Yülkin’in İntikamı

Yaseminin İntikamı

Sevgili okurlar, Açık Gün adlı kanalıma ve MAH uygulamasındaki ileti grubuma abone olabilirsiniz, işte link:

Sonbahar yağmuru hüzünle ince ince yağıyor, bir türlü şiddetini arttıramıyor. Yasemin minibüsün camındaki yağmur damlalarına bakarak eve doğru yol alıyor. Yıllardır ev dediği yer ise, o büyük, kalabalık İstanbul; yüksek bir apartmanda kendine ait sıcacık bir stüdyo dairesi. Eskiden ev dediği köyü ise artık sadece anne ve babasının kaldığı, çocukluğunu ve okul yıllarını geçirdiği bir yer artık. Zamanla o pastoral manzaralara alışkanlığını kaybetmiş, şehir yaşamının sert ritmiyle tamamen kentli biri olmuş.

Yasemin, yirmi yedi yaşına geldiğinde az da olsa bir yerlere geldiğiyle gururlanıyor. En başta, Tıp Fakültesini bitirmesiyle, ardından prestijli bir güzellik merkezinde iş bulmuş olmasıyla. Üstelik sürekli kendini geliştiriyor; seminerler, kurslar, işinin gereği olarak sürekli bir faaliyetin içinde.

Bu ziyareti asıl nedeni ise anne-babasının arasındaki tuhaflıkları sezmeye başlaması. Annesini aradığında babası yanında olmuyor, babasını aradığında annesinin nerede olduğu belirsiz bir şekilde geçiştiriliyor.

Anne, sizde neler oluyor? diye soruyor bazen.

Ama Necla Hanım hep kaçamak cevap veriyor: İyiyiz kızım, her şey yolunda, sağlığımız yerinde.

Bölge merkezine kadar uçarak geliyor, oradan köylerine iki saatlik otobüs yolculuğu var. Mesafeler artık gözünde küçülmüş, zaten şehir yaşamında sürekli yolculuk yaptığı için pek uzun gelmiyor.

Minibüs terminale yanaşıyor. Çocukluğundan beri bildiği yere şöyle bir göz gezdiriyor; hiç değişmemiş gibi, sadece karşındaki marketin tabelası farklı, bir de ağaçlar uzamış sanki. Burada yağmur yok, gri bulutların arasından hafifçe güneş yüzünü gösteriyor. Geleceğini haber vermişti ama tam olarak saat verememişti.

Terminalin önünde sıkılmış bir taksici yanaşıyor: Nereye, abla? diyor, bavulunu kaldırıma sürükleyerek.

Zafer Mahallesi, elli iki numara, diyor Yasemin.

İyi bakımlı, ahşap panjurlu geniş ev camlarını açmış, bahçede hala kokulu bir iğde ağacı duruyor, babasının ilkokulu bitirdiğinde diktiği üç kocaman akasya ağacı hala gökyüzüne doğru uzanıyor. Necla Hanım camdan bakınca geldiğini görünce hemen kapıya koşuyor:

Kızım! Necla Hanım gözyaşı ve gülümsemeyle Yasemini sarılıyor.

Anne, tamam, ben de çok özledim ama ağlama lütfen.

Kızım, mutluluktan, üç senedir görmedik birbirimizi!

Yasemin bavulunu kapının kenarına koyup montunu ve botunu çıkarıyor, yorgunlukla kanepeye uzanıyor. Annesi yanına oturup kızını sarıyor. İki dakika kadar hiç konuşmadan bakışıp gülümsüyorlar.

Nihayet Yasemin, Necla Hanımın çekindiği soruyu soruyor: Peki babam nerede, o evde değil mi?

Yemeğini ye, yol yorgunusun, sonra anlatırım, diyor annesi.

Yeni bir masa örtüsü, çiçek desenli bir porselen, daha önce görmediği birtakım tabaklar dikkatini çekiyor Yaseminin. Evin düzeni tanıdık ama artık ona yabancı geliyor; kendisininkiyle kıyaslanınca oldukça demode.

Anne köftesini özlemiş; her zamanki gibi puf puf, leziz mi leziz. Bahçede yetişen domates ve salatalardan oluşan koca bir tabak, peynirli gözleme, envai çeşit salata ve tatlılar

Anne, babam iş seyahatinde mi? Garip davranıyorsun.

Şimdi şehir dışında Aslında uzun zamandır seninle ve babanla bu meseleyi konuşmak istiyorduk. Ama böyle telefonda olmaz ki Sen ya işte, ya seminerde, ya da zamanın yok Kızım, kusura bakma, bundan önce söylemeliydik. Ama babanla karar verdik, biz ayrıldık.

Nasıl yani, ayrıldınız? Yasemin, buz gibi olan çayını bırakıp kalkıyor, ebeveyn yatağının dolabını açıyor ve babasının hiç kıyafeti yok.

Neredeymiş şimdi?

Hadi otur lütfen, bir dinle beni. Olur böyle şeyler kızım, yıllarca evli kalanlar bile ayrılabiliyor. Biz de Vedatla ayrıldık.

Anne, nasıl olur, hiç öyle bir şeyin olacağına inanmıyordum! Çocukluğunda yaptığı gibi dudaklarını büzüp surat asıyor Yasemin.

Ailenin tek çocuğu. İstediği her şey yapılmış, yaz kış yeni bisiklet istermiş mesela. On üç yaşında pahalı bir müzik tesisi istemiş, annesiyle babası yeni buzdolabı için kenara para ayırırken Yasemin bir bakmış, babası ek iş bulmuş, hemen almışlar. Üniversitede de hiç maddi sıkıntı çekmemiş, ne istese hemen olmuş. Tüm bunlara rağmen, parayı harcamayı bildiği için şımarık olmamış.

Siz ayrıldınız, bana söylemediniz

Yeni sayılır kızım, ama uzun zamandır aramız bozuktu. Ama sen bilin diye değerimizi kaybetmedik. Sen bizim canımızsın, baban seni hâlâ çok seviyor.

Nereye gitti şimdi?

Eski annemin evine geçti, orası zaten babandan kalma.

Onunla hemen konuşmam lazım! Yasemin kapıya yöneliyor.

Dur, Vedat şehir dışında, yarın gelir.

Anne, absürt bir şey bu. Babamın başka bir kadını mı var yoksa?

Necla Hanım iç çekiyor: Evet, baban yalnız değil. Çok şaşırtıcı değil, daha genç biriyle.

Kim, tanıyor muyum?

Sen tanımazsın. Komşu köyden biri.

Artık orda mı yaşıyorlar?

Evet, köydeki evde.

Yasemin elleriyle başını tutuyor: Bunu nasıl bu kadar sakin anlatıyorsun! Sanki tavuğunu çalmışlar gibi.

Kızım, takılma bu kadar. Bunu uzun süredir anlamıştım zaten, sorun çıkarmadan ayrıldık. Kendi yollarımıza bakalım.

Sen de çok yufka yüreklisin anne! Eminim kadın senden on yaş küçüktür.

On, tamam yirmi değil…

Fark etmez, ihanet ihanet.

Şimdi, Yasemin, baban seni hep düşündü, kızımla gururumluyum dedi hep. Affet, seninle daha önce konuşmam gerekirdi.

Bak anne, sen yumuşaksın, ben ise hakkımı korurum. İhanet eden uzun süre cezalandırılmalı! Ben babamı görmek istemiyorum, hainlerle ilişkimiz bitti.

Necla Hanım gözleri dolu dolu kızına bakıyor, konuşmamaya karar verip Yaseminin biraz dinlenip yumuşayacağını umuyor.

Gerçekten de biraz yatıp dinlendikten sonra, eşofmanını giyip kapüşonlu ceketini alıyor ve dışarı çıkıyor. Şehir havası yok burada, köyde çocukluk arkadaşlarını ama artık sosyal medyada bile görüşmeye vakit bulmadığı eski dostlarını anımsıyor.

Anne, ben dereye kadar yürüyüş yapacağım.

Hava yine bozulacak, kızım.

Kısa sürer, merak etme.

Babaannesinin, yaşlanmış ama hâlâ sağlam evi hemen kavşağın başında. Kimseye sezdirmeden kapıdan giriyor. Mutfaktan yeni bir kadın sesi, tencerede çorba karıştıran bir kadın; genç değil, ama Yasemine yabancı.

Demek yeni ev sahibesi sensin, bir-iki saniyede süzüyor kadını.

Kadın şaşırarak: Siz Yaseminsiniz herhalde, Vedat fotoğrafınızı göstermişti. Buyurun, diyor.

Fazla sevinmişsin, ama aslında bu ev benim babaannemin evi. Ben kendim gibi geldim say.

Kadın toparlanıyor: Ne olur böyle yapmayın, Vedat çok bekledi sizi. Çay koyayım mıydınız?

Hiç lazım değil bak…

Benim adım İrem, diyor kadın ürkekçe.

Bak şimdi, İrem, topla kıyafetlerini ve burdan çık. Burada işin yok.

Vedat olmadan bir yere gitmem. Size karşı bir yanlışım olmadı.

Ailemizi parçaladın, kaç yıl birlikteydiler, ne güzel anlaşmışlardı!

Sen hiçbir şey bilmiyorsun Yasemin, ben kimsenin düzenini bozmadım…

Bunun üzerine on iki yaşlarında bir çocuk geliyor, annesiyle Yasemine dikkatle bakıyor.

Derman, odana git! diyor İrem.

Biraz gezmek istemiştim.

Hadi, git.

Çocuk meraklı gözlerle Yaseminin yanından geçiyor. Onun mavi gözlerinde ürkeklik ve şaşkınlık var.

Burada oturamayacaksın! diyor Yasemin, çocuk dışarı çıkınca ve kendisi de çıkmak için hazırlanıyor.

Babaannesinin evinden hızlıca çıkıp eve doğru yürüyor. Sonbahar ıslaklığında üşüyerek hızlıca yürüyor. Babamın hediyesi bu mu, babaannenin evinde yabancılar! diye öfkeleniyor.

Babasıyla yüzleşip her şeyi söylemek istiyor, ona yıllardır güvenip ne kadar kandığını söylemek… İremin ise en kısa sürede bu evden gitmesini istiyor. Ama gücünün yetmeyeceğini bilmek onu daha da sinirlendiriyor.

İstanbulda geçen yıllar onda sert bir karakter oluşturmuş, belki de sürekli koşturmaktan. Sabahları erkenden kalkıp işe gitmek, işini savunmak, insanlarla geçinmek zorunda kalmış. Eski köy hayatı ise artık oldukça uzak.

Fakat şimdi, burada, aile sıcaklığının ve o eski duyguların eksikliğini en derinden hissediyor. Annesini ve babasını bir arada görecek olmanın heyecanı var. Boşanmanın travması ise karnına yumruk yemiş gibi oturuyor. O kadar güçlü ve bağımsız olsa da bir anda çocuk gibi çaresiz hissediyor. O an, tek gücü intikam gibi hissettiği için kimin annesinin yerini aldığını görmek istiyor, babasının yeni hayatını gözleriyle görmek istiyor.

Neredeydin, kızım? diyor annesi eve girerken. Yoksa derede mi bu kadar kaldın?

Gittim gördüm, bir şey yok. Bir de yanındaki çocuk var, babam başkasının oğluna bakmak zorunda şimdi.

Necla Hanım şaşkınlık ve endişeyle göğsünü tutuyor, boğazında düğüm varmış gibi.

Neden? diyebiliyor sadece.

Anne! diyor Yasemin, gözleri öfkeyle parlıyor. Sana bu durum hoş mu geliyor? Tam yirmi beş yıl birlikte yaşadınız, hiç mi zor gelmedi? Hiç mi öfken yok? Adil olan bu mu?

Neden kızım, neden? Bunu istemiyorum, herkesin önünde rezillik istemiyorum. Vedat zaten senin için buradaydı, ikimiz de seni çok sevdik sadece. Birbirimize ise alışkanlıktı, gerçek aşk olmamış.

Bunu bilerek mi söylüyorsun anne, onu savunmak için mi?

Yok kızım. Zamanında ben peşinden koştum, seninle hamile olmadığım halde peşinden koşarak evlendim. Seni sevgiyle büyüttük. Ama sen okuyup gidince ortak tek şeyimiz sen kaldın.

Neden benimle konuşmadın hiç? Uzun zamandır büyüğüm artık.

Kızım, en son ne zaman geldin? Hep üzüleceksin diye sustuk. Vedat yeni bir kadının geldiğini söylediğinde içim acıdı ama onu artık zorla tutamazdım. O kadın köyden gelmiş, eski eşi çocuğunu dövmüş, o yüzden Dermanı da getirmiş.

Acındırma beni anne! Sana acıyorum, başka kimseye değil.

Kızım, ne yapalım? Hayat bazen istemediğimiz şekilde gelişiyor. İnsanları affetmek lazım.

Ben hemen böyle kabullenemem, belki hiç. Babamı görmek bile istemem.

Peki beni? Ben olsam? Ben de biriyle tanışsam, yeniden sevilmek istesem?

Tanış anne, ne yapayım, babamı böylesine kolay bıraktıysan.

Belki tanıştım bile. Hatırlıyor musun, senin sınıfta bir Elif vardı?

Tabii Yasemin, arkadaşı Elifi hatırlıyor, hatta çok yakınlardı bir dönem.

Elifi tabii ki hatırlıyorum, uzun zaman sonra gülümsüyor Yasemin. Hep örgülü saçla gezerdik.

Elifin annesi üç yıl önce öldü, şimdi kendi de anne oldu. Babası Ahmet Bey, sana tanıdık gelir. Bazen gelir bana yardım eder…

Anne, ben seni değil, kendimi yargılıyorum aslında. Hep siz bir aradaydınız, çocuğum olunca size getiririm diye hayal ederdim. Şimdi her şey dağıldı, kabullenmek çok zor. Ama büyüdüm, işim gücüm var, biliyorum ki hayat böyle. Arkadaşlarım var, bir sevgilim de var. Ama şimdi siz ayrılınca ona bile güvenemem.

Korkma kızım, her şey iyi olacak. Keşke Elif burada olsaydı da görüşseydiniz. Ama Mersinde teyzesinde şu anda.

Onunla olurdu da babamla görüşmem mümkün değil, beni ikna etmeye çalışma, diyor Yasemin.

Ressam Erhan Telli

Vedatın iş seyahati üç gün daha uzuyor; Yaseminin telefonu çalsa da açmıyor. İçinde bir yerlerde bunun kibir olduğunu bilse de, İremi düşününce yeniden öfke basıyor.

Nihayet babası dönüyor, ilk işi evin önüne, eski Vosvosu çekmek oluyor. Yaseminin gözleri hemen yaşlanmış, saçları açılmış babasını fark ediyor. Gözleri uykusuzluktan kızarmış.

Kızım, konuşmayacak mısın, sarılmayacak mısın babana? diyor gözlerinde yaşla.

Neden? Artık yeni bir ailen var, yeni bir çocuk.

O, İremin oğlu, Derman. Sen ise her zaman benim canım kızım oldun, affet haber veremedim.

Güle güle baba, diyor Yasemin ve odaya kapılarını çekiyor.

Necla Hanımla Vedat ayaküstü birkaç kelime ediyor, Vedat evi terk ediyor.

Yarın İstanbula dönüş. Yasemin, sözde vedalaşmadan, dere kıyısına, çocukluğu ile yüzleşmek için yürüyor. Çabuk çabuk bisiklete binen çocuklara göz gezdiriyor; birinde Dermanı tanıyor. Artık bana ne, diye geçiriyor ve dere yoluna dönüyor.

Birden bağırışlar, sonra korkulu bir çığlık yükseliyor. Yasemin bakıyor; bir çocuk tahta yığınının üzerinde yerde, bisikleti yanında. Koşarak yaklaşıyor. Yaralanan çocuk, İremin oğlu. Gözlerinde korku ve acı var.

Yaralı bacağında bir tahta parçasının açtığı derin bir yara. Ceketini çıkarıp yastık yapıyor, ilk yardımda bulunuyor.

Dayan, her şey yoluna girecek, deyip babasını arıyor. Çabuk gel, çocuk kazada kötü yaralandı! diyor.

Beş dakika sonra Vedatın arabası beliriyor. Üstünde sabahlıkla, saçı dağınık İrem oğlunun yanına koşuyor:

Derman, oğlum!

Hemen arabaya, diyor Yasemin.

Ne yaptın oğluma, diye bağırıyor İrem, korkudan ne yaptığını bilmiyor.

Vedat Dermanı araca alıyor; Yasemin ne yaptığını bilemeden arka koltuğa oturuyor.

İlçe hastanesi sessiz, akşam saatleri. Yasemin panik halde bağırıyor:

Hemşire, hemen doktor lazım!

Doktor ve hemşire, Dermanı sedyenin üstüne yatırıyor. İremle Vedat telaş içinde Dermanın götürüldüğü kapıya bakıyor. Yarası pansuman edilince iyi olacak. Solda da bir burkulma var, ona baksınlar, diyor Yasemin.

İrem taş kesilmiş gibi oturuyor, Vedat ise Yaseminin gözlerinin içine bakarak minnetini sunuyor. Ardından Yasemin eve dönerken, dereye gitmekten vazgeçiyor.

***

Ertesi gün, öğleye doğru, Yasemin ile Necla Hanım terminalde. Güneş yok, gri bulutlar çöküyor gökyüzüne. Yağmur her an başlayacak gibi. Yasemin bir burukluk içinde etrafına bakınıyor; ne düşündüğü geliş, ne de vedası hayal ettiği gibi olmuş.

Köşe başında bir Lada beliriyor. Bir adam ve yanında kucağında bir çocuk, genç bir kadınla birlikte yürüyorlar.

Necla Hanım keyifle: Yetiştik, kızım! Bak, Elif!

Yasemin, hafif kilo almış ama güleryüzlü Elifi tanıyor. Keşke daha fazla vakit olsaydı, diyor Elif. Özlemişim seni!

Yasemin, beni de hatırladın mı? diyor adam, çocuğu tutarak. Ben Ahmet Bey, Elifin babası. Vedatla sizi ilkokula birlikte götürmüştük, tıpkı dün gibi hatırlıyorum.

Evet, tabii ki, gülümsüyor Yasemin, onu hiç unutmadım.

Cep telefonunun numarasını Elife yazarken, Vedatın arabası yaklaşıyor. İçinden Vedat, İrem ve Derman iniyor.

Üçü birden, sessizce bekleyenlerin yanına geliyor. Yasemin Ablacığım, bak, şimdiden yürüyebiliyorum, diyor Derman, sessizliği dağıtıyor.

Hiç şüphem yoktu Derman, çok cesurdun! diyor Yasemin, birden içinde hoş bir sıcaklık dalgası hissediyor. Bana abla de, tamam mı?

Yasemin, kusuruma bakma, diyor İrem mahcup, kızım, oğlum canımdan öte, sen de Vedatın evladı…

Yasemin bir an çevresindeki insanlara bakıyor; anlıyor ki, arası bozuk ya da iyi olsun, burası onun gerçek yuvası, herkes birbirine ait. Minibüs geliyor ve Necla Hanım gözyaşlarını sessizce siliyor.

Tamam Oya, yeter ağlama. Kızın yine gelecek, değil mi? Vedat gözleriyle soruyor Yasemine. Gözleri Vedatınkiyle aynı rengi taşıyor. Bir el Yaseminin omzundan tutuyor, öyle hafifçe öne çekiyor; Vedat ise hemen sarılıp kızını yanağından öpüyor, kucağına alıyor. Yaseminin kolları, iki kuş gibi babasının boynunda birleşiyor.

Yalnızca tekrar gel, olur mu? diyor Vedat. Bağışla beni.

Tabii baba, geleceğim, diyor Yasemin, önce babasına, sonra annesine ve Elife sarılıyor. Bavulu yüklenmiş, otobüs camından herkese son kez bakıyor. O insanlara, yüzlere

Otobüs ağır ağır hareket ediyor. Köyün bozuk asfaltında, onu sevenler gözyaşıyla bekliyor. O anda güneş bulutların arasından çıkıyor ve ışığını bu insanlara, bu otobüse vuruyor, sanki her şey güzel olacak der gibi…

Rate article
Lifequest
Yülkin’in İntikamı