Hayat Boyu Unutamayacağı Bir İnsanlık Dersi 😤

Bugün yaşadıklarımı günlüğüme yazmak istedim çünkü insanlığı, nezaketi ve kibirin yüzümüze nasıl tokat gibi çarpabildiğini bir kez daha çok iyi anladım.

***

*Hiçbir zaman insanları dış görünüşüne ya da üzerlerindeki bir lekeye göre yargılamamak gerektiğini annem hep söylerdi. Bugün işte buna canlı kanıt oldum.*

**Birinci Sahne: İstanbulun Gösterişli İş Merkezi**

Koca plazanın mermerli, camla kaplı girişinde bir kadın oğluyla bekliyordu. Kadın biraz yorgun, çocuk ise iyiden iyiye yol yorgunu görünüyordu; dizindeki kot pantolonu çamurlu, tişörtü buruşuktu. Resepsiyondaki genç kız, bakımlı tırnakları ve buz gibi bakışlarıyla, onları baştan aşağı küçümseyerek süzdü.

Burası bir iş yeri, yardım kurumuna mı geldiniz sandınız? dedi keskin bir sesle, kimliklerine bile bakmadan. Yoksa güvenliği mi çağıralım?

**İkinci Sahne: Bir Çocuk Kalbi**

Küçük çocuk ellerinde buruşturulmuş bir sayfayı sıkı sıkı tutuyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldü, dudağı titredi.

Ama babama bir hediye getirdim… diye fısıldadı kısık bir sesle, elindeki resme sarılarak.

**Üçüncü Sahne: Vicdansız Tavırlar**

Kızın yüzünde acıma belirtisi yoktu. Aksine, acı bir şekilde gülerek cam kapıyı gösterdi.

Baban burada en fazla temizlikçi oluyordur, dedi küçümseyerek. Hadi, çıkın buradan. Hemen!

**Dördüncü Sahne: Gerçekler Ortaya Çıkıyor**

Tam o anda, asansörden hoş bir zil sesi geldi ve kapılar açıldı. Takım elbiseli, karizmatik bir adam çıktı. Bir an önceye kadar belgelerine gömülüydü, fakat gelenleri bir an görünce yüz ifadesi bir anda değişti.

Baba! diye bağırdı çocuk, yaşadıklarını o an unutup koşarak adama sarıldı.

Adam oğlunu kucağına aldı, sımsıkı sarıldı, saçlarından öptü. Fakat çocuğun gözlerindeki yaşları ve kadının endişeli halini görünce, içinde buz gibi bir öfke büyüdü.

**Final Sahnesi**

Adam ağır adımlarla resepsiyona yöneldi. Az önce yan gözle küçümsediği küçük aileye şimdi utançla bakan resepsiyonist kız bembeyaz kesildi. Çünkü karşındaki adam Alp Yamandı; buranın kurucusu ve genel müdürü.

Alp Bey hâlâ oğlunu kucağında tutarken, resepsiyondaki kıza buz gibi bir sesle konuştu:

Demek benim oğlum temizlikçiyi görmeye gelmiş, öyle mi? Sizin işiniz, insanları dış görünüşüne göre yargılamak değil, misafirleri güler yüzle karşılamak. Demek ki görev tanımınızı karıştırmışsınız, Melis Hanım.

Alp Bey, ben… ben bilmiyordum… diye donuk bir şekilde mırıldandı genç kız.

İşte tam olarak sorununuz da bu, diye sözünü kesti Alp Bey. İnsanlara sadece çıkarınız olduğunda iyi davranıyorsunuz. Ekibimizde böyle insanlara yer yok. Lütfen hemen insan kaynaklarına uğrayın ve çıkış işlemlerinizi başlatın.

Alp Bey oğlunun buruşturulmuş resmini özenle avucunda tutarak, karısı ve oğlu ile birlikte asansöre doğru yürüdü. O sayfa, o an onun için bu binada imzalanan bütün sözleşmelerden daha değerliydi.

***

*Ben bugünün ardından bir şeyi bir kez daha aklıma kazıdım: Para, makam geçici. Ama vicdan ve insanlık; ya vardır, ya yoktur. İnsanlara tepeden bakma hakkını kendinde ancak birine el uzatıp yardım ederken bulabilirsin.*

*Sen olsan, Alp Beyin yerinde ne yapardın?*Asansör kapısı kapanmadan önce oğlunun çizdiği resme bir kez daha baktı; üzerinde koskocaman bir kalp, ortasında ise üç küçük çubuk adam vardıbir aile. Alp Bey derin bir nefes aldı, karısının elini tuttu. Hep beraber yukarı çıkarken oğlunun gözleri yeniden umutla parladı. O an, en büyük başarılarının şirketinin büyüklüğü değil, sevgileriyle inşa ettikleri yuva olduğunu fark etti.

Kapılar kapandı, fakat lobiye başka bir huzur yayıldı. Diğer çalışanlar olayın sessiz tanıklarıydı; kimisi başını öne eğdi, kimisinin gözünde pişmanlık kıvılcımları parladı. Bugünden sonra o plazada sadece iş tanımı değil, insanlık dersi de değişecekti.

Ve ben, günlüğüme son cümlemi yazarken gözlerimi silerek şunu not ettim: Hayatta asıl mevzu, kaç kata çıkabildiğin değil, kalbine kaç insan sığdırabildiğindir.

Rate article
Lifequest
Hayat Boyu Unutamayacağı Bir İnsanlık Dersi 😤