Sınav Günü: Heyecan ve Başarıya Giden Yol

Yeter artık! Vallahi bıktım! Eğer kafamı yemeye devam edersen, hiçbir sınava filan gitmeyeceğim! Gitmem de! Hiç kalkıp gitmem sınava, ne yapacaksın o zaman?! Ha?! Elif sırt çantasını holün köşesine fırlatıp başındaki beresini de hızlıca çıkardı.

Annesi ona cevap vermedi. Sadece başını iki yana sallayıp mutfağa geçti.

Elif montunu çıkardı, aslında onu da çantanın yanına fırlatmak istedi ama vazgeçti. Dolabı açıp askıya düzgünce astı, derin bir nefes aldı.

Yine Yine kavga çıktı. Her zamanki gibi, bomboş, saçma bir sebepten.

Neden annesi sürekli üstüne geliyor sürekli sorular, öğütler, talimatlar Sanki hala bebekmiş gibi! Ya da aklı yokmuş gibi!

Gayet iyi hatırlıyordu Elif, bugün yeni bir özel ders hocasıyla dersi olduğunu. Otuz kere hatırlatmaya gerek yoktu ki!

Tabii Elif de biraz abartıyordu. Annesi başının etini yemiyordu, sadece işte, bugün bu yılki üçüncü Türkçe edebiyat hocasıyla dersi olduğunu hatırlatmak istemişti. Ama annesi hala kontrol etmeye, yönlendirmeye çalıştıkça Elifin hiddeti alışkanlığa dönüşmüştü, bazen hiç yeri yokken de parlıyordu.

Ellerini yıkadı, lavabonun üzerindeki aynada kendine baktı.

Bak bak! Şu tipe bak. Sivilceler, babasınınki gibi kalkık burun, annesinin kızıla çalan kabarık saçları. Kaç defa annesine sordu boya izin ver diye! Anneden ise hep aynı cevap, Sen gerçek güzelliği anca büyüyünce anlarsın

Ya tabii! Herkes bakımlı, güzel, bir tek Elif bu halde işte! Bu saç modeli kaldı mı şimdi? Kim kaldı ki örgülü gezen?

Ama ister istemez güldü; hatırladı annesi ne kadar üzülmüştü Elif sinirlenip sevmediği o uzun saçlarını eski okul makasıyla kökünden kestiğinde. Başka makas da bulamamıştı zaten! Gözlerini sıkıca kapatıp zorla kesmişti o dirençli saçları, annesinin yüzündeki şoku bekleyerek:

– Elifciğim, neden yaptın ya?

Neden mi? Yeter artık çünkü! Emir komuta bitti! Kendi hayatı, kendi kararları!

Herkes bir ağızdan, Büyükleri dinlemelisin! diye tutturmuş. Neden? Ne alaka? Onların eski kafalı kuralları Elif için geçerli mi artık? Onların yaşında internet bile yokmuş, nasıl yaşanırmış ki öyle Bunu onlara anlatamazsın bile! Artık her şey çok başka! O kadar saat kitap başında neden oturmak zorunda? … Parmağınla ekrana tıkla, bilgini al, bu kadar basit! Anne ise İnternet adam etmez, insan olmayı öğretmez diyor, ama ne anlarsın anne ya? Keşke biraz gençlik psikolojisi izlesen de öğrenirdin

Elif yine bir sivilcesini sıktı, suratını buruşturdu. Şanslıydı ki annesi görmedi; yoksa yine doktor yolları, Bunlar iz bırakacak geyikleri Ama Elife ne? Görüntüsüne değil, iç dünyasına değer veren insanlar yanında olsun yeter!

Bak, buldu mesela yeni bir laf: Veliaht Annem doğurdu beni diye, sahip gibi davranmak hakkı olmuyor ki! Eşyası değilim ben!

Kendine göz kırptı aynada.

Ne oldu annecik? Böyle olur işte! Zorla ders, zorla hoca, zorla hukuk fakültesi! Sanki ben hukuk bilmiyorum? Anne babamdan iyi biliyorum şu an neyin ne olduğunu Babamlar yarı bilgili olsa, o boşanmayı da daha düzgün yaşarlardı!

Ne bir gururu var annemin Babam genç bir kadın buldu, annemi bırakıp gitti, malı-mülkü kendi bildiği gibi ayırdı, annem de sesini çıkarmadı. Neyse ki, anneanneden kalan ev üzerime yapıldı, ama bu normal zaten! Annem ne aldı? Çocuk nafakası Hepsi bu! O geçirilen onca yılın karşılığı bu mu yani? Annemle babamın son beş yıldır nasıl geçindiğini bilmiyor muyum sanki? Bebek değilim ki ben artık!

Şu sessiz, buz gibi nefret; annem mutfakta tabağı önüme koyarken, babamın o kuru, ilgisiz teşekkürleri Babamın minik odasına sığamayıp sürekli sabahları gardıroptan eşyasını almaya gelişleri Alarmı annem sırf babamla karşılaşmasın diye ayarlardı Ve akşamları sonunda on dörtüp, Bırakın artık birbirinizi, yeter ya! dememe kadar geçen anlamsız bir hayat İnsan gerçekten çok tuhaf!

Ve o meşhur cümleler; Senin için yaşıyoruz! ya da Sen bizim hayatımızın anlamısın! Koca bir yalan! Herkes önce kendine yaşar! Başka bir örnek isterse biri, Elif sayfalar dolusu anlatır!

Evini örneğin… Şu an annesiyle yaşadıkları evi. Aynı apartman, başka giriş, daha küçük bir daire. Eskiden üç oda, şimdi iki. Düzgünce döşelmiş, yeni ama küçük O dairenin Elifin üstüne kalması sırf babasının vicdan azabından! Babası Çocuğum güzel yaşasın! diye, annesi bastırınca kabul etti. Elifin büyük odası var şimdi evde, ama kimin umrunda? Sadece annesiyle babası kavga etmesin diye oldu bunlar!

Dolaptan doktorun verdiği kremi aldı bunu kullanmak annesi haklıymış demek değil, ama işe yarıyor en azından. Bugün işine de yarayacak çünkü akşam çünkü çatı var

Bu çatı da, Elifin hayatına çok yeni girdi, bir iki ay önce. O zamandan beri Kerem vardı. Okulun popüler çocuğu, Elifin uzaktan uzaktan baktığı, konuşmaya korktuğu Kerem Günlerden bir gün mesaj geldi: Dolaşalım mı?

Önce bir şaka sandı. Okulun tamamı Elifin Kereme yanık olduğunu biliyordu. Dalga geçen de olmazdı, hep sevilirdi Elif; derslerde yardım eder, cevap verecek kimse olmazsa direkt parmak kaldırırdı. Hocalar tarafından da sevilirdi.

– Elif, geçen derste sordum, yine mi sen?

– Ama Seda Hanım, bu konu çok merak ettiğim bir şey! Mesela sizce II. Abdülhamid diktatör müydü?

Bir an önce sınıftaki sorgudan kurtulmak isteyen hoca, mevzuya girince, herkes kurtulmuş gibi rahat bir nefes alırdı.

O gün Elif mesajı yakın dostu Denize gösterdi, o da güldü:

– Ee? Ne panik yaptın ki şimdi?

– Ya gerçekten o mu yazdı?

– Allahım Elif! Sorsana, ne oturdun öyle? Aşkım, 2024te yaşıyoruz, kızlar çocukları davet ediyor, sen hala yok o mu gönderdi, bu mu gönderdi?

Elif bir şey diyemedi. O mesajın anlamı sonunda şak diye kendine gelince, yüreğinde bir fırtına koptu, anlatamazdı ki.

Buluşmaya gitti. O gün, Elif için çok farklı bir hayatın başlangıcı oldu.

Eski terk edilmiş bir apartmanın çatısı, gençlerin takılma yeri Tehlikeli olduğunu Elif de biliyordu ama, Kerem Dikkat et, ayağına bak! diyeceği anlarda Elifin nefesi kesiliyordu, merdivenleri sayarak yukarı çıkıyordu.

Çatıda, Kerem onu ilk kez arkadaşların önünde sardı koluna, Bu benim sevgilim der gibi omzuna elini attı Herkesin önünde Kızların kıskanç bakışları arasında, Keremin onu seçmiş olması Ve sonra ilk öpücük

O gece, grubun kalanları sinemaya gidince çatıda iki başlarına kaldılar. Elif de gitmek istemişti ama Kerem kulağına Biz sinemaya birlikte gidelim, başka bir zaman deyince, yanında kalmaya razı olmuştu.

O gece, hayatı değişti Elifin. Zaman zaman, hatta en olmayacak anda; gözlerini kapatıp Keremin o cümlelerini hatırlıyordu:

– Elif, seni seviyorum Hem de çok İyi konuşamam belki ama, bilmeni isterim ki Senden iyisini hiç tanımadım Benimle olur musun?

Ve o sıcak, acemice ama içten öpücükler

Bu hayaliyle yine içini mutluluk kapladı, tam o anda anne kapıyı araladı:

– Elif, geç kalacaksın. Yemeğin hazır…

Of, yine mi anne ya! Elif öfkeyle banyodan çıktı, tıpkı bir aslan gibi. Suratı, internette gördüğü o kanatlı huysuz teyzenin karikatürü gibi kızgın bir hal almıştı.

– Ne istiyorsun benden?! Her şeyi hatırlıyorum! Bana bulaşma artık! Babamı da bu hale sen getirdin, gitmedi mi senden? Şimdi de sen bana mı sardın? Ben de giderim valla, babama taşınırım! Anladın mı?!

Devamını getiremeden, annesi acı bir şekilde iç çekti ve Elife sertçe bir tokat attı.

– Git! Ama akşam döndüğünde yarın örnek Türkçe sınavın olduğunu unutma. Uykunu al!

Şoke oldu Elif. Annesi hayatında ilk defa ona el kaldırıyordu. Ve evet, canı o kadar yanmamıştı, hak etmiş gibiydi belki ama annesinin pes etmeyip dayanamamış olması Elifi bir an durdurdu.

Ama tabii, Elif pes edecek değil! Çanta, mont, kulaklık Kapıyı çarpmak çok istese de kendini tuttu. Deli olmadığını kanıtlamalıydı.

Apartmandan koşarak çıktı Elif. Saate baktı. Gitgel bir saat, hoca da bir saat sürer Keremle buluşması altıyı bulur Tamam, süper! Çatıda Keremle rahatça otururuz, annem de biraz sinirlenir, iyi olur! Babamın telefonu annemin ilk aramasına açmadığını da bildiği için kimse başını ağrıtmaz. Hem belki Kerem bir yol gösterir Onun ailesine ne karışan var; kafasına göre takılıyor resmen. Parası, kartı, giyimi dört dörtlük, ailesi karışmaz. Annesi yoğun, babası On altı yaş, artık büyüdü diyor. Sınava da kendi çalışıyor. Ne harika insanlar var

Keşke Elifin annesi de öyle olsaydı

Tam o sıra babası aradı yeni hocanın evine yaklaşırken.

– Ne var yine orada? Annen bana taşınmak istiyormuşsun dedi.

– Ne alaka ya baba! Kendi kafanıza göre kavga edin, beni ne karıştırıyorsunuz? Senin yeni eşin Haşmet bugün yarın doğuracak, ben ne yapacağım? Bebek mi bakacağım? Benim kendi derdim başımdan aşkın.

– Tamam. Annenle fazla kavga etme. Yoksa oyun biter. Tamam mı?

– Babacım, en sevdiğim netliğin. Mesaj alınmıştır!

– Aferin! Annene fazla yüklenme. O bunu hak etmiyor.

Telefon kapandı, Elif iyice surat astı.

Her zaman böyle! Aralarında savaş, işe ben gelince birlik Çok tuhaf gerçekten!

Yeni öğretmeni pek hoşlanmadı Elif. Söylediği her akıllı lafa çoktan seçmeli kitaptan bir bölüm okumasını önerdi. Elif içten içe kızsa da, öğretmenin birkaç örnek verirken zekasına hayran kaldı. Okumak belki iyi gelir, dedi kendi kendine.

Aptal olmak Elifin harcı değildi. Kerem zaten akıllı çocuk Ayak uydurmalıydı. O kadar video izledi; hep Kendi ayakları üzerinde duran, akıllı kız! diyorlar. Ayakta kalmak zor, ama annesinin Zekâ öğrenilir lafı burada doğru galiba.

Annesi üniversiteyi Elifi doğurunca bırakmış, önce dondurmuş, sonra geçici işlere sarılmış. Elif küçükkken sürekli hastaydı, düzgün bırakacak bir büyükanne de yoktu. Anaokulu da haftada bir, sonra bir ay evde hasta Yemekler kötü, sevimsiz çocuklar, annesinin sıcak elleri yok. Babası bir ara annesine, Kendi ellerinle bağımlı ettin kızı, ileride çok zorlanacak, demişti.

İkinci sınıfa geçince, annesi komşuya teslim etti akşamları, kendisi de açıköğretime döndü, hem bir yandan da küçük bir organizasyon şirketi açtı, düğün salonları süslüyor şimdi. Elif seviyor annesinin işini; kadın gibi, zarif Ama işte, evde o eski ev kadını havasından eser yok, işyerinde tam patron. Talimatlar veriyor, işçilerini organize ediyor, Elif de izleye izleye büyüleniyor. Keşke hep öyle güçlü olsam diyor, annesini izlerken.

Yine de O sürekli kontrol sıkıyor tabii. Burada babasına katılıyor Elif: annesi çok üstüne geliyor! Elife kapıyı vurmadan girmeyi bile unuturdu, sonra alıştı. Ama hâlâ alttan alttan kontrol ediyor. Tehdit değil, ince bir ilgiyle:

– Elif, günün nasıl geçti? Bugün neler var? Acıktın mı?

Bu ilgi bazen kulak tırmalayacak kadar sıkıcı gelir, bağırmak ister içinden: Yeter anne, büyüdüm ben!

Elif bazen dayanamayıp gerçekten bağırır, kapıldığında çocuk gibi huysuzluk yapar, annesi de bunu arada şirinlik gibi görür, hiç ciddiye almaz; Elif de buna iyice sinir olur.

Ders bittiğinde çatıya doğru koşa koşa gitti Elif; bir an önce Keremin kollarında olmak, aileyi, sınavı, anne-babayı iki saatliğine unutmak istiyordu. Hayat geçiyor, bunlar hala çocuk saçmalığında

Okulun çıkışındaki buluşma yerinde Kerem yoktu. Biraz bekledi; Keremden ses yok, aramalarına da cevap vermiyor Hiç olmazsa çatıya gideyim dedi, içine bir huzursuzluk çöktü.

Merdivenleri çıkarken her adım ağırlaştı. Keremin sıcak elini yanında hissederken, çok kolay çıkardı oysa Şimdi ise

Çatıya çıktı, rüzgar serin, sessizlik Kimse yoktu.

Telefonunu açıp ışığını açacakken, çatı kenarında bir hareket fark etti. Kalbi yerinden çıkacak gibi oldu, ama oradaki Keremdi.

– Kerem?

Kerem çatının kenarında, bacaklar aşağı sarkık, omuzlar düşmüş Yanına kadar, Elif ilk defa Keremi bu kadar bitkin gördü. Başına kötü bir şey geldiği belliydi.

Elif korkusunu bastırıp yavaşça yanına oturdu, çantayı sessizce yere bıraktı.

– Selam

Kenara oturdu, ayakları aşağı sarkmadı, yükseklik korkusu vardı ama umrunda değildi şimdi.

– Selam – Kerem başını kaldırmadı, Elif onun elini tuttu, parmakları buz kesiyordu.

– Çok üşümüşsün

– Hah? Keremin bakışı bomboştu, gözü, sesi tuhaftı.

Elif birden annesinin kaygısını, kavgalarda arkasındaki korkuyu anladı sanki. Ulaşamazsan kaybettim korkusu Sevdiğine dokunamama korkusu

Keremin eli Elifin avucunda soğuk, cansız gibi dururken, Elif tıpkı annesi gibi, Ne oldu, bana anlat! dedi.

– Hiç iyi değilim Kerem içini çekip usulca Elifin elini sıktı. Gerçekten kötüyüm, Elif

– Bir şey oldu.

Sormadı bile, bildiğini söyledi.

– Evet.

– Anlatmak ister misin? Biliyorum çok yakın değiliz belki ama, belki paylaşırsın?

Kerem başını kaldırdı, çok tuhaf bir bakış attı.

– Sence biz yakın değil miyiz?

– Hayır, öyle demek istemedim. Sen bana yakınsın, ama senin bana nasıl baktığını bilmiyorum.

– Elif, başka kimsem yok ki senden başka.

Elifin kalbi küt, küt O kadar hızlı çarpıyordu ki, Kerem duyacak sandı.

– Başka hiç kimsen yok mu? Anne-baban?

– Onlar mı? Bugün annem bana belgelerimi verdi, nasıl evlat edindiklerini anlattı. Elif, ben üvey çocuğum Hep hissetmiştim, ama bugün öğrendim. Ben onların kandırdığı biriyim! Başkasının hayatını yaşadım, başkasının yerine geçtim!

Kerem bağırarak anlatırken, Elif elini daha sıkı tuttu; ayağa kalkar, kendini kenardan aşağı atar diye korktu.

Kerem rol yapıyor gibi görünse de, Elif onun en hassas, en kırılgan yanını görüyordu. Çocukluktan çıkıp büyümek, ama o yükü tek başına taşıyamamak İşte; Elif de tam burada, bunca sinirin, tepkinin boşuna olduğunu fark etti. Anne babasının kavgasına rağmen, onun yanında hala birileri var, bu lüks bile Keremin yok

– Kerem, korkuyorum! Elif en sonunda gözyaşlarına hakim olamadı. Kerem biraz kendine gelip Elifi koluna çekti; Elif de sımsıkı sarıldı.

– Lütfen! Yapma ne olur! Kimse seni istemese de ben vazgeçmem. Anladın mı? Benim için senin yerin hiç değişmez Kerem!

– Ben Kerem değilim Keremin sesi bomboş çıkınca Elif başını kaldırdı. Benim adım başkaydı.

– Ne önemi var? Kim olursan ol, ister Papa ol! Ben seni tanıyorum! Bana göre kim olduğun hiç fark etmez!

– Ama herkes öyle olmayacak, Elif Ne yapacağım şimdi? Eve döneyim mi, gitmeyeyim mi?

– Gidemiyor musun? Kovaladılar mı?

– Yoo. Annem ağladı, Kal dedi. Babam Ona vurup çıktım.

– Neden?

– Kapıyı kilitlemeye çalıştı, çıkmamı istemedi. Bağırdı, Sen anlamazsın! dedi

– Peki, sen anladın mı? Tam olarak bildin mi? Neden şimdi anlattılar?

Elifin sorusu boşluğa gitti, rüzgara karıştı.

– Bilmiyorum – dedi sonunda Kerem, az da olsa umudu gelmişti.

– Birlikte gidelim ister misin?

– Nereye?

– Evlerine Beraber gidelim, soralım, neden şimdi anlattıklarını söylesinler. Sonra istersen tekrar buraya döneriz Kafana takma, yanında olurum.

Kerem şaşkın; Elif ise inatla kolunu çekti, kenardan uzaklaştırdı.

– Hadi, kalk!

Kerem sanki adım atınca çatı arkasında, Elif onu tuttu, sarılarak kenardan kopardı.

– Zayıfım ben

– Saçmalama! Ben de öğrensem öyle, aynı senin gibi olurum! Herkes olur! Biliyor musun?

Elif sendeleyince, Kerem onu tuttu:

– Dikkat et!

– Aaa, sen konuşma! Hadi aç ışığı, gidelim. Yapacak çok işimiz var!

O akşam, hayatlarında bir dönüm noktası oldu.

Keremin ailesiyle yaptığı o ağır konuşma; asıl babasının hapisten çıkmak üzere olduğunu, geçmişte olanları anlatacağını duyunca olanlar Bir başkasına annelik yapan kadının gözyaşları; annesinin başına ne geldiğini, bir dostun çocuğunu sahiplenmenin bedelini Elif, o gece eski çatıya bir daha dönmeyeceklerini hissetti. Hayat değişmişti.

Gece yarısına yakın Elif eve dönerken, kapıyı kendi anahtarıyla açtı, montunu bile çıkarmadan karanlık mutfağa geçti. Annesi pencere başında bekliyordu. Elif ona sarıldı, başını annesinin saçlarına yasladı, o iyi tanıdığı parfüm kokusunu içine çekti. Sonra beklenen o kelime döküldü dudaklarından; hepsini unutturan, sadece gerçeği bırakan tek kelime:

– Özür dilerim

Ve annesi, tekrar ona sarılarak cevap verdi:

– Ben de Aç mısın?

– Yok anne, sağ ol Biliyor musun, bugün galiba bir sınavı geçtim

– Hangi sınav kızım? Daha erken değil mi?

– Sanırım en önemlisini Sonra anlatırım.

– Neden sonra?

– Yarın deneme sınavı var, benim uyumam gerekElif başını kaldırdı, gözlerindeki son yaşları annesine göstermeden sildi. Mutfaktaki zayıf lambanın altında, annesinin elinde duran çaydanlık, sanki yıllarca taşıdığı bütün yükleri bir anlığına buharlaştırıyordu.

Çünkü, dedi Elif usulca, bazen insan en doğru sorunun ne olduğunu ancak zor bir geceden sonra anlıyor. Ve o soru da hiç beklediğin gibi çıkmıyor

Annesi hala hiçbir şey anlamamış gibi bakıyordu ama, Elif bunun da artık önemi olmadığını hissetmişti. Akşamki öfkesinin yerini başka bir duygu alıyordu: anne olmanın ve evlat olmanın karmaşık, çoğu zaman kıymeti yalnızca gecenin bir vaktinde, sofraya konan bir çay bardağında, paylaşılan bir yalnızlık anında hissedilen, derin bir bağ.

Elif o gece uzun uzun annesinin yanına oturdu, konuşmadılar. Sadece, zamanla ayrılmış gibi duran eller, sehpanın üstünde yan yana durdu, birbirine dokunmadan ama birlikte.

Bir süre sonra Elif yatağına geçti; odası daha önce hiç olmadığı kadar huzurluydu. Ne saçlarının rengi, ne sınavların stresi, ne Keremin hikayesindeki acı artık canını acıtmıyordu. Büyümek, meğer insanın kalbinin çatısında bir gece üşüyüp sabaha doğru ısınmasıymış.

Sonra günler geçti Ve Elif bir sabah aynada saçlarını tararken annesinin içeri girdiğini gördü, elinde küçük bir paket vardı.

Denemek ister misin? dedi annesi gülümseyerek, paket de kahverengi doğal bir saç boyasıydıen çok istediği renkten.

Elif güldü. Anneyle evlat arasındaki o görünmez, kırılgan çizgi iki adım daha yaklaştı birbirine. O gün Elif sınava gitti, Kerem de sınav salonundaki sırasındaydı. Hayat, bunca yükün ardından sanki biraz daha hafiflemişti.

Ve Elif, kalbinin derinliklerinde büyümenin asıl cevabını bulmuştu: bazen, en güzel değişim bir çatıya, bir tokada, bir sarılmaya, sessizce söylenen bir özür dilerime sığıyordu.

O günü, hayatının geri kalanı boyunca unutmamaya karar verdi. Her sınavdan önce kendine tekrar hatırlatmak için:

Bazen en zor soruların cevabı, sadece yanında birinin olduğundan emin olmaktır. Ve kimin yanında olduğun, kim olduğunu gerçekten belirler.

Rate article
Lifequest
Sınav Günü: Heyecan ve Başarıya Giden Yol