Dostluğun Kırıntıları
Bugün eve dönerken bedenimden çok ruhumun yorgunluğunu taşıdığımı derinden hissettim. Anahtarı kilide yerleştirirken içimde hep alışık olduğum sıcaklığı bulup bulamayacağıma dair bir tereddüt belirdi. Kapıdan içeri adımımı atar atmaz ayakkabılarımı usulca çıkardım; hareketlerim otomatik, neredeyse donuktu. Koridorda her zamankinden fazla bir sessizlik vardı, sadece mutfaktaki televizyondan hafifçe bir ses yükseliyordu, onda da sanki bir başka dünyanın yankısı gibi
Bir süre öylece ayakta kaldım, sanki kaçınılmaz bir yüzleşmenin öncesinde cesaret toplar gibi. Evimle dışarının arasındaki duvarı yıkıp gerçek anlamda buraya dönebilmek bugün bana daha zor geldi. Sonunda derin bir nefes alıp mutfağa geçtim.
Masanın başında oturan Salihi buldum. Salih, eşim. Önünde bir tabak çorba, ekrandaki haberleri bir göz ucuyla izliyor. İçeri girdiğimi fark edince hemen yüzünde bir endişe belirdi.
Bugün erken geldin. Bir şey mi oldu? dedi, sesi tanıdık ve hep güven veren bir tınıda.
Karşısındaki sandalyeye sessizce yerleştim. Kollarımı kendime sardım, sanki orada birinin bana sarılmasına ihtiyacım varmış gibi. Bu halimi görünce Salih hemen bir şeylerin yolunda olmadığını anladı.
Her şey yolunda değil, dedim güçlükle, gözlerimi kaçırdım. Az önce Deryadan geliyorum. Sanırım artık arkadaş değiliz.
Salih çorbasının kaşığını yavaşça bıraktı. Yüzü ciddi, dikkatli bir ifadeyle doldu. Ne aceleyle ne de üstü kapalı sorular yöneltmeden, sessizce bekledi. Diliyle değil, varlığıyla Yanındayım, seni dinliyorum, dedi.
Ne oldu? diye sordu sonunda. Sesi gerçek bir merak ve huzur içeriyordu.
Derince bir nefes aldım, anlatacaklarımı toparlamam gerekiyordu.
Her şey onun eşi yüzünden, diye başladım. Düşünsene, Yasin Deryayı aldatmış. Ama o, asıl sorumludan hesap sormak yerine bütün hıncını o genç kadından çıkardı. Ona hakaretler etti, Biliyordu ki Yasin evli ama ilgilendi gibi şeyler söyledi. Ben araya girip onu sakinleştirmeye çalıştım, bunun asıl suçlusunun Yasin olduğunu, onunla konuşması gerektiğini anlattım Ama beni dinlemedi bile. Bana kızdı, desteğimi göstermediğimi, o kadının tarafını tuttuğumu haykırdı.
Salih kaşığıyla oynarken iştahı çoktan kaçmıştı. Olayın tüm boyutunu anlamak isteyerek,
O kadın gerçekten Yasinin evli olduğunu biliyor muydu? diye sordu.
Bunu duyunca neredeyse ellerimle isyan ettim.
Hayır! dedim hararetle. Yemin ederim, hiçbir şeyden haberi yoktu. Yasin ona boşandığını söylemiş, hatta nüfus cüzdanı bile göstermemiş. Bunu Deryaya anlatmaya çalıştım; dedim ki, birinin yalanına başka birinin inanması o kişiyi suçlu yapmaz! Ama o bana bağırdı. Sen de böylesine sahip çıkacağına göre senin de başında bir iş var demek ki dedi.
Salih’in yüzünde huzursuzluk oluştu. Deryanın konuşmayı manipüle etmesi ve bana üstü kapalı göndermeler yapması onu da rahatsız etmişti.
Şaşırdım, dedi usulca. Sonra ne oldu?
Acı bir tebessümle güldüm, gözlerim neredeyse doldu.
Sonrası daha da kötü. Derya şimdi ortak arkadaşlarımıza Aslı tutturmuş o kızı savunuyor, acaba kendi de mi saklıyor birşeylerden? diye fısıldar olmuş. Düşünebiliyor musun? Salihe baktım, içimde şaşkınlık ve kırılmışlık ile. Onca yıllık dostum, zor zamanımda yanımda olmamış gibi, insanların içini bana karşı doldurdu.
Mutfakta ağrılı bir sessizlik çöktü. Sadece televizyondan bir şeyler akıyordu ama hiçbirimiz dikkat etmiyorduk. Ben elimde masa örtüsünün ucunu buruyordum, galiba biraz avunmak ister gibi. En kötüsü biliyor musun; sadece yardım etmek istemiştim. Ona gerçek suçlunun kim olduğunu anlatabilmek istemiştim. Ama her şeyi tersine çevirdi. Şimdi tanıdıklarımızın yarısı ona inanıyor, bana tuhaf bakıyorlar. Arkamdan fısıldaşıyorlar. Bu kadar kolay bir şekilde kendimi suçlu ilan edilmiş bulmak ne kadar acı
Salih yerinden kalktı, yanıma geldi ve omzuma hafifçe dokundu. Dokunuşunda, her şeye rağmen yanımda olduğunu hissettiren bir sıcaklık vardı.
Sen biliyorsun, haklı olan sensin, dedi kararlı, yumuşak bir sesle.
Başımı pencereden çevirerek kafa salladım.
Biliyorum, dedim yorgunca. Ama içim yine de buruk. Yıllarca dostum sandığım biri, en ufak bir rüzgarda arkamdan döndü. Yalanlar yüzünden, aptallık yüzünden. Bu kadar zamana yazık
****************
Sonraki birkaç gün mümkün oldukça evden dışarı çıkmamaya çalıştım. Sokakta ya da markette bir tanıdıkla karşılaşacak olmamı düşündüğümde bile içim daralıyordu. Herkesin tuhaf bakışlarını ve arkamdan edilen lafları duymak istemiyordum. İnsanlar sustuklarında ya da bana farklı davrandıklarında incindiğimi kabul etmek istemesem de acı bir şekilde canım yanıyordu.
Evimde işler yaratmaya çalıştım: kitaplarımı yeniden dizdim, köşe bucak temizlik yaptım, çetrefilli tarifler denedim. Ama kafamda hep aynı düşünce Hayatım ne kadar kısa sürede değişti. Sık sık kalkıp bir yerlere gitmeyi düşündüm, belki küçük bir kaçamak, biraz uzaklaşmak, kimsenin beni ve bu hikayeyi bilmediği bir yerde taze hava almak, yeni bir başlangıç yapmak Sanki yalnızca orada nefes alabileceğime inanıyordum.
Kimi zaman kendimi hayal ederken buluyordum; trene ya da uçağa biniyorum, bu şehir arkamda kalıyor, önümde ise sessizlik ve belirsiz bir huzur. Ama şimdilik bütün bunlar birer hayaldi. Olanı burada, gerçekliğinde yaşamam gerekiyordu Bir zamanlar yıkılmaz sandığım dostluğun bir anda kül olduğunu her sabah hatırlayarak.
Bir akşam Salihle mutfakta oturmuş çaylarımızı karşıladık. Dışarıda akşam olmuştu, pencere önünde kar taneleri dönüyor ve içeride masa lambasının sarı ışığı bize küçük bir dünya yaratıyordu. Çaylarımızı sessizce yudumladık, kendi düşüncelerimize dalamıştık. Salih sessizliği bozdu.
Biliyor musun dedi, kelimeleri ölçerek. Belki de taşınmalıyız. Hatta bu koca şehrin başka bir ucuna gitsek bile. Ortam değişikliği iyi gelebilir.
Başımı kaldırdım, gözlerimde şaşkınlık ama aynı zamanda utangaç bir umut vardı. Böyle bir öneri beklemiyordum ve yüreğim birden hızlandı, korku ve umutla karışık bir heyecan hissiyle.
Sence faydası olur mu? dedim.
Evet, dedi Salih, sesi kararlıydı. Zaman lazım; burada herkes dedikoduya, önyargıya programlanmış. Her gün o insanlarla göz göze gelmek seni iyice yoruyor. Biraz uzaklaşırsak hem rahatlayabilirsin, hem de hayatımıza nereden devam edeceğine karar verirsin.
Bir süre düşündüm. Taşınmak demek alışılmış düzeni, yılların emeğiyle kurduğumuz evi, kalan birkaç dostu (halen arkamda duranları) arkamda bırakmak demekti. Herkese açıklama yapmak, yeni bir eve, yeni bir çevreye alışmak zor. Ama öte yandan Yeniden başlamanın, kimsenin beni tanımadığı, dertlerimden uzak bir yerde sabah huzur içinde uyanmanın ve geçmişi ardımda bırakmanın hayali aklımı cezbetti.
Tamam, dedim sonunda; sesim titrek ama inadına kararlıydı. Deneyelim.
Salih gülümsedi, hafifçe elimden tuttu.
Güzel, dedi nazikçe. Hemen bakmaya başlarız. Belki doğaya yakın, bol bol yürüyüş yapabileceğimiz bir yer buluruz.
İçimde yavaş yavaş bir umut kıpırtısı başlamıştı. Belki gerçekten yeni bir başlangıç yapabilirim; eski yaraları daha sakin, iyileşmeye alan tanıyan bir ortamda sarmak için…
Ev arama süreci başta kolay gibi geldi ama her akşam uzun uzun internet sitelerini karşılaştırdık, emlakçılarla mesajlaştık. Her evin kendi sürprizi vardı; ya fotoğraftakiyle alakası yoktu, ya çevresi tekin değildi, ya da yeterince sıcak gelmiyordu. Aceleye gerek olmadığını biliyorduk. Salih pratik işlerle ilgilenirken, ben Burada yaşar mıyım? sorusunu her seçenek için yeniden sordum.
Ev işleri arasında bazen Deryayı düşünüyordum. İçimdeki kırgınlık kolay kolay hafiflemedi ama yanında artık başka bir şey daha vardı: acı bir farkındalık. Demek ki dostluğumuz sandığım kadar sağlam değilmiş. Birlikte kaç kere sırlarımızı paylaşmış, zor anlarımızda destek olmuştuk. Şimdi ise geriye dönüp bakınca hangi anda yolun çatallanıp, geri dönüşün mümkün olmadığını düşünüyordum.
Bir gün, eski fotoğrafları karıştırmaya yeltendim. Deryayla gittiğimiz bir yaz tatilinden kalma bir kare elimde kaldı. İkimiz de sahilde, dalgaların ve rüzgarın getirdiği neşeyle gülüyoruz. Her şey ne kadar kolaydı; planlar yapardık, umutlarımızı paylaşırdık, geleceğe güvenle bakardık. Şimdi ise uzak, neredeyse ulaşılmaz bir rüya gibi. Uzun süre bakınca kırgınlık yine içimi kapladı. Belki tekrar konuşmak mı gerekirdi? dedim kendi kendime. Ama son görüşmemiz, sesini, suçlamalarını, o çirkin ithamları hatırlayınca fikrim değişti. O fotoğrafı albümün en arkasına yerleştirip kaldırdım. Bazı yollar sadece çıkmaz sokak olabiliyor.
Bir ay sonra nihayet gönlümüze göre bir ev bulduk. Küçük ama aydınlık bir ev; pencereleri gün ışığıyla dolup taşıyor. Semtte bol ağaç, huzurlu bahçeler, az trafik. Evin sahibi emlakçıya, Sessiz, huzur seven kiracı isteriz, demiş; bu bile bize cazip geldi.
Taşınmada acele etmedik; parça parça taşıdık her şeyi, birlikte yerleştirdik. Salih gülerek, Artık her kutuda ne var ezbere biliyoruz! derken beraber gülüştük. Son kutuları yerleştirdikten sonra, evde gezindim; pencereden dışarı baktım. Ağaçlar, oyun parkı, akşamüstü yürüyüşe çıkan aileler İçimde hafif ama belirgin bir ferahlama hissettim. Burası tertemiz bir sayfa; geçmişin acısından uzak, dedikodudan arınmış bir başlangıç yeri. Belki burada, kendimi yeniden toparlama gücü bulabilirim.
**********************
Taşınmadan önce önemli bir şey yaptım. Neden bunu istediğimden emin değildim: belki adalet arayışı, belki de bu hikâyeye nokta koyma arzusu Yasini, yani Deryanın eşini arayıp, buluşmayı teklif ettim.
Şehrin kenar mahallerinden bir kafede buluştuk; kimseye görünmemek için. Biraz önce geldim, çayımı söyledim, girip çıkan kapıya defalarca bakıp içimden geçenleri düşündüm. Yasin geldiğinde biraz tedirgin bir hali vardı.
Selam, dedi kısık bir sesle, masaya otururken. Böyle bir görüşmeyi beklemiyordum açıkçası.
Düşündüklerimi toparlayıp doğrudan konuya girdim.
Boşanma davası açmayı düşündüğünü duydum, dedim. Sanırım Derya mümkün olan her türlü suçu sana atacak. Masum mağdur numarasını oynayacak. Ama senin de bilmen gereken gerçekler var; mesela onun geçen yıl İzmirdeki seminer hikayesi…
Yasin dondu. Birkaç saniye sessizce bana baktı, ciddiyetle lafı uzatmadan,
Yani? dedi, neyi ima ettiğimi anlayamayarak.
Eşit şartlarda olmanı istiyorum, dedim. Derya başına gelen her şeyin suçunu sana yıkmak istiyor ama kendisi de hiç masum değil. Eğer mahkemeye kadar giderse, tarafsızca bakılması gerek. Bu zarfta onun seminerden dönerkenki yazışmaları, birkaç fotoğraf Doğrudan rezil edecek cinsten değil ama, en azından tek tarafın dokunulmaz olmadığını gösterir.
Zarfı ona uzattım. O ise bir an elinde tuttu, içini açtı, ve ciddi bir şekilde bana,
Teşekkürler, dedi kısık sesle. Bunu senden beklemezdim.
Ben de, dedim kuru bir sesle, pencereye bakarak. Sadece sürekli yalanlarla uğraşmaktan yoruldum. Her şey dürüstçe ortaya çıksın, isterim.
Dışarıda insanlar bir yerlere koşuyordu; hayat sıradan akıyordu. İçimde ise garip bir hafiflik ve aynı zamanda geçmişin bana ne kadar ağır geldiğinin buruk hissi vardı.
Yasin zarfı cebine koydu.
Kullanıp kullanmayacağımı bilmiyorum, dedi sonunda. Ama bana seçenek sunduğun için teşekkür ederim.
Kafamı salladım. Zaten her şey söylenmişti, tekrar tekrar konuşmaya hiç gerek yoktu. Çayımı bitirip, kısa bir Hoşça kal diyerek kafeden çıktım.
Dışarıda hafif bir rüzgar, soğuk havada yürüdüm. Daha eve varmadan zihnimde bu buluşmayı değerlendirdim. Doğru mu yaptım? Aslında bunun Deryayla ya da Yasinle pek ilgisi yoktu; doğruluk ve haksızlığa karşı bir duruştu. Kendimi, bu yalanlardan ve eski dostluk maskesinden arındırmak ihtiyacındaydım artık.
********************
O buluşmadan sonra günlerce düşündüm; yaptığım şeyi kafamda tekrar tekrar tarttım. Sonunda bir karar verdim: Bu defteri tamamen kapatmalıyım. Deryanın numarasını rehberimden sildim. Sosyal medyada bağlantıları kestim, bildirimleri kapattım. Sadece birkaç tık; ama sanki o çoktan tozlanan hikâyeyle birlikte hafiflememi sağladı.
Yeni evimizde hayat yavaş yavaş düzene girdi. Başta bomboş gelen duvarlar, zamanla sıcaklık ve huzurla doldu. Perdeler, yeni fotoğraflar, hatta evimizin havası değişti; çünkü artık geçmişten kalan fotoğraflar değil, yeni mutlu anları asıyordum duvarlara.
Kısa sürede uzaktan çalışma fırsatı buldum, deneyimim ve eğitimim işime yaradı. Esnek zamanlama bana hem işte yeni alışkanlıklar kazandırdı; hem de kendime daha fazla zaman ayırma imkânı sundu. Salih de işini değiştirdi; yeni iş arkadaşlarıyla daha mutlu, daha huzurlu oldu.
Biraz boş vaktimiz olunca yeni mahalleri keşfettik. Parklarda yürüyüşler yaptık, mahalle kafelerinde yeni insanlarla tanıştık. Başta zordu; nereden başlayacağım, beni neden sorsunlar derken zamanla yüzlerdeki sıcak tebessümle Belki de burası gerçekten yeni bir sayfa, dedim.
Geceleri, gün batımı kızıllığına karşı balkonda oturup çayımı yudumlarken şaşırtıcı bir huzur hissediyordum. Hiçbir dedikodu, arkamdan laf yok; hayatımda ilk kez tamamıyla rahat nefes alabiliyor, kimse için kendimi açıklamak zorunda kalmıyordum.
Bir akşam, güneş batarken Salih yanıma oturdu; bir bardak sıcak içecek aldı. Uzun süre sessiz oturduk. Sonra sesimi bozmadan,
Bazen düşünüyorum da Herhalde en doğrusu buydu. Hem taşınmak, hem de Yasine gerçekleri anlatmak. dedim.
Sözlerim sade ve sakindi. Salih sadece omzuma dokundu; cümlelerle desteklemedi ama o sade sıcaklık her şeyi anlatıyordu.
Sen içinden geçen en doğrusunu yaptın, dedi.
Sadece başımı salladım. Geçmişte kalan Derya, onun lafları ve dedikoduları artık bana uzak bir hikâye gibi geliyordu. Burada, yeni hayatımda ise bana ait bir düzen, bir huzur ve kendimle barış vardı. En güzeli de buydu.
**************************
Altı ay sonra bir sabah pencerenin önünde durup ilkbahar güneşinin odanın içine nasıl sızdığını izliyordum. İçimde tarifsiz bir huzurla çayımı yudumluyordum. Salih yine her zamanki gibi son birkaç dakika daha uyuyordu.
İşler yolundaydı; uzaktan çalışmanın rahatlığı, kendi planımı yapmam, küçük ilgi alanlarına vakit ayırmamı sağlıyordu. Uzun zamandır hayalini kurduğum resim kursuna başladım. Haftada iki gün akşamları akrilik boyalı ellerle eve geliyordum; bazen ortalık batıyordu ama içim açılıyordu.
Bir akşam elimde sıcak kakaomla koltuğa yayıldım. Tabletimden sosyal medyaya girdim, eski dostlarımdan kim ne yapıyor diye beynim bir süre oyalandı. O sırada, bir vakitler birlikte çalıştığım eski iş arkadaşım Eliften bir mesaj geldi. Uzunca zaman görüşmemiştik; arada bir beğeni atışımızın ötesine geçmemiştik. Merakla açtım:
Merhaba Aslı! Deryanın hikayesini biliyor musun? Ben tesadüfen eski komşusuyla karşılaştım, o anlattı
Birden durdum, içimde o an bir kıpırtı. Aslında taşındıktan sonra Derya ile ilgili haber almak hiç istememiştim; ama merak ağır bastı, mesajı okumaya koyuldum.
Derya, boşanma sırasında ne var ne yok toplamaya çalışmış; pahalı bir avukat tutmuş, sürekli Yasinin suçlu olduğunu anlatmaya uğraşmış. Ama Yasin elindeki kanıtları sununca tüm masum eş imajı yıkılmış. Özellikle İzmirdeki seminerden paylaşımlar hayli dikkat çekiciydi. Sonuçta neredeyse tüm malları Yasinde kaldı, Deryaya sadece arabası düştü.
Telefonumu bir kenara koydum. Çayım soğuyordu, ama umurumda değildi. İçimde tuhaf bir rahatlama, biraz da buruk bir adalet duygusu vardı. Deryanın kaybetmesiyle ilgili değil; sadece ortada hakkaniyetin, bir şekilde yerini bulmasıydı hissettiğim.
Ne düşünüyorsun? dedi Salih, yanıma usulca yaklaşıp omuzlarımdan sardı.
Deryanın hikayesinin sonunu öğrendim, dedim hafifçe gülümseyerek. Yasinin elindeki kanıtlarla Derya neredeyse hiçbir şeyi alamamış.
Salih kısa bir baş hareketiyle onayladı; onun için bunun bir intikam olmadığını biliyordu; sadece gecikmiş bir adalet arayışıydı. Bana verdiği güven, yanımda oluşu yine çok önemliydi.
Başımı Salihin omzuna koyarken her zamanki gibi içim huzurla doldu. Dışarıda hafif bir yağmur atıştırıyordu, içeride ise çay, taze ekmek ve kahkaha kokusu. Salih az sonra tatlı bir ilgiyle,
Hadi, çayımızı tazeleyelim, kruvasanlarımızı yiyelim. Yarın da yeni açılan parka gidelim mi? Doğayla iç içe biraz soluk alırız, dedi.
Kafamı salladım; içimde fırtınalar dinmişti, hayatımda ilk kez geçmişin yükü olmadan, içim rahat bir şekilde ileri bakabiliyordum.
O akşam yürüyüşe çıktım. Sokak lambalarının altında serin bir havada yavaş yürüdüm. Mahallemizdeki küçük şeyleri fark ettim; köşe başında ısınan kediler, akşam yemeği telaşındaki insanlar, yeni açılmış bir pastane Artık üzerimde o eski yük yok, kimse arkamdan ne dediğini düşünmeden yaşayabiliyordum.
Yakınlardaki parka vardım. Bir banka oturup etrafı seyrettim. Çocuklar koşturuyor, uzaktan bir kafeden müzik yükseliyor, apartmanların pencerelerinden ışıklar süzülüyordu. Hayat sıradandı, hatta biraz tekdüze; ama ben sanırım tam da bunu özlemiştim: sakinlik, huzur, güven.
Artık eskisi gibi değilim, dedim içimden. Artık sınırlarımı koruyabiliyorum. En güzel kazanç da bu.
Ertesi sabah Elifi aramaya karar verdim; o da hemen açtı.
Teşekkür ederim, dedim samimiyetle. Belki de bu haberi duymaya ihtiyacım vardı; şimdi gerçekten o bölümü kapatabilirim.
Bunu hak ediyorsun, dedi Elif. O dönemde çoğu kişi sana inanmamıştı ama şimdi herkes gerçeği anladı.
Olsun, gülümsedim. Artık benim için önemli değil. Yeter ki kendi hayatımı huzur içinde sürdürebileyim.
Telefonu kapattıktan sonra içimde son bir ağırlığın da gittiğini hissettim.
O akşam Salih geldiğinde ona anlatmadım, sadece sıkıca sarıldım, Her şey nihayet yerine oturdu, dedim.
Bundan daha iyisini hak ediyorsun, dedi Salih.
Beraberce akşam yemeğimizi hazırladık; dışarıda ince kar yağmaya başlamıştı. Elektrikli şömineyi açtık; alev gölgeleri odada dans ederken huzurlu ve tamamlanmış hissediyordum. Artık geçmişten gelen yükler geride kalmıştı. Burada, yeni hayatımda ise sadece huzur, içtenlik ve gerçek vardı.
Ve her şeyin en güzeli de buydu…




