Düğünden bir gün önce… Başkaları için bu söz; gelin buketlerinin kokusu, kahkahalar ve hazırlıkların heyecanını çağrıştırır. Benim içinse tüm anlamı değişti: O akşam bana birilerinin mutluluğumu tek bir kararla elimden alabileceğini öğretmeye kalktılar.
Eski odamda, Egenin küçük bir kasabasında gece yatağımda uyuyamadan uzanıyordum. Penceremin dışında hayat yavaş yavaş sessizliğe bürünüyordu. Sahildeki küçük caminin karşısında Türk bayrağı hafifçe dalgalanıyordusabah orada evet diyecektik. Gelinliğim dolapta asılıydı, damadımız çoktan kasabaya varmıştı, iki aile de yarınki fotoğraflarda gülümsemeye ve kusursuz bir aile tablosu çizmeye hazırdı.
Ama gece iki sularında koridordan gelen fısıltılarla gözümü açtım. Lambayı açmamla birlikte içimi kötü bir his sardı. Çekmecelerdeki gelinlik kılıfları sarkmıştı. İlkini açtım, göğüs kısmı muntazamca kesilmişti. Diğerini açtım, yırtılmış. Sonraki, artık sadece bir parça kumaş halindeydi. Dördüncüsüne geldiğimde ise nefesim daralmıştı. Ayaklarımın ucunda dantel ve saten, paramparça, sanki sadece bir kıyafeti değil, hayalimdeki günü de küçültmek istemişler.
Ne bir açıklama, ne bir tesadüf: Sanki o gece bana sessizce senin seçiminin bir önemi yok demek istediler.
Her yer ölüm sessiz. Evde çıt çıkmıyor.
Kapıda babam belirdi. Arkasında annem. Biraz geride ağabeyim vardı, o yüz ifadesini iyi bilirim: Kendisinden çok emin, doğru tarafta olduğuna inanan bir bakış.
Babam kısa ve kesin bir sesle, adeta bir hüküm gibi konuştu: Bunu hak ettin. Düğün yok.
O an gerçekten yıkıldım. Yerin dibine çöktümyetişkin bir kadın gibi değil, tekrar tekrar kendi isteklerinin değersizliğini öğrenen bir kız çocuğu gibi. Sanki ne kadar uğraşsam da, onların hayatında bir seçeneğim yoktu, benim sevincim hep başkalarının eline bakıyordu.
Ama gece üçle dört arası, içimde bir şey kıpırdadıbunu, herhangi bir öfkeden ya da intikamdan öte bir berraklık izledi: Madem kim olduğumu bu kadar görmek istiyorlar, o halde gerçeğimi göstereceğim. Onların biçmeye çalıştığı kalıpta değil, yıllar içinde kendi kazandığım kimlikle; onaylarını, desteklerini, sevgilerini çoğu zaman almadan inşa ettiğim hayatımla.
Bazen en büyük cevabı sessizce vermek gerek. Seni aşağılamak istedikleri yere; ama kendi seçtiğin halinde yürüyerek gitmek yeterli.
Arabaya atladım ve gecenin karanlığında İzmirdeki askeri üsse doğru sürdüm. Henüz tan yeri ağarmaya başlamıştı, bayrağın altında bana kimse dokunamazdı. Elbise kılıfından kendi sahibi olduğum şeyi çıkardım: Deniz Kuvvetleri tören üniformamı.
Her madalyası gösteriş için değil, aşılmış zorlukların, sıkı disiplinin ve başarının nişanesi. Her düğmesi, her çizgisi hak edilmiş. Omuzlarımda ise güne ilk ışığını yansıtan yıldızlar… Burası, başka kimsenin sormadığı, mutlu olmadığı, anlamaya bile çalışmadığı gerçek hayatım.
Küçük caminin önüne park ettiğimde davetliler çoktan avludaydı. Sohbetler yarıda kesildi, herkes dönüp bana baktı. Sanki bir anda herkes omuzlarını düzeltti, kendileri bile niye olduğunu bilmeden. Kayınvalidemin gözleri doldu. Aralıkta duran yaşlı bir emekli subay, beni ilk bakışta tanıdı; bakışında göremediğim kadar saygı vardıömrüm boyunca ailemin bana göstermediği bir saygı.
O an evdeki sessizlik buz gibi değildi, odaklanmıştı.
Kimse ne giydi diye bakmıyordu, herkes doğru yolu görüyordu.
Hayatımda ilk defa, zor kız değil, kendi günümde kendi yerimi alabilen bir insan olduğumu hissettim.
Caminin kapıları açıldı. Yalnız girdim. Adımlarım taş zeminde yankılandı. Her yankı Buradayım. Silemiyorsunuz. Varlığım iptal olmadı, diyordu.
Sessizliği ilk bozan ağabeyim oldu. Sesi hafif ama duyulacak kadar netti: Allah Allah… şuradaki madalyalara bakın!
Annemle babam bembeyaz kesildiler. O ifadede ilk kez yıllardır beklediğim şeyi gördüm: Beni ilk defa bütün olarak gördüler. Haddini bilmesi gereken kızı değil, yerini bilmesi gereken evlatı değil; büyümüş, kim olduğu üzerinde hakkı olan bir kadını.
Caminin ortasında durdum ve birden fark ettim: Burada, şimdi, boşluktaki tek seçenek bana ait. Bu günü onların zalimliğine mi bırakacağım, yoksa kendi cesaretimle mi dolduracağım?
Ben cesareti seçtim. Yüksek perdeden bağırarak, kavga çıkararak değil; dimdik, nefesim düzgün, kendime ve bana kalbini açan insana saygıyla.
Sonunda şunu öğrendim: Yakınlarımız bizi bazen güçsüz olduğumuz için değil, özgürlüğümüz onları korkuttuğu için kırmaya çalışıyor. Ama asıl kazandıklarımız olan onurumuzu, emeğimizi, karakterimizi hiç kimsenin makası ikiye ayıramaz. O gün o küçük camide hayatımda ilk kez şunu anladım: Hayatımı onlar değil, kendi adımlarım belirleyecek.




