– Korkunç falan değil ki o! Çok güzel! Kaan, hadi onlara bir şey söyle!
Zeynep, sokakta bulduğu sıska ve neredeyse tüyleri dökülmüş bir kediyi kucaklamış, öyle ağlıyordu ki etraftaki komşular kulaklarını kapatıyordu.
Zeynep beş yaşındaydı, evin en küçüğüydü, tıpkı tüm o kalabalık ailedeki diğerleri gibi sesi gür ve baskındı. Mahallede kimse onun çığlığıyla camların titremesine şaşırmazdı.
Komşular artık onun çetesiyle gürültüsüne alışmıştı. Annesi Sevimin altı çocuğunu bir arada tutmasının kolay olmadığını herkes biliyordu. Sevim sabahın köründen gecenin bir yarısına kadar çalışırdı, onun yerinde başka biri çoktan pes ederdi.
Evlerinin, yıllar önce apartmana çevrilmiş tarihi konaktan kalan güzel ve işlemeli demir bir bahçe kapısı vardı. Tüm apartmanın gurur duyduğu bu kapı, Sevimin de mutlulukla her baharda komşularla birlikte boyadığı bir şeydi. Ben de boyayıp yorulunca asılırım kapıya, bana hak, derdi hep gülerek.
Ama buna rağmen Sevim isyan ederdi arada:
– Hepimiz yük çekiyoruz kızlar! Güzeliz, akıllıyız ama yine de herkes kendi yükünü taşır. Kimsenin senden alıp taşıdığı yok bu hayatta. Her iş başa düşüyor! Ben ise, sanki ölümsüz midilli gibi dönüp duruyorum aynı yerde. Nereye koştuğumu bilmiyorum ama neden koştuğumu ezberledim. Biri ittirir, sen de burnunu önündekinin kuyruğuna sokar, akşam olsun diye dua edersin. Yeter ki herkes yatağına gitsin, temiz, tok ve huzurlu olsun. Bulaşıklar yıkanmış, mutfak bomboş olsun isterim Garip ama işte, o boşluk mutluluk demek benim için.
Düşünceli, alımlı, hoş bir kadındı Sevim. Ama altı çocuklu bir kadın olmak, maalesef, toplumsal olarak görünmez olmak anlamına gelir. Asla kendine aşk için zaman ayırmadı, zira zaten uğraşacak çok işi vardı.
Altı çocuk büyütmek kolay mı, arkadaş? Kimse de ona bunun hesabını sormazdı; çünkü Sevimin aile hikâyesini herkes bilirdi.
Zeynep ve onun dışındaki üç çocuk, aslında Sevimin öz çocukları değildi, onları evlatlık almıştı.
Ama zannetme ki devletin yurdundan veya yetiştirme yurdundan kurtarıp mükemmel bir hayat vaat etti. Hayır. O zamanlar kendi hayatının hayalini kuruyordu, 6 çocuklu yalnız bir anne olmak en korkunç rüyasında bile görse inanmazdı.
Ama hayat, işte öyle bir öğretmendir ki, istediğin zaman önüme gel demez, sınavını koyar önüne. Al sana! der. Kim olduğunu göster! diye de sorar.
Sevim de öyle yaptı. Aslında ne yapacağını en başından biliyordu. Büyüttüğü çocukların hepsi mirasıydı.
Miras ya alınır ya da reddedilir; Sevim reddetmeyi kendine yakıştırmadı. Çünkü kendini terk etmemişlerdi, o da kimseyi terk etmeyecekti. Hem de bunlar tanımadık değil, kendi kanından canından olan, en yakınıydı.
Sebepsiz değildi bu kararında. Kendine göre nedenleri vardı, başkası ne derse desin.
Sevim, doksanlarda çocuk olmuştu. Annesi Ayten, kasabanın güzeli, genç kızların gözdesi bir kadındı. Üstelik 18’inde evlenmiş, dillere destan bir gelinlik giymişti ve eşi iş insanı sayılırdı; öyle işlerle uğraşırdı ki anlatmaya yürek dayanmaz.
Sevim, anne babasını hiç hatırlamazdı. Onları sadece babaannesiyle mezara giderken anımsardı. Mezar taşına işlenmiş fotoğrafları okşar, babaannesi duymasın diye usulca anlatırdı başına gelenleri. Mesela resimden öğretmeninin övgüsünü, babaannesinin ördüğü kırmızı-beyaz atkıyı falan anlatırdı.
Ne olduğunu 16 yaşında öğrendi.
– Senin baban mafyavari adamın tekiydi kızım, zamanından önce öldü, kızımı da kendiyle götürdü. Ona kötü demek istemem ama ananı affedemem. Hep ağladım, n’olur yollarını ayır diye yalvardım ama dinlemedi. Aşıktı O da annene aşıktı bana sorarsan. Adamlarının dediğine göre geldiklerinde ananı kendi önüne siper etmiş, kurtarmaya çalışmış Neyse, bundan sonrası Allahın işi. Benim tek avuntum sensin kızım, anandan kalan tek mutluluğum.
O zaman anladı Sevim, arada neden bazı garip adamların ellerinde çantalarla geldiklerini, hizmetleri dinleyip sessizce para bırakıp gittiklerini
Babaannesi o paraları hiç harcamaz, biriktirirdi. Sevim üniversiteyi bitirdiğinde ona şehir merkezinde büyük bir daire aldı.
– Al kızım, bu annenin, babanın mirası, dedi.
Ama Sevim orada oturmak istemedi; babaannesinin yanında kalmak istedi.
– Neden Sevim? Güzel ev, merkezi, işine yakın, neden nazlanıyorsun?
– Sensiz gitmem! Ya beraber taşınalım, ya burada kalalım!
Ayten ana bir türlü küçük dairesini bırakmak istemese de, Sevimin kuzenlerinden Yasemin zor bir durumda olunca taşınmayı kabul etmek zorunda kaldı.
– Sevim, şu evde biz biraz kalabilir miyiz? Çocuklarım var, ev bomboş. Sana ödeme de yapacağım. Bir de adres gösterir bize, çocukların anaokuluna kaydı için lazım
Yasemin iş bitiren, sıyrık, tuttuğunu koparan bir kadındı. Ayten ana onu hiç sevmez, bela derdi. Yollara çalışıyor, seni ezer! derdi Sevime hep.
– Dinleme onu Sevim! O çocuklarına kendi baksın! Ben sana bakarım, rahat ol!
Sevim ise iki arada kalırdı. O küçüklerin sevgisine alışmıştı. Onlar da ona yapışırlardı, Yasemin onları kendi odasından alınca surat asarlardı.
Sevim hep koca ev boş duruyor, birileri de ev arıyor, bırakayım otursunlar diye düşündü. Ne de olsa yakınını bırakmak ayıp sözü kulağında yankılanırdı. Babaannesi hep Senin baban da yakınına sahip çıksaydı anneniz sağ olurdu derdi.
Küçüklüğünden beri babaannesinin Aferin Sevimim, işte insan gibi davrandın! demesi onun için her şeyden kıymetliydi.
Ama bu defa, babaannesi şaşırttı.
– Hayır Sevim! Bırakmayacaksın! Bunu iyi dinle, Yasemin o tür kızlardan! Sana minnettar kalmaz. Evine bir girdiler mi çıkaramazsın, sonra da gönlün el vermez. Kendi ayakları üstüne durmayı öğrenmeli. Balık tutmak balık vermekten iyidir! Kimseye her şeyi hazır verince insan çalışmaz, uğraşmaz
– Peki anneanne, galiba haklısın Ama insan hakkında negatif düşünmek de iyi değil.
– Bazı şeyleri konuşarak çözebilirsin, bazılarını da karşına çıkınca yaşarsın. O yüzden şu anda bir neden verme! Zamanı gelince muhakkak sebep çıkar. Ben çözerim. O bana darılsın. Sen kenarda dur. Onun çocukları için rica ediyorum, bırak seni seven biri olsun onların hayatında.
– Yasemin de çocuklarını seviyor!
– Tabii ki kızım! Ama birinin daha onları sevmesinin kime ne zararı olur? Hayatta küçücük bir damla sevgi bile büyük bir şeydir kızım. Unutma bunu!
Zaman geçti, Ayten ananın dediği oldu.
Yasemin, babaannenin evi vermemesine bozulse de Biliyordum Sevimi ezdirmezsiniz dedi ve mevzu kapandı. Babaannenin eski evi Yasemine, şehir merkezindeki yeni daire ise Sevim ve Ayten anaya kaldı.
Ayten ana yıllar yılı çocuklarını büyütüp şehre yerleşti ama sağlık sorunları peşini bırakmadı. Sevim de sürekli onu hastaneye, doktora taşırdı ama Ayten ana Sen işine bak kızım, ben gideceğim zaten, ne olacak? derdi.
Bir kış günü, Sevim keşke onu yalnız bırakmasaydım diye çok pişman oldu.
Ayten ana mahalle polikliniğine giderken düşüp bayıldı. Herkes onu görmezden geldi, kimse yardım etmedi. Neyse ki bir taksi şoförü cüzdanındaki numaradan Sevime ulaştı ama artık geçti…
Ayten ana hastanede bir gün dayanabildi. Sevim ise, Yaseminle hastanede ağlayıp sızladı, ama içi şişti.
O olmadan nasıl olacak? dedi ağlaya ağlaya. Yasemin ise O güçlüydü, sen de öyle olacaksın. Hadi toparla kendini onun için, başka yolu yok dedi.
Ayten ana vefat edince, Sevimin hayatı bir daha bambaşka bir yöne gitti.
Bir süre sonra Arifle evlendi, yaklaşık beş yıl sürdü evlilikleri. Arif bir gün yeni birine âşık olduğunu açıkça söyleyip ayrılmak istedi. Sen iyi bir insansın, yardım da ederim tabii, dedi giderken.
Sevim ne kavga etti, ne de sitem etti. Çocukları için içi kan ağlasa da, Öyle denk geldi deyip kabullendi sadece. O an Yasemini aradı, Gel dedi sadece.
Yasemin kendisi de zor durumdaydı, hastanede başhemşireydi, uykusuzdu ama Geliyorum! dedi. Yarım saat sonra Sevimi sarılarak teskin etmeye çalışıyordu:
Ağlama! Giden gitsin, yolu açık olsun! O öyle bir erkek ki, nasıl olsa bir gün gidecekti. Neyse ki çocuklarından vazgeçmedi. Bak ben çocuklarımın babasından hiç bir yardım görmedim. Tek başıma büyüttüm onları, hem anne hem baba oldum. Sen de güçlüsün, zaman her şeyi yoluna koyar
Zaman geçti. Arif çocuklarla uğraşmayı sürdürdü, onlarla ilgilendi. Sevim böylece duruma alıştı, çocukların gözünden huzur eksilmedi.
Sonra yeni haberler geldi. Yasemin hamileydi, hem de ikizlere! Yakınlarının aksine, bekar ve bir başına. Bunlara kim bakacak Sevim? diye ağlıyordu Yasemin, İki tane daha çocuk Evim yok, düzenim yok
Zeynepin abisi Kaan o sırada aralara dalıp kardeşlerine çikolata paylaştırdı: Ağlama abla, bak bunu ye, iyi geliyor!
Sevim, en sonunda o evi Yasemine bırakmaya karar verdi.
– Delirdin mi Sevim, ben bakamam, ev de istemem, dedi Yasemin.
– Bakarsın, iyi de bakarsın, dedim gülerek. Annem de onaylardı. Senin çocukların pırlanta gibi. O ev sizindir artık!
Bir süre sonra Zeynep ve Elif adında iki küçük kız dünyaya geldi. Çıktıkları gün, Yaseminin aklında sadece geçmişin endişeleri vardı. Tüm çocuklar onları kucakladı.
Ama anne yorgundu, zayıftı. Doğumdan bir hafta sonra Yasemin fenalaştı. Kaana Ben ambulansı aradım, bebeklere göz kulak ol. Zeynepe belli etme, Sevimi de ara, korkmasın, dedi.
Ama Yaseminin kalbi bu yükü kaldıramadı
Bu defa dört çocuk birden Sevimin kucağında kaldı. İlçenin sosyal hizmet müdürü Bakamayız demiyoruz ama sorumluluk büyük. Kendi iki çocuğunuz var, dört de onlardan, bu ciddi karar, dedi. Sevim ise Çocukları bir aileden ayırmak olmaz! diyerek dosdoğru ilerledi.
Arif de çok yardımcı oldu, işini gücünü bırakıp belgelerle, işlemlerle uğraştılar. Çocuklar bir arada kaldı. Arifin yeni eşi de anlayış gösterdi.
– Emin misin Sevim?
– Hem de nasıl korkuyorum! Altı çocuk kolay mı? Ama ya bölersem, ya versem başkasına, işte o zaman asıl yüreğim yanar!
– Korkma, birlikte başarırız. Sen hepimizin dağ gibi arkasısın
Sevim geceleri gizliden gizliye ağlardı. Anneanne, şimdi ne yapsam? diye dua eder, bir anı, bir söz gelir aklına, sakinleşirdi.
Çocuklar da Sevime öyle alıştı, ona güvenen, onu sımsıkı kucaklayan altı güzel çocuk. Biri hastalansa, üzüldü mü, sevinci mi var, ilk ona koşardı. Bilirlerdi; Sevim kızmaz, azarlamaz, affeder.
Bir gün Zeynep, o sıska kediyi getirdiğinde komşular At onu, Sevim seni kediyle birlikte evden çıkarır! dediler.
– Çıkarmayacak! Bak Kaan da yardım edecek!
Tam o sırada Sevim, çocukları alıp Hayvanat Bahçesine götürmeyi planlıyordu. Sabah erkenden kalkmış, hepsini hazırlamış. Kaana emanet etti küçükleri, Sen parkta oynat, ben geliyorum!
Evde bir sağa bir sola koştururken aynada kendine baktı, Biraz da kendim için hazırlanayım, diye düşündü. Sonra yine çocukların peşinde koşmak yerine, biraz dondurma alıp, pamuk şeker dağıtıp onlarla eğlendireceğini fark etti.
Hayvanat Bahçesi gezisi komşular sayesinde iptal oldu. Onun yerine kediyi veterinere götürdüler. Bizim artık kaplandan hallice bir kedimiz var, dedi Sevim. Kaan, en yakın veteriner nerede?
O gün herkesin kalbinde yeni bir damla mutluluk oldu. İki ayda o zavallı sokak kedisi evin prensesine dönüştü. Herkesin yüzünü güldüren, evde huzur ve mutluluğu çoğaltan, Sevimin evine huzur katan kocaman bir sevgi damlasına
İşte bizim evde böyle şeyler yabancı değil. Çünkü bizde sevginin azı olmaz, sevgi çoğaldıkça hayat güzelleşir, bunu bilirim.




