Ve İşte Tanıştık…

İşte tanıştık…

– Murat, neyin var? diye sordu Melike, birkaç dakika süren sessizliğin ardından. Adeta kendinde değilsin, yüzün bembeyaz Her şey yolunda mı?

– Evet, gayet iyi, dedi Murat, kendini toparlamaya çalışarak. Çatalını kenara bıraktı, elini yavaşça elma suyuna uzattı, cevap vermek için biraz daha zaman kazanmak istercesine.

*****

Murat apartmanın giriş kapısına kadar geldi, metal kapının kolunu tuttu ve tam içeri girecekken bir anda durdu.

İçeri girmek istemiyordu.

Onu beklediklerini biliyor, Melikeye verdiği eve geleceğim sözünü hatırlıyordu ama heyecanı öyle büyüktü ki baş edemiyordu.

Kendisi bile utanıyordu bundan; koca adam olmuş, hâlâ dizleri titriyordu, tıpkı ilk defa öğretmen tarafından tahtaya kaldırılan bir ilkokul çocuğu gibi. Yapması gereken pek az kalmıştı; şu kapıyı açacak, üçüncü kata çıkacak, 36 numaralı daireyi bulacaktı.

Ama bir şey onu engelliyordu.

Garip bir korku, ellerini kollarını bağlamış, başlamış olduğu işi sonuca ulaştırmasına engel oluyordu.

Tek isteği vardı şu an: Geri dönüp bir an önce buradan uzaklaşmak. Eve ya da şehrin öteki ucuna, fark etmezdi. Yeter ki buradan uzak olsun.

– Ben niye kabul ettim ki? diye kısık bir sesle söylendi, bir adım geri çekilerek. Belli ki beni istemeyecekler.

Murat birkaç adım daha geri gitti, başını kaldırıp üçüncü katta yanan pencereye baktı.

Işık öyle parlıyordu ki adeta diğerlerinden daha parlaktı. Sanki Murat eve yaklaşırken şaşırmasın diye bir deniz feneriydi oradaki ışık.

Yolu bulmuştu aslında. Tam da olması gereken yerdeydi. Ama içeri girip daireye çıkacak cesareti yoktu.

Belki de onu durduran tek şey, şimdi gitse Melikenin bunu nasıl karşılayacağıydı. Çünkü gel diye ısrar etmişti.

O da söz vermişti geleceğim diye.

*****

Bak Murat, bir şey diyeceğim Sakın korkma, demişti Melike dün akşam. Yarın ailem seninle tanışmak istiyor

Melike onun sevgilisiydi.

Birlikte bir kafede oturuyor, yemek yiyor, hafta sonu için planlarından bahsediyorlardı. Bir anda ailesinin onunla tanışmak istemesi Murat için tam bir sürpriz olmuştu. Ağzındaki lokmayı bile unutmuş, şaşkınca Melikeye bakarak, şaka mı ciddi mi söylüyor, anlamaya çalışmıştı.

Aslında bunda tuhaf bir şey yoktu. Hatta, Melikenin anne ve babasının, kızlarının aday eşini görmek istemesi tam da normaldi. Garip olan, davet etmeyip hiç görmemek olurdu.

Ama

Muratın tek korkusu, onların kendisini beğenmemesi değildi. Esas endişesi, kendisini damat olarak uygun bulmamalarıydı. Bu kaygıları da boşuna değildi.

Sebebi vardı, hem de çok mantıklı.

Melikenin annesi Sevim Hanım, yıllarca İstanbul Üniversitesinde çalışmış, sıradan bir akademisyenlikten rektörlüğe kadar yükselmiş, şimdi de Milli Eğitim Bakanlığında üst düzey bir görevdeymiş.

Babası Ercan Bey ise kariyerinde önemli bir yol kat etmiş.

Bir zamanlar büyük bir inşaat firmasında mühendisliğe başlamış, sonra şirketin genel müdür yardımcısı olmuş. Şimdi ise kendi inşaat firmasına sahipmiş ve bizzat belediye başkanıyla tanışırmış. Yani ciddi bir insan.

Melike ise henüz 30lu yaşlarının başında büyük bir finans kurumunun hukuk departmanında müdürlük seviyesine ulaşmış.

Peki Muratın 35 yaşında neyi vardı?

Hiçbir şey. Alelade bir sistem yöneticisiydi. Hem de üniversite diploması olmadan.

Maaşı fena değildi ama yükselmek için öyle büyük umutları yoktu.

Şimdi, Melikenin ailesinin karşısında oturunca ne anlatacak, onlara nasıl bakacak?

Muhtemelen, Melikeyle nasıl tanıştığımızı merak ediyorsunuzdur. Tamamen tesadüftü.

O gün Murat, Kadıköyde sahilde dolaşmaya çıkmıştı. O sırada Melike de oradaydı. O da yalnız değil, yanında iki arkadaşıyla. Arkadaşları dondurma almak için sıradaydı, Melike

…Melike ise bankı kimse kaptırmasın diye, beklerken annesini aramıştı.

Tam o sırada, hızla üstüne gelen, sarhoş bir elektrikli scooterlı fark etmemişti.

Scooterdaki adam sarhoştu ve ne sağa kıvırmak, ne de yavaşlamak niyetindeydi.

Murat tam zamanında Melikenin kolundan tutup kenara çekti. Scooterlı tam bankın önünden geçti ama ardından çöp kutusuna çarpıp yere kapaklandı.

Ne yapıyorsun sen, haddin mi bu? diye bağırdı Melike kızgınca.

Ama bir bakınca, kazanın ne olduğunu anlayınca gözleri bambaşka baktı Murata. Eğer o olmasa

İşte böyle tanışmışlardı.

Melikenin arkadaşları dondurma sırasında beklerken, sohbet edip numara değiştiler, buluşmak için sözleştiler. Aradan altı aydan fazla geçti.

Bunların hepsi, Muratın, Melikenin kafede akşam yemeği sırasında söylediklerini hazmederken gözünün önünden geçti.

Tanışmak mecburiyetini hep ertelemişti. Çünkü yine önceki sevgilisi gibi, ailesinin o sadece paraya göz dikmiştir diyerek kızlarını Murattan uzaklaştıracaklarından korkuyordu. Daha önce başına aynısı gelmişti. Hayatında belki de ilk defa çok sevdiği kadını kaybetmişti.

Şimdi de Melikeyi kaybetmekten korkuyordu.

– Murat, bir derdin mi var? diye tekrar sordu Melike birkaç dakika sessizliğin ardından. Solmuş gibisin Gerçekten iyi misin?

– Bir şeyim yok, dedi Murat, kendini toparlayarak. Çatalını bıraktı, elma suyuna uzandı, yanıtlamak için biraz daha bekleyecekti.

– O zaman Gelecek misin?

– Ne? Nereye?

– Evimize tabii, gülümseyerek dedi Melike. Annem harika bir şeyler hazırlayacak. Babam… Babam da koleksiyonluk bir şarap açacak. Ünlü bir koleksiyoncu arkadaşı var, oradan özel bir şişe getirdi. Senden tek isteğim, Muratcığım, gelmen. Gelecek misin?

– Bilmiyorum çekinerek karşılık verdi Murat. Yani bence ailen beni uygun bulmaz.

– Neden?

– Çünkü ben sıradan bir adamım. Ne bir üniversite diplomam var, ne başarılı bir kariyerim. Yaptığım tek şey bilgisayara format atmak, veri kurtarmak. Eminim ki annemle baban çok daha başka biriyle evlenmeni isterler: büyük bir iş adamı ya da milletvekilinin oğlu mesela. Veya en kötü ihtimal, yükselme imkânı olan iyi bir bürokrat Ben ise önemsiz bir sistemciyim, pek geleceğim yok. Böyle bir damadı hangi aile ister ki?

– O kadar korkma, Melike gülerek Muratın elini tuttu. Annemle babam sandığın kadar ciddi insanlar değil. Sen hiç tanımıyorsun. Neyse, yarın akşam yedide gel olur mu, gecikme.

– Olur, dedi Murat kafasını sallayarak, ama içten içe hâlâ kararını vermemişti, gidip gitmemek konusunda.

*****

Ve ertesi gün geldi.

Murat, Melikenin apartmanının önünde, saat neredeyse yedi, hava buz gibi. Ve o hâlâ…

Ne yapacağını bilemiyordu.

Melikeye karşı gerçekten ciddi hisleri vardı, hatta evlenmeyi kafasına koymuştu. Ama bugün kendini hiç hazır hissetmiyordu ailesiyle tanışmaya. Birkaç ay sonra, en geç altı ay içinde, onu yeni açılacak IT departmanına geçireceklerdi. O zaman… O zaman Melikenin ailesine daha güvenle çıkacaktı karşısına. Belki de işte o zaman Sevim Hanım ve Ercan Bey onu kapıdan kovmazlardı.

Tam geri dönmek üzereyken telefonu cebinde çalmaya başladı. Melikeydi.

– Merhaba Murat! neşeyle dedi Melike. Annemle beraber her şeyi hazırladık. Babam biraz gecikecek ama şimdi gelmek üzere. Sen neredesin, geldin mi?

– Merhaba Melike zorla cevapladı Murat. Şey, ben de

– Tam duyamıyorum, geliyorsun, değil mi?

– Geliyorum, geldim sayılır, dedi derin bir nefes alarak. Sadece…

– Eğer dünkü gibi yine endişeleniyorsan, daha fazla duymak istemiyorum. Lütfen bana güven: Her şey güzel olacak. Kendini boş yere üzme. İster misin; gelip seni kapıdan karşılayayım?

– Yok yok, gerek yok, dedi ürkek bir sesle Murat. Birazdan oradayım.

– Peki, seni bekliyoruz. Hem de hepimiz.

Murat telefonu cebine koyup yolun kenarına çıktı, başını ellerinin arasında ovuşturdu. Aklına makul bir sebep gelmeye çalıştı, gitmemek için bir bahane

Ama hiçbir şey bulamadı.

Şimdi bir de Ercan Bey gelecek, kapıda benimle karşılaşırsa tam rezillik olur diye geçirdi içinden. Hemen apartmanın köşesine gitti.

Orada, birinden sigara istedi. Aylarca içmemişti belki ama şimdi öyle bir ihtiyaç hissetti ki… Kendini toparlamak, düşünmek istiyordu.

Apartmanın köşesinde sigarasını içerken sağında çöp konteyneri, solunda boş arazi vardı. Melike, buranın eskiden garajlık olduğunu, şimdi yıkılıp yakında yeni apartman yapılacağını söylemişti.

Murat etrafa bakındı, pek ilgi çekici bir şey yoktu. Sadece o boş arsada bir köpek dikkatini çekti. Başta tedirgin oldu çünkü başıboş köpekler bazen saldırgan olur, hele ki yabancıyı sevmez.

Ama iyice bakınca içi rahatladı. Köpek yatıyordu, hem de karın üstünde.

Belki de başka çaresi yoktu hayvanın, çünkü girişler zaten kilitliydi, kimse onu ısıtmaya sokmazdı içeri.

*****

Karşıda yatan köpeğin adı Karabastı.

Karabaş, günlerdir bir şey yememişti.

Eskiden başka bir mahallede yaşardı, orada bazı insanlar ona yemek verir, severdi. Ama bir gün…

…apartmandaki bir kadın, burada köpek dolaşmasın, tehlikeli diyerek sürekli belediyeye şikâyet eder olmuştu. Komşular arasında kalsın diyenlerle, gitsin diyenler ikiye bölündü.

– Bu başıboş köpek sürekli çocuk parkına geliyor! Ya ısırırsa birini? Baksana, açlıktan gözleri bile korkunç! Olacak iş değil! diye bağırıyordu kadın.

Oysa Karabaşın gözleri korkunç değildi, aksine hüzünlüydü. Onu ilk alan, küçük bir çocuktu: Emir.

Emir ailesiyle yazlık yolda giderken Karabaş, dört aylık yavruydu ve yol kıyısında koşturuyordu. Yanında durdular, Emir arabadan atlayıp onu görünce Ne olur alalım mı, anne baba! diye heyecanla sarmaladı. Onlar da Tamam, oğlum sevinsin dediler.

Fakat şehir hayatına dönünce köpeği getirmediler.

– Şehirde apartmanda köpek olmaz, kim gezdirecek onu sabah akşam? dediler Emreye.
– Ben gezdirmem dedi Emir başını sallayarak.

Öylece bıraktılar Karabaşı. O çok üzülmüştü, neden böyle yaptıklarını anlamamıştı.

Hepsi güzel başlamıştı oysa ki

Bir ay kadar sonra orta yaşlı bir kadın buldu, kente götürdü. Her gün Karabaşı pazara götürüyor, birilerine şu cins köpek, soy kütüğü yok diye satmaya çalışıyordu. Sonunda bir aileye sattı.

– Merak etmeyin, cins köpek bu! dedi kadın.
Fakat köpek büyüyünce, ailenin gerçek sokak köpeği olduğunu anlaması uzun sürmedi. Onlar da Karabaşı şehrin uzak kenarına arabayla bırakıp gittiler.

Neyse ki bu, mart sonuydı, hava fazlasıyla soğuk değildi.

O günden sonra Karabaş yalnızdı.

Bir mahalleden ötekine dolaşıp sonunda bu semtte buldu kendini. Burası Karabaşa huzurlu gelmişti: sessiz, sakin, başka köpek yok, kimse saldırmıyor, çocuk parkı var, orada oynayan çocukları izliyor, kendini eski sahibi Emiri hatırlayarak avutuyordu.

Derinlerde hâlâ onunla bir gün karşılaşmanın hayaliyle yaşıyordu. Ama Emiri hiç göremedi. Birkaç gün önce mahalle de ona kapı kapadı.

O kadın, sürekli taş, sopa fırlatıyor, kötü şeyler söylüyordu. Diğerleri de onu gözleriyle kızgın bakıyordu. O sadece yaşadığı gibi, çocuklara uzaktan bakıyor, bir gün sıcak bir yuvası olacağına inanıyordu.

Ama insanlar istemediği için gitmek zorunda kaldı.

O kimseye zararı dokunmasın diye ayrıldı.

Şimdi…

…şimdi karın üzerinde yatıyor, öyle aç ve üşümüş ki kımıldayacak gücü kalmamış.

Tüm kuvveti tükeniyordu.

Evet, Karabaş köşede sigara içen adamı gördü. Ama bu adamdan kendisine yardım gelmeyeceğini biliyordu. Yok, yardım etmez içinden geçirdi Karabaş. Sigarasını bitirince gidecek nasılsa.

*****

Murat, sigarasını bitirince etrafa bakınarak apartmana doğru ilerledi, izmariti çöp kutusuna atmaya gitti. Aslında yere atabilirdi, kar var zaten, kim görecek?

Ama annesinin sesi kulağında çınladı: Oğlum, dünyayı değiştirmek istiyorsan başta kendin değiş. Bu yüzden çöp kutusuna attı.

Tam o sırada ana caddeye bir lüks araba girdi. Murat, Eyvah, bu Ercan Bey olabilir diyerek hızla gözden uzaklaşmak için diğer apartmana yöneldi, elleriyle tuttuğu köpeği neredeyse unutmuştu. Ancak köşede tekrar onu görünce durdu.

Ulan, bir de havlarsa tam rezil olurum diye korktu.

Köpek ise ne havladı ne de kafasını kaldırdı. Yattığı yerde, ya uyuyordu ya da…

– Hey, iyi misin? diye sordu Murat.

Köpekten çıt çıkmadı. Hiç hareket etmemesi tuhaftı.

Murat, biraz daha yaklaşıp cesaretlendi. Sonunda köpeğin yanına çömeldi. Hâlâ tepki yoktu. Eldeki telefonu açtı, flash ışığını köpeğin üzerine tuttu.

Başka bir yere dokunduğunda, köpek adeta bir kütük kadar donuk kalmıştı. Nefes alıyordu, şükür hayattaydı, ama üşümekten kaskatı kesilmişti.

Şimdi yardım edilmezse, sabaha çıkaramaz diye düşündü Murat. Sonra…

…sonra köpeği kucağına aldı, apartmana doğru koştu. Kapalı bir giriş bulsa; ısıtıcıya yakın dursa, köpek ısınırken taksi çağırsa, veterinere götürse?

Henüz hangi kliniğe gideceğini bilmiyordu ama mutlaka bir yer bulurdu, şüphesi yoktu.

Fakat maalesef, bütün girişler kilitliydi. Yandaki apartmana geçti.

Cebindeki telefon durmadan titriyordu ama açmaya fırsatı olmadı. Zaten şu an başka derdi yoktu.

Melikenin oturduğu apartmanın önünden geçerken adımlarını yavaşlattı, üçüncü kattaki ışığa baktı, düşündü. Melike yardım edebilirdi aslında; fakat ailesi?

Ellerinde ölmek üzere olan sokak köpeğiyle içeri girse hoş karşılanmazdı.

Bitişikteki apartmanın bahçesine geçerken bir siyah araba daha geldi. Farları Muratın gözünü aldı. Araç yetişip yanında durunca kapıdan bir adam başını uzattı.

– Evladım, ne oldu, yardıma mı ihtiyacın var?

– Köpek Boş arsada yatıyordu, donmak üzere, zorla cevap verdi Murat. Buraya yakın 24 saat açık veteriner biliyor musunuz?

– Yakında yok ama ben bildiğim bir yer var, tanıdığım da var orada. Atla, arka koltuğa, seni götüreyim.

– Siz mi? Gerçekten mi? diye şaşırdı Murat. Böylesine şık bir aracın sahibi, kucağında sokak köpeği olan bir yabancıyı arabasına nasıl alırdı?

– Hadi, dediğimi yap, zaman kaybetmeye gerek yok. Bu köpeği kurtarmamız gerekiyor.

Murat fazla ikna edilmeye gerek duymadı. Bir dakika sonra araba son süratyle yolda gidiyordu.

Yolda adam birine telefon açtı:

– Kızım, kusura bakma, ufak bir işim çıktı, gecikeceğim, anlatırım sonra. Kim? Yok, görmedim. O da mı gelmedi? Aradın mı Muratı? Hayret, kapı önünde kimseyi görmedim. Nasıl biri? Haa… Tamam, görürsem mutlaka ararım seni.

– Benim yüzümden mi aksilik çıktı? diye sordu Murat, adam telefonu bıraktıktan sonra.

– Yok, boş ver. Söyle, köpek nasıl? Nefes alıyor mu? Gözlerini açtı mı?

– Açmadı ama nefes alıyor, ağır ağır.

– Tamam, başını salladı adam. Hızlanmamız lazım.

On dakika sonra, Murat, kucağında köpek olduğu halde veterinere girdi. Adam zaten tanıdığına haber vermiş, acil hasta için hemen alın dediği için sıra beklemediler.

Köpeği içeri aldılar.

Murat, kliniğin bekleme alanında tek başına kaldı. Telefona baktı, Melikeden üç dört cevapsız arama, bir mesaj vardı: Murat, neredesin, iyi misin?

Açıklama yapması gerekse de isteği yoktu. Aklı fikri Karabaştaydı.

Arabayı kullanan adama teşekkür bile edememişti. Veterinerin dışına çıktı ama araba çoktan yoktu. Yine kliniğe geri dönüp bekledi, ne olduğunu öğrenmek istiyordu. İçinden bir ses, köpeği kurtarırlarsa alıp eve götüreceğim, dedi. Melike olmazsa, en azından bir can dostu olur yanında.

*****

Neredeyse kırk dakika geçti, beklediği kapı bir türlü açılmadı.

Ama birden, kayıt masasında kalabalık ve tanıdık sesler duymaya başladı.

Bir başını çevirdi ki, Melike orada. Ardından yanında, şık bir kadın ve evet, arabayla gelen adam!

Adam Muratı görünce gülümsedi.

– Ben demiştim kızım, burada köpeğin başında bekleyecek diye. Senin Muratının gözü köpekten başkasını görmüyor.

Hemen anladı; bu kadın Melike’nin annesi, adam ise babasıydı. Murat yine bocalamıştı.

– Neden aramadın Murat? Meraklandım, dedi Melike koşup yanına.

– Özür dilerim Melike, dedi utana utana. Sadece, evinize sokak köpeğiyle gelince hoş olmaz diye düşündüm.

– Ne kadar saf düşünüyorsun! güldü Melike. Annemle babam hayvanları sever, hatta annem üç sokak kedisi alıp eve taşıdı.

– Gerçekten mi?

– Gerçekten.

Sonra Melikenin ailesi Muratın yanına geldi ve Muratın en çok korktuğu an geldi: Tanıştılar.

Ercan Bey, Muratın elini sıkarken İşte tanıştık dedi.

– Murat Bey, dedi Sevim Hanım öne çıkarak, elinizi sıkmak istiyorum. Çünkü yaptığınız gerçek bir adamlık örneği. Melike haklı; bize köpekle gelseniz de mutlu olurduk. Dilerim kurtulur bu can dostumuz.

– Korkmayın, yaşayacak, dedi veteriner gülerek, kapıdan çıkıp. Hayatı kurtuldu, bundan sonra sevgiyle iyi olur.

Aynı akşam Karabaşı eve almalarına izin verildi. Kendine gelinceye kadar Melike ve ailesi bakacaktı. Hem köpek için, hem tanışmanın şerefine birlikte bir kadeh içtiler.

Karabaş, üç sokak kedisinin yanında, sıcacık salonda kanepede uzanırken; Murat, mutfakta Melike ve ailesiyle sohbet ediyordu.

Boş yere korkmuştu; meğer çok iyi, samimi ve sıcak insanlarmış.

Birkaç gün sonra, Karabaş kendine gelmiş, ayağa kalkabiliyordu. Murat, onu eve götürmeye karar verdi.

– Acaba beni de götürür müsün? diye gülerek sordu Melike, çantasını kapının önüne çekerek.

– Seni mi? Ciddi misin?

Tabii. Babam annem dedi ki, bu evde artık kalamazmışım.

– Neden ki? dedi Murat şaşırarak.

– Çünkü torun istiyorlar. Bir an önce insan soyunu artırmak lazım dediler.

Murat dayanamayıp kahkahayı bastı, Melike de ona katıldı. Karabaş ise etraflarında keyifle kuyruğunu sallıyordu.

Henüz olanları tam anlamasa da, iyi bir şeylerin başladığını hissediyordu.

İşte hikâyemiz böyleMurat derin bir nefes aldı, Melikeye gülümsedi. Ellerini kenetleyip bir süre sustular; salonda, Karabaşın mırıldanan nefesiyle huzur dolu bir sessizlik oluştu.

O an Murat, hayatındaki kök korkularının aslında yersiz olduğunu fark etti. Bir zamanlar kendini sıradan ve yetersiz hissetmesinin aksine, hem Melikenin hem de ailesinin gözünde gerçekten özel biri olduğunu anlamıştı. Asıl önemli olanın, karşıdaki insanın kalbinde yarattığı güven, sevgi ve samimiyet olduğunu gördü.

Birlikte koridordan çıkarken Melike eğildi, Karabaşın kafasını okşadı. O da hafifçe burnunu Melikenin dizine dayadı, sonra Murata dönüp sanki hazırım anlamında kuyruk salladı.

Ben de hazırım, dedi Murat sessizce, Melikeye bakarak.

Gülüştüler.

Gecenin sessizliğinde birlikte sokağa çıktıklarında, şehrin lambaları altında üçü yan yana yürüdü. Hayatın en zor sandıkları adımı, aslında en cesaretli olabildiklerinde atıldığını ve sıcak bir yuva kurmanın diploma, para veya kariyer değil sevgiyle mümkün olduğunu kalplerinin derinliğinde hissettiler.

Her bir adımda Muratın dizleri artık titremiyordu. Kışın ortasında, buz gibi havada bile içini mutlulukla ısıtan, sıcacık bir aile hikâyesinin kahramanı olmuştu artık.

Ve o akşam, bir köpek için açılan bir kapı sayesinde, Muratın da yüreğinde koca bir dünya açıldı.

Yeni hayatlarının yolu, salondaki üç kedi, Karabaş ve gülümseyen Melike ile sıcacık bir yuva hayalinin ışığıyla aydınlandı.

İşte, bazen en büyük cesaret, küçük bir canı kucağına almaktan ve sevdiğin bir insanın kapısını çalmaktan geçiyordu.

Rate article
Lifequest
Ve İşte Tanıştık…