Büyüyünce periolacağım!
Elifcim, neden peri olmak istiyorsun?
Çünkü öyle istiyorum!
Elif, annesinin kucağından inip doğum günü tebriklerini alırken kabarık eteğini düzeltti.
Anne, bütün periler hem güzel hem zeki oluyor! Hem de istedikleri her şeyi yapabiliyorlar! Ben de yapacağım!
Tabii ki yapabilirsin! Aylin uzanıp kızını kucaklamak istedi ama Elif adımını geri çekip yan tarafa geçti.
Peki ya pasta?
Az sonra gelecek! Şimdi git, arkadaşlarınla biraz oyna. Ben seni çağırırım, olur mu?
Tamam!
Aylin, sabah zor zahmet yaptığı saç bukleleri omuzlarında hoplayan kızına bakıp gülümsedi:
Ne kararlı bir çocuk oluyor, maşallah! Hem de çok akıllı! Hangi çocuk beş yaşında her şeyi yaparım diye iddialı konuşur ki? İnanılır gibi değil
Asıl o inancını kırmamak lazım! dedi en yakın arkadaşı Melis, başıyla tasdik ederek. Bazı büyükler çocuklardan böyle şeyler duyunca hemen reel ol, daha çok yolun var der. Oysa sadece inansan yeter, çocuk kendi yolunu bulur. Ben çok iyi bilirim. Mesela benim Defnecik ilk defa tiyatro kursuna gittiğinde
Ah, Defne zaten harika bir çocuk! Kızlar, yardım eder misiniz? Pasta kesme vakti geldi. dedi Aylin hafifçe topuklu ayakkabısıyla dönüp mutfağa ilerlerken.
Geniş, ferah evin içinde çocuk sesleri yankılanıyordu. Yerde renkli konfeti ve patlamış balonların parçaları vardı. Bir köşeye atılmış lalelerden oluşan karışık bir demet, Aylinin annesi, Feriha Hanım tarafından sipariş edilmişti torununun doğum günü için. Son yıllarda burada yaşıyordu, eskiden ise kızı Aylinin evine pek sık gelmezdi, Elifi kendi evinde görmeyi tercih ederdi her zaman.
Ne bileyim kızım, sizde rahat edemiyorum. Ya bir yere zarar veririm, ya bir şey kırarım diye korkuyorum. Her şey çok süslü, bana fazla lüks sanki
Anneciğim, bu snobluk niye şimdi? Aylin kızardı Lüksse, alabildiğimiz ölçüde lüks, fazlası değil! Ahmet gece gündüz çalışıyor, ben de öyle. Hayatımızı kendimiz kurduk. Elife de elimizden geleni vereceğiz, ne var yani?
Yine de kendi evimde daha huzurluyum ben.
Tamam tamam, dediğin olsun. Benim için önemli olan Elifin huzuru.
Feriha Hanım, torununa doğduğu günden beri bakıyordu.
Anneciğim vaktim yok, derdi Aylin sabah aceleyle makyaj yaparken işe gitmeden, bir an duracak olsam, son beş yılda var ettiğim her şeyi unutacağız. Zaman zor, herkes koşuyor. Ve sadece para da değil mesele; bana bağlı çalışan insanlar da var. Ama önce Elifin geleceğini düşünmeliyim.
Peki ya kızın küçükken daha çok yanında olman gerekmez miydi?
Anne, ne olur başlama yine! Ne yapacağımı biliyorum! Benim çocuğuma benden başka kim değer verir, kim sahip çıkar?
Peki ya Ahmet?
Anne, dalga mı geçiyorsun? Elbette babası olarak bakar. Ama o bir erkek sonuçta. Bugün var, yarın başka bir hayat kurmuş olacak. Ondan sonra?
Bu düşünceler de nereden çıktı kızım? Başka biri mi var yoksa?
Nereden bileyim? Düşünecek zamanım mı var? Varsa da haberim yok. Zaten hamilelikten sonra bambaşka oldum, hayatımı toparlamam lazım anne. Sen de bana yardım edeceksin, olur mu?
Yardım ederim tabii. Feriha Hanım beşiğin başına eğilip minik torununa sevgiyle baktı. Ne küçücük Sen bebekken daha tombiktin.
Yani ne fark eder ki, küçük büyür.
Elif biraz zayıf ve sık hasta olan bir çocuktu. Soğuk algınlığı ardı ardına geliyordu, Feriha Hanım da ilk günler kadar panik yapmıyordu artık, kabullenmişti. Alıştığı çocuk doktorunu hemen arar, Aylin ise meşguliyetinden dolayı bu işlerle ilgilenemezdi.
Anne, kırk derece de değil ateşi, halledersin! Toplantım var, şu an konuşamıyorum.
Elif, sıcacık elleriyle babaannesinin boynuna sarılır, usulca mızmızlanırdı.
Geçer kuzum, ben sana şimdi komposto yapayım, biraz uyursun, geçer. Masal okumamı ister misin?
Peri masalını!
Tamam, ister peri olsun, ister başkası
Yaşasın!
Renkli, resimli o güzel masalı babası Londradan getirmişti Elife.
Ahmet ama bu kitap İngilizce! Feriha Hanım sayfaları incelerken şaşırmıştı.
Ne var bunda? Çocuk ikinci dile alışsın şimdiden. Yıllarca üniversitede ders verdin, çocuk kitabı senin neyine zor gelsin?
Bana kolay, ama Elife daha önce dil öğretmem gerekecek.
Torunuyla ilgilenmek, birlikte geçirdikleri küçük mutluluklar ve dertler artık Feriha Hanımın tüm hayatıydı. Bundan da mutluydu. Yeniden gerçek bir yaşama sebebi bulmuştu.
Son on yıl, kızı Aylin üniversiteyi bitirip evlendiğinden beri Feriha Hanım için hep bir sis perdesi gibiydi. Kızını nadiren görür olmuştu, Aylinin hayatında sürekli bir koşturmaca vardı. Zamanında Aylinin gönlünü etmekte diretmiş, ama genç kadının kısa yanıtları yüzünden pes etmişti. Lise ve üniversiteden gelip kendini mutfağın köşesindeki kanepede bulan Aylini, ıhlamur ya da nane çayı içerken gününü anlatmasını özlüyordu. Kızına tüm hayatı boyunca değer vermişti.
Aylini genç yaşta, henüz on dokuzundayken dünyaya getirmişti. Erken evlilik kimseye yaramamıştı. Bir sene sonra eşiyle ayrılmış, minik Aylin o fırtınalı günlerden geriye kalan tek anısı olmuştu. İki yaşında annesi hastalanınca, Feriha Hanımın on iki yılı hastalık, çocuk ve yalnızlıkla geçmişti. O dönem aynada kendine bakmaya dayanamazdı. Güzel sayılmazdı, ama onda dikkat çeken, unutulmaz bir yüz ifadesi vardı.
Kendisinde iz olarak kalan güzellik, Aylinde tam bir zarafete dönüşmüştü. Kızına bakarken gizlemeye çalıştığı gururunu dudaklarını büzerek saklardı. Çok güzel oldu! Onun güzelliği boşa gitmemeliydi, elinden geleni yaptı; Aylini bale derslerine, keman kursuna, İngilizce ve Fransızca derslerine götürdü. Lise sonunda Kızım bu ülkenin en iyi çocuklarından biri oldu, diyebilirdi. Sadece bir şeyden emin olamıyordu: Aylin herkese karşı fazla katıydı, özellikle kendi çıkarları söz konusu olunca. Daima kendi istekleri önce gelir, başkalarını önemsemezdi.
Anne, bu ayakkabılara ihtiyacım var! Eskiyle iş görüşmesine gidemem. Apayrı görünmeliyim, bu çok önemli!
Feriha Hanım, tatil için ayırdığı parayı çıkarır ve kıza uzatırdı. Deniz tatili önemli mi? Kızının mutluluğu önemliydi.
Ahmetle evliliği bütün çabalarının zirvesi olmuştu. Düğünde, kızının babasının kolunda salona girdiğini izlerken gelen gözyaşlarını silmekte zorlandı. Ahmet ilk izlenimde ona güven vermemişti, ama çeşit çeşit iş insanıyla yolu kesişmemişti bugüne kadar; çok da takmadı. Aylin, evlilikten önce, Anne, bu evlilikte sadece duygular yok, bir de anlaşma var, bu önemli, demişti.
Anlaşmada ne var peki güzel kızım?
Evlendiğimiz günden itibaren eşit ortak olacağız. Kendi öncesi varlığına karışmam. Benden istenen tek bir şey var.
Nedir o tek şey?
Ona bir oğul doğurmak. O zaman anlaşmayı tekrar konuşacağız.
Çok tuhaf
Ama çağımıza uygun anneciğim. Dünya değişiyor, ilişkiler de öyle.
Bilmiyorum kızım, ben senin mutlu olmanı isterim en çok.
Olacağım!
Bir daha bu konular hiç konuşulmadı. Aylin, kocasının kurduğu işte kendini kaybetti, bütün gücünü işine verdi, anlaşmadaki ana maddeyi gerçekleştirememekten dolayı da yorgundu.
Elifin doğumu sürpriz oldu.
Bu modern testlere nasıl inanalım? dedi, oğlan beklediği için aldığı mavi battaniyeyi katlarken. Üç kere! Anne, üç kere doktor oğlan dediler! Nerde oğlan?! Kıza benziyor mu hiç?
Kız çocuğu kötü mü?
Tabii ki değil! Sadece beklediğim başka bir şeydi. O yüzden kızgınım. Bir de zaman baskısı var ya
Sonra oğlan da olur Aylinim, sabır.
İnşallah
Ama işler yolunda gitmedi. Aylin, bir yandan toplantılar arasında dört nala hastane gezdi, ama sonuç çıkmadı. Klinik üstüne klinik değiştirdi ve pes etti:
Anne, her yolu denedim, başka ne yapayım! Olmuyor.
Belki de elindekiyle ilgilensen daha iyi olur? Elif harika bir çocuk, dört, neredeyse beş yaşında oldu. Kim demiş babalar yalnızca oğullarını sever? Sözleşmenin yönünü değiştir kızım.
Aylin düşündü. Annede bir haklılık payı vardı.
O zaman Elif evde olmalı.
Aylin
Anne, konu kapanmıştır. Çok vakit babaanneyle geçiriyor.
Ama bana alıştı!
Kim dedi ki kopacak? deyip kızının çizim albümünü karıştırdı Aylin. Fena çizmiyor. Bir de resim kursu bulayım.
Bir yıldır ders alıyor zaten Feriha Hanım ağlamamak için zor tuttu kendini.
Anne, mesele etme. Sen yine ilgilenirsin. Yabancı bakıcıya gerek yok, sen varsın. Hem belki tamamen buraya taşınırsın. Ev kocaman, yer bol.
Yoo, Aylincim, bu iyi bir fikir değil. Ama Elifle yine bol bol vakit geçirmek isterim.
Tabii ki, hayat planlandığı gibi gitmedi. Elif, Aylin ve Ahmetin artık birlikte evde olacağını duyunca, hemen ateşlendi, Feriha Hanıma yeniden taşınmak düştü.
Anne, burada her şey hazır. Sende gözün arkada kalmasın!
Feriha Hanım, bir haftadır yaşadığı odayı baştan sona inceledi ve içini çekerek başını salladı.
Evet Elif yanında
Tüm dikkatini torununa vermeye çalıştı ve evde olup bitene fazla karışmamaya özen gösterdi. Kızıyla damadının ilişkilerinin iyi olmadığını görüyordu, ama büyük insanların işine karışmamayı tercih etti; ne de olsa kimse küçük, biraz dağınık kızı Elife fazla ilgi göstermiyordu.
Babaanne, burada seninkinden daha çok yer var! Elif salonun ortasında dönerken. Artık köpek alabilir miyim?
Bilmiyorum güzellik. O konu bana bağlı değil.
Niye ki? Burası senin evin değil mi?
Hayır yavrum, bu senin annenle babanın evi. Benim kendi dairem var ve orada istediğim gibi karar alabilirim. Burada öyle değil.
Hiç mi yasak koyamazsın?
Bak, mesela masaya süt dökmene izin vermem. Ama köpek alma kararını ben veremem.
Anladım!
Elifin düşündüğü her halinden belliydi, çünkü Aylin benzeri bir şey planlarken yüzü o şekilde olurdu ve genellikle istediğini elde ederdi.
Babamla konuşacağım! deyip karara varmış gibi ayağa kalktı.
O akşam konuşma gerçekleşti. Elif babasının çalışma odasına girip direkt sordu:
Beni seviyor musun baba?
Ahmet ise şaşkınlaştı. Küçük kızıyla az görüşür, Naber küçük hanım!dan ötesi olmazdı. Ferihanın zaman zaman Zaman geçirsen kızınla isteğine başıyla onay verir, unuturdu. Elifin sorusu hazırlıksız yakaladı.
Tabii ki. Her anne baba çocuğunu sever.
Benim için herkesin sevmesi gerekmez, sen sev yeter.
Ne istiyorsun? Yeni oyuncak mı?
Hayır! Elif kaşlarını çattı. Köpek istiyorum!
Robot köpek mi?
Elifin kaşları havaya kalktı, dağınık kaküllerinin arasından fırladı:
Niye robot? Canlı köpek istiyorum!
Ahmet gözlerini kapattı, gözlüğünü çıkarıp burun kökünü ovuşturdu:
Büyük mü olsun?
Çok büyük olmasın, yeter ki iyi bir köpek olsun.
Sen seç, bildir. Alırız bir köpek.
Aylin bu fikre karşı çıktı. O gece tartıştılar, Elif ise kapı önünde kulak kabarttı, Feriha ise yüksek tansiyondan rahatsız oldu ve Elifi erkenden yatırdı. Ama Elif uyumadı.
Oyuncak gibi değil bu! Her isteği yapamayız. Köpek canlı, biri ilgilenmeli.
Annen var. Yardımcı da var. Parasını verirsiniz. Nasılsa evde çocuk varsa köpekte barınacak bir yer bulur. Temiz hava, birlikte yürürler.
Ya veterinere gitmesi? Ya yarışmalar, uğraşması?
Veteriner mi yok bu şehirde? İstiyorsan kendi kliniğini aç. Yarışma da gerekmez, sokak köpeği alırsınız olur biter. Aylin, benden daha ne bekliyorsun? Kızımı göremiyorum neredeyse, tek isteğini yerine getirmek en kolayı. Niye zorlanıyorsun?
Çünkü kolay değil. Sorumluluk! Her istediğini hemen almak, bu doğru mu?
Neden doğru olmasın? Benim çocuğumsa, istediğinde alacak.
Aylin susmuştu. Elif sessizce uzaklaştı. Belli ki köpeği olacaktı, tüm içerikler onun için anlamını yitirmişti.
Birkaç gün sonra Elife minik bir pomeranian getirdiler. İki ay sonra, tam Elifin doğum gününden bir hafta sonra, Feriha Hanımın evine geri döndüler. Aylin sessiz ve kendiyle ilgisiz hale gelmişti ve sabahları sadece bir fincan kahveyle çıkıyor, tüm günü evin dışında geçiriyor, anneyle kızıyla konuşmuyordu.
Babaanne, annem niye böyle?
Şimdi söyleyemem, yavrum. Sonra annen anlatır. Feriha, torunu ve köpeği başını okşadı.
Yine seninle mi kalacağız? Uzun mu?
Korkarım öyle canım.
Feriha Hanım da tam anlamamıştı. O pırıltılı doğum günü partisinden günler sonra Aylin valizini odanın ortasına getirip:
Anne, hazırlanıyoruz. Ben yetişemem, sen Elifin eşyalarını hazırla, dedi.
Ağlamaklı bir halde sordu Feriha:
Tamam kızım Yarım saate biter.
Akşam, kızının sevdiği fincanla çay koydu, masaya bıraktı. Kızı, ayaklarını kendine doğru toplayıp bir noktaya bakıyordu.
Sorma anne Boşanıyoruz biz.
Feriha Hanımın elleri titredi. Neyse ki Elif odasında bir çizgi filmle meşguldü.
Başkası var, hem de oğlu dedi Aylin, dizlerine kapanıp yüzünü sakladı. Feriha onu teselli etmeye çalıştı ama Aylin beklenmedik şekilde gülümsedi.
Ağlıyor musun sandım kızım
Daha çok beklersiniz! Olmadı anneciğim Olmadı.
Ahmetin neden başka bir hayat kurmayı seçtiğini hiç öğrenemedi Feriha. Damadı olaya usulca yaklaşmış, kısa sürede boşanmışlardı. Altı ay sonra Aylin karşı daireye yeni, büyük bir ev alıp taşınmıştı. Hayat eskiden olduğu gibi rayına girmemişti ama alışmışlardı; dar, biraz daha zorlu ama çok daha anlaşılırdı.
Elif, hem derslerinde iyiydi, hem de ısrarcıydı. Kendi ilgi alanı ailede hep önde tutulurdu. Bu tartışılmazdı. Aylin isteksizce de olsa kızının her isteğini yerine getirir, ona sınır koymazdı.
Aylin, böyle olmaz.
Anneciğim, neyi yanlış yapıyorum? Kendine güvenen, tuttuğunu koparan bir kız yetişiyor. Bugünün dünyasında en çok gerekli olan bu!
Katılmıyorum sana. Korkuyorum Elif için.
Ben korkmuyorum. Ne yanlış? Yeter ki istesin.
Ama ya başaramazsa? Ya istediğini elde edemezse?
Elifin istediklerini elde edeceğinden eminim. İsteklerini biliyor. Anne, sen de görüyorsun.
Görüyorum Ama bu hayatta bazen dış etkenler de olur. Sana anlatmaya gerek yok
Aylinin sesi aniden soğudu, Feriha sustu. Biliyorum, anne. Ama onun bilmesini istemiyorum.
Tartışmanın anlamı yoktu. Elif zaten yönünü belirlemişti. Annesi onun tarafındaydı. Babaanne de onu sevdiği için desteklerdi.
Aylin kızına fazla vakit ayırmaz, işine gömülürdü. Arada bir alışverişe çıkar, kızına şunu derdi:
Diğerlerinden geri kalma. Genetik olarak güzellik eksik ama o önemli değil. Güzel giyinir, iyi bakarsan her zaman parlarsın. Bunu öğren.
Elif annesinin estetik zevkine güvenirdi. Yüzü annesine pek benzemese de fiziği aynısıydı, bir süre sonra annesinin dolabı, kendi kıyafetlerinin deposu olmuştu.
Bunu, şunu, bir de belki şunu, başka şeye dokunma, yaşına uygun değil. Aylin seçimlerini gösterirdi Her şey kararında olmalı.
Okuldaki kızlar Elifin pahalı makyaj ürünlerine hayran kalıyorlardı, annesinin ona neden böyle pahalı şeyler aldığını anlamıyorlardı.
Tenin, cildin önemli. Abuk sabuk ürün kullanma. Zarar verir. Aylin, bir arkadaşı tarafından hediye edilen ucuz rimeli Elifin çantasından çıkararak, Ne bu?
Hediye ettiler.
Her hediye kabul edilmez, gerekirse teşekkür et, sonra at. Kendini kıymetli bil, Elif.
Feriha Hanım olan bitenin farkındaydı ama kızı üzerinde etkisi kalmamıştı; tek derdi Elifin huysuz yanını biraz yumuşatmaktı. Torunu üniversiteye, hem de kendi okudukları bölüme gittiğinde evdeki sessizlik arttı. Feriha bütün değişimleri en son o zaman öğrendi.
Evlilik mi? Kimle? Şaşkınlıkla elinden başındaki fincan düştü, mutfak çanağı yere saçıldı.
Bora Gün, diye Elif yan koltuğa tırmandı, babaannesinin kırıkları toplamasını izlerken Ama ne Borası! Benim Boram!
Kim bu Bora, Elifciğim?
Hoca. Ama bizim sekmeden değil! Sakın yanlış anlama. Aynı üniversitede, o kadar.
Yaşı
Yok babaanne, genç daha. Gayet iyi.
Boranın evli olduğunu Feriha, Aylinden öğrenmişti.
Nasıl yani elleriyle başını tuttu Sen bunu nasıl böyle sakin karşılıyorsun?
Niye panikleyeyim ki? Onun karısı ya da çocuğu mu ilgilendiriyor? Elif mutlu olacaksa, bana o lazım.
Aylin Allahım, sizi nerede yanlış yetiştirdim acaba? Feriha titreyerek bardağa sarıldı, gözleri karardı Böyle olmaz ya
Nesi olmaz?
Adamı evinden koparıp almak!
Ne yani, kukla mı? Yok anneciğim, saçma konuşuyorsun. Başkasını düşünmek mi? Kızımın huzuru bana yeter.
Mutlu olacak mı ki? dedi Feriha, bardağı sertçe duvara fırlatırken.
Düğün mutlu olmadı. Boranın ailesi gelmedi bile, Elifin babası da yeni aldığı daireyle işi kapattı. Aylin, evi baştan aşağı mobilya doldurdu, kızına sormadan halletti. Elifin umurunda bile değildi.
Anne bak! Elbise harika! Bunu istiyorum! ayna karşısında döndü Elif.
İsmi Peri bu elbisenin.
Gelinlikçi kız hemen duvağı gösterdi Ayline, kimin karar vereceğini anlamıştı.
Al işte, işaret gibi Elif! Küçükken peri olmak isterdin ya?
Evet! Şimdi olacağım! Hayatım peri masalı gibi olacak! Her şey güzel olacak!
Olacak dedi Aylin, ince duvak tülünü elinde buruştururken.
Feriha Hanım, nikah salonunda zorla bekledikten sonra taksi çağırdı, ayrıldı.
İyi hissetmiyorum. Bozmayayım mutluluğunuzu. deyip torununu öptü ve arabaya binerken arkada dönüp baktı. Elif, yanında olan Borasıyla güvercin uçurma işareti bekliyordu. Feriha Hanım bir an torununun o ürkek beyaz kuşa benzediğini düşündü; uçup gitmek isteyen, avuçtaki sıkı parmaklardan kurtulmak isteyen kuş gibi
Ne yapabilirim ki Allahım Bundan sonrası? diye fısıldayıp hemen toparlandı Bana güç ver, daha lazım olacak
Evlilik, bir yılı doldurmadan bitti. Elif, kızını doğurduktan bir süre sonra, kocasının yeni sevgilisinin kendisiyle aynı sınıftan olduğunu öğrendi. Karnı burnunda, üniversiteye belge almaya geldiğinde, onları birlikte yakaladı. Sessizce geri çekildi, kapıyı pat diye kapattı. Sınıf camları sarsıldı, yan dersliklerde de kapılar birbirine vurdu.
Ne oldu? dediler.
Dezenfeksiyon lazım. deyip az önce çıktığı sınıfa elini salladı. İçeride koca bir hamam böceği var
Belgelerini aldıktan sonra, babasını arayıp yardım istedi.
Ne yani, kuyruğu kıstırıp kaçıyor musun şimdi? dedi Aylin sertçe Niye adama haddini bildirmedin?
Niye ki anne? Elif annesine soğuk bir bakış attı, kızının kıyafetlerini toplarken.
Çünkü bu senin ailen. Çünkü olması gereken bu.
Doğru mu? Doğru dediğin nedir anne? Birine zarar vermek mi? Ben hep istemeyi bildim, ama hiçbir zaman başkasının istediği nasıl bir şey, düşünmedim
Ne demek o?
Ben gelmeden önceki kadının da belki hayalleri vardı: kocası, çocuğu, huzurlu bir hayat Sonra ben geldim, elinden aldım. Şimdi biri de benden aldı. Doğru bu mu, anne?
Saçmalıyorsun! Bu durumda bile çocuk gibi davranıyorsun!
Hayır anne, büyüdüm artık. Perilik bitti Kanatlar artık taşımıyor. Çok büyüdüm ben
Aylin konuşmaya devam etti ama Elifin aklı başka yerdeydi; hayat nasıl devam edecekti artık?
Feriha Hanım eşyaları toplarken gözyaşları arasından yeni doğan torununun kızına baktı.
Üzülme güzelim! Senin annen güçlüdür. Biz her zaman beraberiz
Aylin, Elifle birlikte taşınmadı. Anahtarını daireye bıraktı. Çiçeklere de bak istedi, ama sonra vazgeçti:
Boşver, kendine dikkat et.
Yıllar sonra Elif, elinden tuttuğu küçük kızıyla parkta yürüyordu. Küçük kız bir öne koşuyordu, bir annesinin elini tutup heyecanlı heyecanlı anlatıyordu; hiç şüphe yok, minik kızı Nisandı.
Anne bak bugün kreşte ne yaptık! diye Nisan sırt çantasından folyo yıldızlı değneği çıkardı. Ay bak, buruşmuş!
Ne o, Nisan?
Sihirli değnek! Perilerdeki gibi fakat biraz yamulmuş.
Ne olmuş yani! Elif yıldızı düzeltti, değneği salladı Hah işte, bak, çalışıyor! Sorun yok!
Gerçekten çalışıyor mu? Nisan gözlerini açarak sordu. Dilek tuttun mu?
Evet, hepimize iyi gelsin, herkes sağlıklı olsun, diye diledim!
Çalışmıyor ama Nisan başını öne eğdi Anneanne hastanede hala.
Yok canım, o artık evde.
Gerçek mi? Nisan parkta sevinçle zıpladı.
Gerçek! Eve gidince bizi karşılayacak.
Ver şimdi ver! Ben de deneyeyim! deyip annesinden değneği kaptı, birkaç kez salladı ve mırıldandı.
Ne tuttun peki?
Söylemem!
Öyle olmaz ki! Elif gülerek kızının dağılmış buklelerini düzeltti, Ben söylemiştim ama
Tamam, bir tekini söylerim. Diğerleri bende kalsın. Çok tuttum çünkü.
İyi hadi, hangisiymiş?
Hep birlikte olalım, hiç ayrılmayalım Nisan kısık sesle söyledi, Elif diz çöküp ona sarıldı.
Nisan Anneannen için mi diledin?
Küçük kız başını salladı.
Bunu bir tek ben söz veremem. Peri değilim ki, çok az birazım sadece. Her şey bizim elimizde değil bu hayatta. Ama birlikte olabildiğimiz sürece olacağız. Ayrıldığımızda da birbirimizi sevmeye devam edeceğiz. Sen anaokuluna, ben işe giderken de birbirimizi hep seviyoruz değil mi? Gün boyu aklımızda olsak da, birlikte olmasak da, sevgimiz yerinde.
Nisan gülümseyerek değneği kaldırdı.
O zaman yeniden dilek tutabilirim değil mi?
Tut tabii, ne istersen!
Anneannen büsbütün iyileşsin, biz de çok uzun uzun beraber olalım. Olur mu anne?
Elif ayağa kalktı, eteğini düzeltti ve ciddiyetle gülümsedi.
Olmaz mı! En güzel dilek bu! Şimdi anneannene de gösterelim sihirli değneğini; onun da bir dileği vardır belki. O gerçek bir peri zaten!
Gerçekten mi!
Hem de, dünyanın en iyisiElif, kızının minik elini tutup birlikte eve doğru yürürken gökyüzünde hafifçe kıpırdanan bulutlara baktı. Havanın hafif serinliği, baharın o belirsiz, umutlu kokusunu taşıyordu. Apartmanın önünde ikisi durup derin bir nefes aldılar. Nisan elindeki değneği heyecanla sallarken birden kapı aralandı, Feriha Hanım gülümseyen yüzüyle eşiğe çıktı. Bastonunu yere hafifçe vurarak onları selamladı.
Hoş geldiniz! dedi sesi titrek ama neşeli.
Nisan koşup boynuna sarıldı, değneği uzattı.
Anneanne, bu sihirli değnek. Bugün senin dileğini gerçekleştirebiliriz!
Feriha Hanım gözlerini parlatan bir kahkaha attı.
Sihirli değnek mi? O zaman ben de dilek tutabilirim demek ki! dedi ve değneği ellerinin arasına aldı. Elif, onların bu anını izlerken içi ısındı, gözleri doldu.
Ne diledin anneanne? diye sordu Nisan, sabırsızca.
Feriha Hanım Elif’le göz göze geldi, gülümsedi.
Benim dileğim sizden yana Hep beraber, birbirimize sevgiyle sarılıp destek olabildiğimiz, hayatta ne olursa olsun ortak hayallerimizi, umutlarımızı hiç kaybetmediğimiz bir ömür İşte en büyük sihir bu bence.
Elif’in gözünden bir damla yaş süzüldü, kimseye fark ettirmeden sildi. Sonra elini annesinin elinin üstüne koydu, kızını da kucakladı. O an, üç nesil kadın, bir arada belki peri değillerdi, ama sevgiyle birbirine bağlıydılar.
Hangi mucize daha büyüktü ki, diye düşündü Elif, paylaştıkları bu anlardan daha büyük bir mutluluk var mıydı hayatta? Dileklerin gerçekleşmesi bazen sihirli değneklerle olmuyordu; bazen bir tebessüm, bazen yalnızca bir sarılmamız, kalbimizin derinliğinden geçen duygular hepimize yetecek kadar güçlüydü.
Nisan değneğini gökyüzüne doğru kaldırıp çılgınca salladı, gülüşmeleri apartman boşluğuna yayıldı. İçerden taze kekin kokusu geliyordu. Hep birlikte kapıdan içeri girerken Elif, içinden usulca fısıldadı: Belki gerçek bir peri değilim, ama kendi masalımı kendim yazabilirim. Ve evin kapısı arkalarından kapanırken, hikâyeleri yeni umutlarla, sevgiyle, hep yanyana, devam etti.




