Köy için bu şok edici bir haberdi: Evinin kardeşi artık onun kocası oldu

Köy için bu, tam anlamıyla sarsıcı bir haberdi: Ayşenin ağabeyi, onun kocası olmuştu. Komşular bile artık selam vermeye çekiniyordu. Evlerini birleştirip etrafını çitle çevirerek bir araya geldiler. Beraber tarlayı ekip biçtiler, hayvanlara baktılar. Fakat Ayşe bir gün camiye gidince, hayatı sonsuza kadar değişti. Kiminin kader yolu pürüzsüz ve huzurluyken, kimisi için taşlı, zorlu ve bilinemezdi; kimin ne yaşayacağını insan kestiremiyor.

Ayşe, annesini hiç hatırlamıyordu. Annesi onu doğururken vefat etmiş. Babası Hasan ise tüm akrabalarından uzakta, küçücük kızıyla yalnız başına kalmıştı. Bazı köy ahalisi Kızı yurda ver bari, tek başına zor diye akıl verse de, Hasan bunu asla kabul etmemişti: Ayşe benim biricik yavrum, hayatımın umudu, tek kanımdan olan evladım derdi.

Her gün yanlarına uğrayan Zarife Teyze vardı; dul kalmış, on üç yaşındaki oğlu Musayı tek başına büyütüyordu. Akşam yemeğini pişirir getirir, Ayşeyi yıkayıp doyurur, bebek ağlayınca kucağında sakinleştirirdi. Ayşe, mavi gözlerini Zarifeye dikip anne diye ilk kelimesini söylediği gün, Zarifenin içini anlamlandıramadığı bir sıcaklık sardı. Hasanın gözlerinden ise küçük yaşta dizilmiş yaşlar süzüldü. Duydun Zarife? Bak, kızım sana anne dedi. Gel, gerçekten annesi ol dedi Hasan, yumuşak bakışlarla ondan bir cevap bekledi.

Zarife ondan on yaş büyüktü. Ama sadece yaş farkı değil, Musanın tepkisi de onu düşündürüyordu. Yine de Musa olgunlukla, Zaten hepimiz uzun zamandır bir aileyiz, öyle değil mi anne? dedi.

Evlerini birleştirip etrafını yeniden düzenlediler. Birlikte ekip biçtiler, hayvanlara baktılar, çocukları sevgiyle büyüttüler, birbirlerine saygıyla davrandılar. Zarifenin gözlerinde mutluluk ışığı eksik olmazdı; yaşça büyük olmasını inkar ettirirdi. Ne yazık ki bu huzurlu aile hayatları, çok uzun sürmedi. Bir gün Hasan atı sularken, ansızın canı yanan hayvan geri tepti ve Hasan yere yıkıldı. Kuvvetli bir karın sancısıyla çığlık attı. Zarife telaşla koşup yetiştiğinde, Hasan acıdan kıvranıyordu. Hemen ambulansı aradılar. Üç gün doktorlar uğraştı, ama Hasanı hayata döndüremediler

Kırka varmadan, Zarife ikinci kez dul kaldı. Musa ise inşaat okuyan bir liseye yerleştirildi; yurtta kalacak, yemek derdi olmayacaktı, bu da onlar için önemliydi çünkü Zarifenin elinde küçük Ayşe kalmıştı.

Musa, maaşından Ayşeye mutlaka bir küçük hediye alırdı. Ayşe, onu uzaktan görür görmez koşar, Abi geldi! diye sevinirdi. Günlerden bir gün Musa ona bir oyuncak bebek getirdi. Ayşe hemen kucağına oturup: Teşekkür ederim, baba dedi. Zarifenin içi burkuldu, Musa ise çok şaşırdı. Boş ver oğlum, Ayşe babasının fotoğraflarına baka baka, seni ona benzetiyor sanırım. Zamanla unutacak, dedi Zarife.

Ama Ayşe sonraki günlerde de ona baba demeyi sürdürdü. Artık herkes bu hitaba alıştı, kimse garipsemedi.

Musa okulu bitirince askere gitti, döndüğünde iyice olgun, yakışıklı bir genç olmuştu. Zarife Artık evlenecek, eve bir gelin getirse de rahatlasam diyordu. Yıllar geçti, Musa ise kızlara ilgi göstermez, kulübe gitmezdi. İşten eve gelir, evde tamir, onarım yapar, sürekli bir şeylerle uğraşırdı. Ayşenin iyiliği için çalışıyorum, maşallah büyüdü de güzelleşti. Yakında Allahın izniyle, dünürler kapımızı çalar derdi.

Sonbaharda, Zarife bir gün tarlada patates toplarken bayıldı. Başta yorgunluğa verdi, ama ertesi gün yataktan kalkamadı. Baş dönmesi, mide bulantısı, ayakta duramamak… Musa panik içinde annesini şehirdeki hastaneye götürdü. Doktorların teşhisi yıkıcıydı: Zarifenin beyninde tümör vardı. Bence annenizi eve götürün, son günlerini yuvasında geçirsin dedi doktor.

Zarife her gün biraz daha eridi. Geceleri ve gündüzleri Ayşe bir an olsun başucundan ayrılmadı. Sessizce ağlar, tatlı annesi olmadan hayatın nasıl olacağını düşünüp içi daralırdı.

Son nefesinden önce Zarife, Ayşeyi dışarı çıkarıp Musa ile yalnız konuşmak istedi. Oğlum, Ayşeyi asla yalnız bırakma. Aslında siz kan bağınızdan yok, bunu biliyorsun. Başka kimin yanında bu kadar mutlu olabilir ki? Sen de ancak onunla, diye fısıldadı ilk kez. Cenazeden sonra Musa, annesinin bu sözlerini hep düşündü. Zamanla anladı ki, Zarife son isteği olarak Ayşe ile evlenmesini istemişti. Ama nasıl olurdu? Ona hem abi, hem baba olmuştu; şimdi bir de eşi mi olacaktı? Yok, annesinin bu isteğine güç yetiremeyeceğini düşündü.

Musa kendi evine taşındı, orada yine her şeyi kafasına göre kurdu. Ayşe ise bu yeni duruma anlam veremiyordu. Ne oldu da Musa onu aramaz, sormaz olmuştu? Onun neşesini, sesini, sohbetini özlemişti çoktan. Bir gün işten eve geldiğinde, Musanın iyice ondan uzaklaştığını gördü ve neredeyse bayılacaktı.

Bir defasında Ayşe işyerinden prim alınca, marketten pasta, şampanya alıp doğru Musaya gitti. Kapıda ışıl ışıl Bak Musa, ilk primimi kutlayalım mı? dedi. Yanakları al al olmuş, kalbi deli gibi çarpıyordu.

Musa sanki donmuştu, gözlerini Ayşeden alamıyor, kelime çıkmıyordu ağzından. Şimdi şüpheye yer bırakmaksızın ona aşık olduğunu biliyordu. Demek ki annesi bunu hissetmişti

Uzun bir sessizlik oldu. Söz sırası Ayşedeydi; kelimeleri uzatarak, sıkça duraksayarak, Biliyorum doğru değil, günah diyen çok olur, ama ben seni seviyorum. Başkasını istemem dedi Ayşe.

Pazar günü Ayşe camiye gidip imama durumu anlattı. Hoca, dikkatle dinledikten sonra Aranızda kan bağı yok, evlenmenizde sakınca yok deyip nikahlarına onay verdi.

Böylece hem kardeşim, hem babam dediğim Musa, kocam oldu. O günden bu yana tam otuz yıl geçti. İki oğlan büyüttük, şimdi dört torunumuzla hayatın tadını çıkarıyoruz. İnsanlar neler neler söyledi. Ama biz, eğer yürekte sevgi varsa sabır göstermeyi, el alem ne der diye düşünmeden aşkımıza sahip çıkmayı öğrenmemiz gerektiğini anladık. Gerçek sevgi zamanla solmuyor, yeter ki sabredip kalbini açık tutmayı bil

Şunu çok iyi öğrendim ki, annelerin kalbi evlat için hata yapmaz; evladına güzel bir kader dilerken, duaları mutlaka kabul olur.

Rate article
Lifequest
Köy için bu şok edici bir haberdi: Evinin kardeşi artık onun kocası oldu