlem ciddiyetle taklit yapar:

Meryem Hanım, başınız sağ olsun. Evinize yaşlı neslin gece ruhu musallat olmuş.

Gülme, ciddi söylüyorum. Doya doya uyuyamıyorum artık. Hep içimde ya yine çalarsa? korkusu. Ve vallahi çalıyor! Bir, yarım bir, iki… Hep “on dakikam alır” diyerek!

Sana görev, güler Özlem. Gece modunda, zor seviye! Kalk, çay koy, monoloğu dinle: ödülün bisküvi.

Meryem gülümser.

Hep aynı bisküviyi getiriyor, hem de şu yeşil paketli yulaflı. Artık görmek bile istemiyorum.

O artık sembol olmuş, düşünceli söylenir Özlem. Ona bir misafir alarmı ayarla.

Nasıl yani?

Sen de gece onun evini ara bakalım bir.

Kötü olur bu, güler Meryem.

Şaka tabii, gülerek ekler Özlem. Ama gerçekten, sınır koymazsan kesinlikle normal sanıyorlar. Açıyorsan alışır.

O benim kayınpederim Özlem, kısık sesle söylüyor Meryem. Yalnız. Eşi vefat etti, Cihan tek çocuk. Nasıl diyeyim ki, Salih Bey, gece gelmeyin? Kalbi var, tansiyonu var, anıları var

Senin de kalbin, Aslının, işin var, hatırlatır Özlem. Sınır koymak kötü değildir. Kendine iyi bakmak, bazen başkalarına da iyi gelir.

Meryem sessizleşir. Sınır kelimesi canını yakar. Oysa hep öyle yetişmiştir: İyi gelin susar, sabreder.

***

Salih Beyin ilk gece ziyareti Halime Hanımın vefatından altı ay sonra olur.

O gece bir kereye mahsus sanır. Acısını, geceyle paylaşmak istemiştir; çünkü gündüz kalabalık, rahatsız.

Yataklarında Cihanla uzanırlar. Oda karanlık, camdan sızan silik ışık var. Sessizlik neredeyse uykuya dönüşecek derken, koridorun kapısı sarsılır.

Bu saatte kim olur? diye korkar Meryem.

Zil ısrarlı, neredeyse çaresizdir. Cihan kalkıp pantolonunu çekerken:

Belki bir şey oldu, diye fısıldar.

Kapıyı açtıklarında karşılarında Salih Bey. Yıpranmış, ceketi yok, sadece eski bir kazak. Fötr şapka da yok. Gözleri nemli.

Kusura bakmayın… ama daha kapı iyice açılmadan içeri adım atar. Evde duramadım… boş.

Tütün ve soğuk hava kokar. Elinde, o yulaflı bisküviyeden bir poşet.

Baba, bir şey mi oldu? Tansiyon mu? diyor Cihan endişeyle.

Yok yok, geçiştirir ama bakışları tuhaf. Sadece bir görmek istedim sizi.

Meryemin boğazında bir yumru çözülür. Halime Hanımın cenazesi aklına gelir; ellerinde bir şapka, kayıp içinde bir adam.

Mutfakta ağır ağır otururlar. Salih Bey o gece espri yapmaz, sadece arada bir cümle: O da geceleri çay içmeyi severdi

Elleri titrerken bisküvi kırar.

Bugün markette rastladım tekrar bu bisküviye, usulca söyler. Zamanında Halime ile rafta karşılaşmıştık, aynı kutuya ikimiz de uzanmış… “Siz alın, ben kilomu korurum,” demişti. Evlenmeye orada karar vermiştim.

Meryem o zaman sadece hüzün duymuştur, kızgınlık değil.

Ne zaman isterseniz gelin Salih Bey, sabah uğurlarken der. Biz buradayız.

Ve bu sözler kelimesi kelimesine gerçek olur. Salih Bey, ne zaman isterse gelir. Ama en çok ihtiyacı gece yarısından sonra olacak nedense.

Bir hafta sonra tekrar, sonra bir daha… Gece ziyaretleri arasında uzun bir ara olup olmadığını hatırlamaz bile zamanla.

***

Meryem, Cihanla konuşmak ister, ama o hep omuz silker.

Bilirsin, babam hep gece kuşuydu, der. Gençliğinde hep geceleri çalışır, okur, ikiye doğru mutfakta olurdu.

O zaman kendi evinde kalıyordu, farkında olmadan yumuşakça uyarıyor Meryem. Şimdi bizim evde.

Burası onun için de kendi evi gibi, savunuyor Cihan. Orada yalnız, burada huzurlu. Korkuyor belki geceleri.

Ben de korkuyorum, dürüstçe söylüyor Meryem. Çünkü uyanamıyorum. Çünkü Aslı uyanıyor. Her zilde yangın alarmı gibi fırlıyorum.

Cihan sessiz kalır. Onların arasında bir eksiklik var gibidir: Hem kızar hem savunur. O benim babam cümlesi, Meryem ve doğrudan konuşma arasına hep girer.

Bir gece, artık dayanamaz Meryem. Mutfakta gitmez.

Yatakta sırt üstü yatar, uyuyormuş gibi yapar. Cihan kapıyı açmaya gider. Zil, tıkırtı, fısıltılar…

Yarım saat sonra garip bir mırıltı gelir kulağına. Merak galip gelir; sessizce yataktan çıkıp mutfağa yanaşır.

Salih Bey yalnız başına masada oturuyor Cihan çoktan yatmıştır. Önünde eski fotoğraflar. Işık yalnız masanın üstünde bir sahne gibi.

Halime, bak burada sen… fısıldar, fotoğraflardan birini incelerken. O elbiseyle beni sevmeyeceksin yakında demiştin, keşke cevap verseydim…

Fotoğrafı çevirir.

Cihan burada, daha ufacık. O eski televizyonda film izlemiştik. Hatırlıyor musun; Saadet gece bire dayandı, üçe kadar bırakmadık. Sen, Bırak gelsinler, ev kapımız ölümümüzden sonra kapalı kalır, dedin.

Sanki kendiyle konuşur; anıların arasında, bir de rica saklıdır. Lütfen, bir evde gece kapılarım açık kalsın hala.

Meryem kapıda, içi sıkışır. Salih Bey bir canavar değil; kaybolmuş bir erkek çocuk gibi.

Ama kızgınlığı bitmez; sadece ona acıma karışır, iş daha zor bir hale gelir.

***

Günün birinde, Meryem işi şakaya vurmak ister.

Bahar başlangıcı, gece ılık, yatak odasının penceresi aralık. Zil yine çalıyor. Alelacele gecelik üstüne çiçekli renkli sabahlık giyer, Özlemin hediye ettiği uyku bandını alnına takar.

Ooo, film yıldızı, Cihan alaycı.

Aynen, sırıtıyor Meryem. Bu gece Salih Beyde gece kuşağı yayında.

Kapıyı teatral bir el hareketiyle açar.

İyi geceler, der ciddi bir sesle. Özel gösterimize hoş geldiniz: programda çay, bisküvi ve kronik uykusuzluk var!

Salih Bey kahkahalara boğulur.

Şu gençlere bak sen! hayran. Hele şükür güler yüz. Siz de yaşlandınız sandım, ondan onda yatanlardan olmuşsunuz.

Mutfağa geçerler, Meryem yeni bir kahve paketi çıkarır, fırının zamanlayıcısına dokundurur.

İsterseniz geceyarısı ritüelini başlatalım: çay, bisküvi, mandolin. Ama ne yazık ki alarm sabah altıda çalıyor.

Olsun, el sallar Salih Bey, Unutulmaz anılar birikiyor. Biz çocukken gece trenleriyle giderdik, çay bardakta, insanlar sıcacık… En iyi muhabbet gece olur!

Sonra söyler:

Hayatta bazı kapıları açık bırakmak gerekir. Kime gerektiği belli olmaz.

Meryeme batırıcı olur bu söz. Hem duygusal, hem tehlikeli. O kimin gereği, içeride de insanlar var, diye iç geçirir ama yüksek sesle sadece:

Hayatta bazı pencereleri de kapatmak lazım; yoksa hasta oluruz…

Salih Bey, her zamanki gibi, kinayeyi anlamaz. Hikaye anlatmaya, anı aktarmaya devam eder; Meryemin gözlerinde yorgunlukla birlikte kızgınlık birikir…

***

Bir gece, açmamaya karar verir.

Aslı ateşli, uykusuz gece. Zar zor yatırdıktan sonra kendini yatağa yeni bırakır ki zil çalar.

Şu an değil, diye fısıldar.

Cihan nöbette; evde sadece Meryem ve kızı. Donup kalır. Zil yine. Bir daha. Sonra sessizlik.

Oturur ve sayı sayar; yüz, iki yüz… Kalbi boğazında. İçinden, Bak, der, bir kere de açmadın. Hiçbir şey olmadı. Dünyanın sonu gelmedi.

Sabah çöp atmak için kapıyı açtığında eşikte o yeşil logolu poşeti bulur. Hafif nemli bisküvi. Yanında çocuk el yazısı gibi not: Uyudunuz herhalde. Uyandırmadım. S.

Hepsi bu. Ne sitem, ne şikayet. Sadece bir poşet.

Meryem bir yandan suçluluk bir yandan kızgınlık hisseder: Sırf uyumak istediğim için neden kendimi kötü hissetmem gerekiyor?

***

Bir başka gece ardından ev, ıslak battaniye gibi ağırlaşır.

Aslı üşütür gece Salih Beyin fıkraları arasında mutfağa iki üç kere çıplak ayakla koşar. Ateşi yükselir, sabaha kadar öksürür. Meryemin göz altında pandalarda olduğu gibi mor halkalar. İş yerine, kahveyle ayakta zor durur.

Akşam eve döndüklerinde, mutfağa çorba koyarken, içinden bir şeyler kopar gider Meryemin.

Artık böyle devam edemem, der.

Nasıl yani? Cihan az önce çay demliyordur.

Yani, aniden döner, onun gece temposuyla devam edemem. Biz nöbetçi kahveci değiliz. Çocuk var, iş var. Kendi evimde ev sahibi gibi hissetmiyorum.

Cihan konuşmak ister ama Meryem elini kaldırır:

Hep Ama babam, ama tek başına, ama zor. diyoruz. Ben neyim? Ben de evin hanımı, anneyim. Benim de sinirlerim, bedenim, sınırım var. Bir yıl sustum, hep tamam dedim. Hep başkalarının alışkanlığına teslim oldum.

Cihan susar.

En azından, dudaklarını ısırır Meryem. Bu akşam, geldiğinde üç kişi oturalım. Şaka değil, on dakikası değil. Ben gecemi isteğimi söyleyeceğim. Aramıyor değilim, gece aramasın sadece.

Ama alınırsa? gibi korkarak.

Ben çoktan alındım, gözleri dolu. Sizden, ondan Özümü hiçe saydığınız için.

Sözler havada netleşir. Cihan başını eğer.

Tamam, der. Beraber konuşalım.

***

Yine Salih Beyin kutuyla geldiği gece tüm taşlar yerine oturur.

1979 Aile Kutlamaları, kapağa özenle yazılmış. Salih Bey ceketini bırakıp kutuyu gururla masaya koyar.

Bakın, sonunda buldum! Koca hayat bu!

Önce konuşalım isterseniz, nazikçe başlar Meryem, çay koyan Cihana bakarak.

Ne hakkında? gerçekten şaşırır Salih Bey. Önce bulduğumu kutlayalım, sonra dertleşiriz.

Meryem eşinin bakışını yakalar. Cihan gözleriyle söyle der.

Çayı bırakır ve karşısına oturur. Kalbi boğazında.

Salih Bey, sizi görmekten mutluyuz. Gerçekten Fakat bir mesele var…

Gece konuşulacak ne büyük meseleymiş? espri yapmaya çalışır.

Geceyle ilgili, ciddi şekilde Meryem. Gece bizler için uyku, sizde ise anı demek. Bizim sabah işimiz, Aslının okulu var. Her defasında uykumuz bölünüyor.

Salih Bey kaşlarını çatıyor.

Size yük mü oluyorum?

Cihan girer: Baba, bize yük değilsin. Ama geceleri gerçekten zor oluyor. Özellikle Meryeme, Aslıya.

Meryem doğrular.

Artık bir zil sesiyle irkiliyorum. Gece 10dan sonra içim rahat değil. Aslı da, her gece biri geliyor, kapı kolum sıcak, diyor.

Salih Bey ellerine bakar, hafif titrek.

Ben sanıyordum ki eskisi gibi. Halime ile gece çay içerdik. Kapılarımız hep açıktı. Eğer biri gece geliyorsa çok ihtiyaci vardır, diye.

Bizimse geceye ihtiyacımız var, yumuşak ama kesin Meryem. Sizi seviyor oluşumuzdan değil, kendimizi ve çocuğumuzu da sevdiğimiz için.

Derin sessizlik.

Salih Beyin elleri titrer.

Yani gelmememi mi istiyorsunuz?

Hayır, aceleyle Meryem. Yine gelin, ama gece yarısı değil, gündüz, akşam ya da ondan önce. Önceden haber verin, hazırlanalım, en sevdiğiniz çaydan alalım.

Cihan ekler:

Baba, seninle çay keyfi yapmak istiyoruz ama ayakta duramayacak kadar yorgunken değil.

Salih Bey uzun süre susar. Sonra usulca:

Yük mü oluyorum sandım, kimseyi zorlamıyorum diye…

Meryem içten bir ferahlık duyar.

O bir kötü adam değildi; zaman duygusunu kaybetmiş, geçmişte durmuş gibi yaşayan biriydi sadece.

Şöyle yapalım, ben hakikaten filmleri izlemek isterim, der yavaşça. Ama cumartesi gündüz olsun. Hep beraber oturalım. Yeni yıl 1979 gibi

Salih Bey kutuya, sonra ona bakar.

Ama ya gece canım sıkılırsa?

Gerçekten kötüyseniz arayın, açarız. Ama her gün değil Sadece gerektiğinde.

Cihan başını sallar.

Baba, birlikte vakit geçirmek istiyorum, ama uykusuzken değil. Bak hâlâ ne anlattın hatırlamıyorum.

Salih Bey üzgünce gülümser.

Tuhaf bir ihtiyarlık. On dakika sanıyordum, koca bir yıl olmuş.

Cumartesiye kadar filmler beklesin, Meryem, hafifçe yanına gelir.

Koridorda ceketiyle uğraşır, vakit uzatmaya çalışarak.

Meryemciğim, gecenin birinde kazara arasam?

Kötü olduğunu düşünürüm ve endişelenirim. Ama her zaman açmam, çünkü ben de bir insanım.

Kafasıyla onaylar. Gözlerinde ona ilk kez saygı belirir.

***

Meryemin söz verdiği cumartesi akşamı gelir birkaç gün sonra.

Masanın üzerinde, zar zor tanıdıklarından buldukları eski bir projeksiyon makinesi. Oda sinema salonu havasında; perdeler çekilmiş, duvara beyaz örtü iğnelerle asılmış.

Salih Bey, bir çocuk gibi projeksiyona en yakın oturur. Kutuyu özenle elinde tutar. Aslı Meryemin kucağında, elinde peluş tavşanı var. Cihan kablolarla uğraşıyor.

Sonunda makine çalışır, ışık duvara vurur, silik görüntüler parlar.

Genç bir kadın, desenli bir elbise, gülüşüyle odayı aydınlatır. Yanında siyahsız, gür saçlı genç Salih. Aralarında minik, tombul Cihan.

Ekranda yeni yıl masası, mandalina, konserve balık, ışıklar Kapıya yapıştırılmış küçük bir kart: Evimiz hep açık. Gece de. Hele ki kendi dostlarımıza.

Meryemin göğsüne saplanır bu yazı.

Salih Bey kısık sesle hıçkırır.

Onu Halime yazdı der. Herkes bilsin, derdi.

Filmde Halime Hanım, kapıyı birine sevinçle açıp selamlar: Girin! Ses, gülüş, koşuşturma. Kadraja saat girer: “1:05”. Altta el yazısı: Evimizde kapılar hep açık.

Salih Bey tutamaz, sessizce ağlar.

Meryem, kucağında Aslının başı ağırlık yapar. Küçük kız uyumuş, elini annesinin boynuna dolayıp mışıl mışıl yatıyor.

Projeksiyondan sesler, kareler değişirken, Meryem anlar: Salih Beyin gece gelişleri sadece alışkanlık değil; geçmişte açık olan, bir zamanlar mutluluk, şimdi ise sadece sınırların aşındığı bir çaresizliğin tezahürüdür.

***

Film bitince oda loşluğa gömülür. Aslı annesine sarılıp uyur.

Salih Bey yüzünü elleriyle siler.

Beni affedin, birden mırıldanır. İyilik yaptım sanıyordum; aslında yalnız kalmamak içinmiş.

Meryem usulca cevaplar:

Hala yalnız değilsiniz. Artık gece baskınlarına gerek yok. Yeni gelenekler yaratabiliriz.

Birkaç gün sonra markette, yine o yeşil yulaflı bisküviden alır Meryem. Yanına üstünde siyah dağ motifli bir termos ekler: Sekiz saate kadar sıcak tutar, der etikette.

Evde, termosu kutuya koyar, yanına bisküviyi ekler, küçük bir anahtarı, şık anahtarlıkla koyar.

Minik kartta şunları yazar: Salih Bey, evimiz sizin için hep açık. Özellikle sabahları. Termos sıcaklığı daima sizinle olsun. Anahtar: Gündüz geldiğinizde kullanın. Lütfen önceden arayın. Sizi seviyoruz: Meryem, Cihan, Aslı.

Bu kez ilk defa gün ortasında, kendisi arar:

Salih Bey, merhaba. Yarın sabah çay var bizde. Size uygun saatte gelin, sadece öğlene kadar olsun yeter.

Adam güler; içinde hafifçe bir rahatlama vardır.

Bu ne, resmi davet mi? diye takılır.

Yeni adet başlatmaya çalışıyorum, Meryem cevaplar. Gece vardiyası olmadan.

Ertesi gün tam onda kapıyı çalar. Öncesinde arar: Geliyorum, hazır olun. Kapıda, ütülü gömleğiyle, elinde papatya demetiyle durur.

Bu, sabrınız için, mahcup verir çiçekleri.

Koltuğunun altında gece şapkası takmış bir ayıcık vardır.

Bu da Aslıya, ekler. Gece bekçisi. Rüyasında dedesi gelip hikaye anlatsın, kapı tıklamasın diye.

Meryem bu defa içten gülümser.

Buyurun, çayınız hazır.

Mutfakta güneş masaya desenler çiziyor. Çay sıcacık, bisküvi tazedir. Aslı, uykusunu almış, koca ayıcığa sarılırken mutludur. Cihan babasına yeni projesini anlatır, o da, o eski mizahıyla, bir gece treni anısı patlatır.

Aynı Salih Bey, aynı hikayeler. Ama saat sabah, ziyaret davet ile, baskın gibi değil.

Akşam Aslıyı yatırırken Meryem duyar:

Anne, dedem bu gece rüyama gelmedi.

Sevdin mi? sorar Meryem.

İyi, düşünerek söyler küçük kız. Sadece uyudum. Ama sabah gerçekti

Gece saat 1:15 olur. Ev sessiz. Zil çalmaz. Meryem uzun zaman sonra ilk kez gereğinden değil, uykusunu aldığından uyanır.

Kendini çığlık atarak, utanarak değil, sözle sınır koyabilmeyi öğrenmiş hisseder. Ve dünya yıkılmaz. Salih Bey hayatlarından çıkmaz. Sadece gece baskınları biter

Ve bu, o evde yaşayan herkes için küçük bir zaferdir.

Rate article
Lifequest
Gecenin Akrabası ve Huzurun Bedeli