Güner Hanım, yılların yüze zarafet ve içsel bir güç kattığı, yaş aldıkça güzelliği daha da artan bir kadındı.
Beş yıl önce dul kalmıştı. Kaybının acısı zamanla dinmiş, oğlu ve kızı kendi ailelerine dağılmış, altmış yaşını devirmesine rağmen İstanbulda özenle döşediği iki odalı evinde yalnız kalmaya alışmıştı. Yalnızlıktan şikâyetçi değildi; havuza gider, sergilere katılır, çocukluğunda cam vitrinde görüp hayal ettiği Fransız makaronlarını yapmayı öğrenmişti.
Ancak herkes gibi onun da bir dosta, bir sırdaşa ihtiyacı vardı. Sohbet etmek, dertleşmek, havadan sudan konuşmak veya yalnızca birlikte, yanında birinin varlığını hissederek dizi izlemek istiyordu.
Sadık Bey hayatına, eski bir Yeşilçam filminden çıkmış bir karakter gibi girdi. Emekliler için düzenlenen bir çayda tanıştılar. Sadık Bey onu dansa davet etti, üstelik dans sırasında ayağına basmayarak bir ilke imza attı ve gece boyunca Güner Hanıma güzel sözler söyledi, uzun zamandır böyle bir ilgi görmediği için gülerken yanakları tatlı tatlı kızardı.
Sadık Bey 67 yaşındaydı, saçları ak, bakımlı, ütülü gömleğiyle kendine özen gösteren biri olduğu belliydi. Hayatı boyunca mühendislik yapmış, o da eşini kaybetmiş, şimdi ise kızı ve onun ailesiyle yaşıyordu.
Güner Hanım, siz çok zarif bir hanımsınız, dedi bir gün apartmanın önüne kadar onu geçirirken. Sizden artık kalmadı.
Aralarındaki ilişki hızlıca ilerledi; yürüyüşler, kafelerde buluşmalar, dondurma yemeler, uzun telefon konuşmaları Sadık Bey her zaman nazikti, sağlığından şikâyet etmedi, hiç borç istemedi ve bu, Güner Hanım için değerli bir saygı göstergesiydi.
Bir ay sonunda Sadık Bey, heyecanla beklediği, hatta biraz da heyecanlandığı bir davette bulundu: Akşama onu kendi evine, kızıyla tanıştırmaya çağırdı.
Kızım Banu, seni çok merak ediyor, dedi yumuşak bir sesle. Hep senden bahsettim. Gel, aile sıcaklığı içinde bir akşam geçirelim.
Güner Hanım, lisede mezuniyete hazırlanır gibi hazırlandı; kuaföre gitti, elindeki en güzel elbiseyi giydi.
Sadık Beyin evi eski bir apartmanın, yüksek tavanlı ferah bir üç odalı dairesiydiduvarlarda eski kitapların kokusu, tavanlarda alçı süslemeleri, ortamda ise hafif bir gerginlik vardı.
Kapıyı Banu açtı. Otuz yaşlarındaydı ama daha büyük gösteriyordu; kalıplı, keskin bakışlıydısanki bir denetçiymiş gibi misafiri süzdü.
Merhaba, dedi yüzünde gülümseme olmadan. Buyurun içeri. Babam üçüncü saattir kravat seçiyor.
Güner Hanım, sabah pişirdiği böreği ikram etti. Banu ise alırken sanki içinden fare çıkacakmış gibi isteksizdi ve salona geçti.
Masa özenle hazırlanmıştı: kristal bardaklar, çeşitli salatalar, sıcak yemek Her şeyin en iyisi sunulmuş belliydi. Sadık Bey yatak odasından gülerek çıktı ve hemen ev sahibesine ilgi göstermeye başladı:
Güner Hanım, buyurun yanıma oturun. Banucum, lütfen misafirimize biraz Rus salatası koy.
Akşam yemeği başta güzel geçti. Hava, fiyatlar ve güncel olaylar konuşuldu. Banu hep sessizdi, ağır ağır et yerken Güner Hanımı dikkatle inceliyordu.
Bir süre sonra Güner Hanım kendini mezata konmuş bir eşyaymış gibi hissetmeye başladı.
Ana yemekler bitip çaylar döküldükten sonra, Banu çatalı bırakıp, peçeteyle ağzını silip doğrudan sordu:
Güner Hanım, sizin eviniz kaç oda?
Güner Hanım şaşkınlıkla öksürdü, çay yudumunu yutamadı. Soru öyle beklenmedik ve kaba gelmişti ki, sanki mahremiyetine dair bir şey sormuştu genç kadın.
Efendim, anlamadım? dedi, kulaklarına inanamadan.
Evinizkişisel mülk mü? Kaç metre kare, hangi semtte, kaçıncı katta? diye Banu ısrarla sordu.
Sadık Beyin sesi kısılıp, bardağına dikkatle bakmaya başladı, sanki orda olağanüstü bir şeyler oluyormuş gibi saklanıyordu.
İki odalı Kadıköyde. Neden sordunuz ki? Akşam yemeğiyle bunun ne alakası var?
Banu sandalyeye yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu:
Hiç de ilgisiz değil, Güner Hanım. Aramızda aşk filan yok artık, gerçekleri konuşalım. Babama bakacaksanız koşulları bilmem lazım.
Nasıl yani? dedi Güner Hanım, şaşkınlıkla Sadık Bey ve kızına bakarak. Sadık Bey hâlâ masa örtüsündeki desene gözlerini dikmişti.
Babamın bakımı, dedi Banu net şekilde. Ben babamı size emanet etmek istiyorum. Rahatı, güvenliği, hastaneye yakınlığı önemli. Rahat bir semt, diyetine uygun yemek lazım. Sizde sakin bir ortam var.
Güner Hanım fincanı tabağa bıraktı. İnce porselenin çıkardığı ses tüm evde çınladı.
Beni emanet mi ediyorsunuz? dedi yavaşça. Ben kabul etmiş miyim?
Banu gerçekten şaşırmıştı, kaşını kaldırdı:
Nasıl yani? Akşam yemeğine gelmişsiniz, babam sürekli sizden bahsediyor Çift sayılırsınız yani. Birlikte yaşamak mantıklı değil mi?
Bir ay tanışıklık az, ayrıca babanızın neden benim evimde yaşaması gerekiyor? dedi Güner Hanım, kendini tutarak.
Başka nasıl olacak? Biz dört kişiyiz, çocuklar gürültülü. Babam huzur istiyor. Sizde iki oda boş; bana da kolaylık. Eşimle rahat ederim, çocuklar, ödevler derken bana fazla yük oluyordu. Babamın emekli maaşını da size bırakıyorum; kendi ihtiyaçlarını karşılar, size kalır, dedi Banu sanki bir kediyi geçici olarak bırakıyormuş gibi rahatça.
Güner Hanım, Sadık Beye döndü:
Sadık Bey, siz de mi aynı fikirdesiniz? Beni kolili bir eşya gibi devretmek sizi rahatsız etmiyor mu?
Sadık Bey gözlerini kaldırdı. O bakışta öyle bir çaresizlik ve boyun eğmişlik vardı ki, Güner Hanımın içi burkuldu.
Güner Hanım, Banunun iyi niyetinden Biraz endişeli, sadece rahatımız için düşünüyor.
İçinde her şey yıkılmıştı. Oysa bu bir aşk macerasıydı sandı, ilgi ve destek sandı Meğerse bedavadan bakıcı aranıyormuş.
Biliyor musunuz, teşekkür ederim bu akşam için. Salatanız harikaydı, dedi ayağa kalkarak.
Nereye gidiyorsunuz? dedi Banu, çatık kaşla. Daha detayları konuşmadık. Taşınma ne zaman? Eşyası az ama baba koltuğumuz taşınmalı.
Güner Hanım, karşısındakinin babasını sanki eski bir kanepe gibi gözden çıkarmasına bakakaldı.
Banu Hanım, ben hayatımı paylaşacak bir yol arkadaşı arıyorum, başkasının yüklerini sırtlanacak bir bakımevi işletmiyorum, diye sesindeki titizlikle karşılık verdi.
Sadık Beye döndü:
Sizden, kendisine böylesine hükmettiren bir adamdan bana fayda gelmez.
Ama Güner Hanım dedi Sadık Bey ürkekçe, ama Banu onu hemen susturdu.
Otur baba! Olmazsa olur, babamın maaşını başka biri ister, yalnız kadın mı yok sırada? dedi.
Güner Hanım hızlıca koridora geçti, elleri titrerken mantosunun düğmelerini zor ilikledi. Salondan Banunun sesi hâlâ geliyordu:
Dedim size, hepsi böyle. Hem para isterler, hem eğlence. Sorumluluk yok. Baba, ikinci kattaki Güler Teyzeye haber verelim, o göz koymuştu sana.
Güner Hanım yürüyerek Metroya gitti. İçinden şükretti: İyi ki bunları bir akşamda anladım da daha fazla bağlanmadan ayrıldım.
Ev mevzu, büyüklerin söylediği gibi, insanı bozuyor. Herkes kendisi için yaşamak istiyor, anne babasını iyi yere göndermek için uğraşıyor. Kolay, pratik, çıkarına uygun
Ve çoğu insan da korkudan boyun eğiyoryalnız kalmaktan korkuyor çünkü.
Hayatta bazen evet demek kadar, hak ettiğin mutluluğu ve değerini korumak için hayır demek de gerekiyor. Kimse başkasının hayat yükünü taşımak zorunda değil; insan, huzurunu hak eder.
Gerçek mutluluk, başkasının işine gelmesiyle değil, iki tarafın karşılıklı sevgisi ve saygısıyla kurulan ilişkilerde bulunur.




