Kiralık Sahibinden Dairem

Dairem Kiralık

Hande Demir, evlendikten sonra soyadı Yıldırım olan Hande, her zaman hayatta en korkunç şeyin güzel bir şeyin sessizce başlayıp, aynı sessizlikle ama kaçınılmaz şekilde bitmesi olduğuna inanırdı. Pencere önümdeki çiçekler gibi; suluyor, ilgileniyor görünürsün, ama bir gün bakarsın yapraklar sararmış, kurtuluş yoktur.

Bu kokuyu daha apartman boşluğunda hissetmişti.

Yoğun, ağır, tatlı-pudralı… Rebul Lavanda. Hande bu kokuyu başka hiçbir şeyle karıştırmazdı çünkü kayınvalidesi Gülseren Hanımın evine ne zaman gitseler, aynen böyle kokardı. Koku kıyafetlere, saça, hafızaya sinerdi.

Hande, anahtarı elinde, kendi kapısında durakladı.

Saat dört. İşten erken çıkmıştı. Muhasebeden Sevil Hanım, onu solgun bulmuş ve eve gitmesini söylemişti. Sabah beri başı ağrıyordu, biri kafasına çemberle baskı uygularcasına sıkıyordu sanki. Hande bir ağrı kesici içip kanepeye uzanmak istemişti.

Ama koku başka bir şey söylüyordu.

Kapıyı açtı.

Antrede, üzerine BEKO yazan üç tane buzdolabı kutusu vardı. Büyükçe kutular. Birinin ağzı koli bandıyla kapatılmıştı. Diğer ikisinde ise üstleri gazete kağıdıyla örtülmüş eşyalar vardı.

Mutfaktan, tabağın tıpırtısı, eşyalara dokunulan sesler, ve alçak sesli mırıldanmalar geliyordu.

***

Gülseren Hanım? dedi Hande, yerinden kıpırdamadan. Bu ne demek oluyor?

Sesler durdu. Ardından mutfak kapısından kayınvalidesi çıktı. 57 yaşında, iri yapılı, diri bir kadın. Ev önlüğünü açık gri takımı üzerine geçirmiş, saçları toplu, elleri eldivenliydi. Yüzündeki ifade ciddi, hatta biraz da sade bir anı kutluyormuş gibi.

Handeciğim, dedi Gülseren Hanım, bir hemşire-sakinliğiyle, sanki kötü bir haber verip ama iyiliğin için demek ister gibi. Erken geldin. Kendini kötü mü hissediyorsun?

Burada ne oluyor? dedi Hande, kapının eşiğinden ayrılmadan.

Telaş yapma, Gülseren Hanım eldivenlerini çıkarttı, özenle birinin üzerine ötekini koydu. Sizin için, senin ve Umutun için uğraşıyorum. Gel, otur, anlatayım.

Ayakta dinliyorum, açıklayın.

Kayınvalidesi gözlerini bir an kıstı. Bu, her dediği koşulsuz yerine getirilmeye alışmış birinin tepkisiydi. Gülseren Hanım yıllarca Bakırköy Devlet Hastanesinde başhemşirelik yapmış, ona hayır denmemişti.

Peki, eliyle mutfağı gösterdi. Gel, en azından ayakta dinleme. Çay koyayım.

Çay istemiyorum. Kutularda ne var?

Gülseren Hanım, başkalarının kaprislerinden sıkılan birinin iç çekişiyle yaklaştı soruya.

Tabak çanaklarım, tencerelerim. Birkaç tava. Kristal bardakları baloncuklu naylona sardım, merak etme. Tabaklar şimdilik yerinde kalacak, kiracılara bırakırız.

Hande, bu cümleyi tam olarak duymuştu. Kiracılara bırakırız. Bu sözcük midesine oturdu.

Hangi kiracılara? dedi, sesi düz.

Kiracı buldum, dedi Gülseren Hanım, güzel bir haber verir gibi memnun bir ifadeyle. Genç bir çift, beş yaşında bir çocukları var. Adam inşaatta çalışıyor, kadın evde. Düzgün insanlar, görüştüm, araştırdım. Cuma günü taşınıyorlar.

Cuma? Bugün salı.

Üç gün, evet. Kapora işini hallettik bile. İlk ve son ay peşin verecekler.

Hande çantasını kapının yanında bir rafa bıraktı. Montunun fermuarını açtı, askıya astı. Her hareketi zorla yapıyordu; başı hala baskılıydı, ama şimdi bir de elleri buz kesilmişti.

Gülseren Hanım, dedi sonunda. Umutla bu konuyu konuştunuz mu?

Tabii ki konuştum. Zaten üç ay önce birlikte konuşmuştuk. Umut işinde prim alamayınca ben demiştim; evi kiraya verelim, siz bana gelin, para biriktirirsiniz. Mantıklı olan bu.

O zaman anlaşmamıştık, Hande başını salladı. Ben istemediğimi net söyledim.

Sen “düşüneceğim” demiştin, kayınvalidesi yumuşakça düzeltti.

Hayır, net istemiyorum dedim. Umut tartışmayalım dedi, sustum. Susmam, kabulüm sayılmaz.

Gülseren Hanım ellerini göğsünde birleştirdi. Bu onun kararım kesin haline geldiğinin işaretiydi.

Hande, sen akıllı bir kızsın. Muhasebecisin, hesap kitap bilirsin. Hesaplayalım, her ay mortgagea (konut kredisini) ne kadar ödüyorsunuz?

Bu sizi ilgilendirmez.

Hande…

Hayır, dedi Hande sakinlikle. Bizi, ailemizi ilgilendirir, sizi değil.

Koridorda sessizlik oldu. Mutfak penceresinden dışarıdaki yolun sesi geliyordu. Aşağıda, Bağdat Caddesinde tramvay gidiyordu.

Tabii ki fikrin olabilir, dedi Gülseren Hanım sonunda, sesi metalik sertliğe kaydı. Ama aile sadece sen değilsin. Umut da var. O kabul etti.

Umutu arayacağım, dedi Hande ve telefonunu çıkardı.

***

Umut üçüncüde açtı. Arkada fabrika sesi, kısık konuşmalar vardı.

Hande, ne oldu? Erken geldin?

Umut, annen evi kutuluyor. Kiracı bulmuş. Cuma günü taşınacaklarmış.

Bir anlık sessizlik.

Hande, sana kendim söyleyecektim…

Haberin var mıydı?

Dün gece annem aradı, buldum dedi. Ben sizin konuşacağınızı düşündüm…

Umut, Hande sırtını duvara yasladı. Senin haberin vardı ve bana tek kelime etmedin. Eve geliyorum ve kutulanmış bir salon buluyorum. Farkında mısın bu ne demek?

Üzgünüm Hande, ama…

Eve gel. Hemen.

Altıda toplantım var…

Umut. Şimdi gel.

Yarım saat sonra geldi. Hande o sırada mutfakta soğumuş bir çayla oturuyordu. Gülseren Hanım salonda, Yanık bir cam biblo yerleştiriyordu, geçen yıl Kadıköyden getirmişti.

Umut, uzun boylu, buğday tenli, hafif dalgalı saçlıydı. Son zamanlarda yüzünde hep biraz mahçup bir ifade vardı. Bir otomotiv fabrikasında mühendis olarak çalışıyordu. Hande hep yoğunluğuna tolerans gösterirdi ama bugün yoktu.

Hande, dedi mutfağın kapısından.

Otur.

Karşısına geçti. Hande çayını elinden bıraktı.

Bana şunu anlat, dedi, Nasıl oluyor da benim evimle ilgili kararlar bana danışılmadan alınıyor?

Karar alınmadı, sesi açılır gibi oldu, Annem fırsat buldu. Ben sizin konuşacağınızı sandım…

Konuştuk. O kutuluyor. Bu mu fırsat?

Hande, durumumuzu anlamıyorsun…

Açıkla.

Prim gidince, her ay eksideyiz. Kredi, faturalar, market… Arabaya kredi ödemem var. Baş edemiyoruz.

Hande dinliyordu; bu gerçekti. Bir süredir harcamaları kısıtlama ihtiyacı oluşmuştu. Ama bir facia yoktu. Kendinin Bahadır Finansta işi vardı, sorun çözülecek gibiydi.

Yılbaşını erteleyelim, spor salonunu bırak diyordum, hatırlıyor musun?

Hatırlıyorum.

Yeterdi.

Annem yetmeyecek dedi.

Sen?

Bir süre sessizlik oldu.

Umut, Hande yaklaştı, Bu ev kimin?

Resmi olarak senin üstüne, ama aileyiz biz…

Öyle değil. Babam hediye etti. Evlilikten üç ay önce, kendi malım. Kanunda da öyle. Ne sen, ne annen, ben yazılı izin vermeden kimse kiraya veremez. Bunun farkında mısın?

Umut, bunu hiç düşünmemiş gibi bakıyordu.

Hande, karakolluk olacak halimiz yok…

Bu karakol değil, Umut. Annenin kendisine ait olmayan bir şeye karar vermesine ve senin sessiz kalmana itirazım var. Neden?

Salondan adım sesi geldi. Gülseren Hanım mutfağa girdi. Bunu bekliyordu Hande.

Umut, geldin. Güzel, anlat Handeye, bu mantıklı bir karar. O galiba durumu anlamıyor.

Anne, bir dakika… dedi Umut.

Neyi bekleyeceğiz? Gülseren Hanım mutfakta pencerenin önüne dikildi. Kiracılar cevap bekliyor. Yok dersek giderler, başka bulamayız.

Benim cevabım hayır, dedi Hande. Evi kiralamayacağım. Size taşınmayacağım. Son kararım.

Gülseren Hanım ona uzun uzun baktı, sonra oğluna döndü.

Umut, duydun mu?

Anne, belki de…

Umut! Sesi sertleşti. Üç gündür uğraşıyorum, izleme, anlaşma… Hepsi boşa mı gitsin, sadece inat nedeniyle?

Onun inatı değil, Umut kısık sesle, …Hande, açıklayabilir misin?

Hande kalktı, kupasını lavaboya koydu, döndü.

Yarın görüşme olmayacak, dedi. Kiracılar taşınmayacak. Israr ederseniz, onlarla bizzat konuşacağım. İyi geceler.

Odasına geçti, kapıyı sessizce kapattı.

***

Gece iyi geçmedi. Umut saat on gibi geldi, arada çok az konuştular. Karşılıklı uzak, birbirlerine dokunmadan yattılar. Hande, babasının küçükken söylediği sözü hatırladı: Bir sorunu çözmek istiyorsan, uzaklaşıp bak. Yakınken hep daha büyük gözükür.

Babası dört yıl önce vefat etmişti, bu evi de ona bırakmıştı. Hep anlamıştı: Bu ev, bir maldan çok onun için bir koruma duvarıydı.

O sığınak şimdi kutulardaydı.

Aslında, kutular vardı; kabuklar sadece eşya içindi. Sığınak hissi ise belgelerdi. Evraklar, salondaki küçük dolapta mavi bir dosyada duruyordu. Tapu, hediye sözleşmesi, hepsi noter kaşeli.

Hande, sabah kiracıların geleceğini biliyordu. Tıpkı sabah kalkıp kahve yapacağını bildiği gibi. Gülseren Hanım kolay pes etmezdi.

Hande başarabilirdi.

Ama ancak anlamı olan yere kadar.

Burada direnmemek için bir sebep yoktu.

Yanında, Umut az kıpırdadı, Hande bakmadı. Yatağın iki ucunda, yeni yıl ağacını birlikte kurdukları bu evde, iki anahtar, bir hayat paylaştılar.

Hande biliyordu: aşk yalnız her şey güzelken değildir. Yanında yatan ve sessiz kalan kişi aslında neyi seçmiştir?

Bilmiyordu.

Kutulardan daha beteri buydu.

***

Sabah, Hande saat yedi gibi kalktı. Umut uyuyordu. Kahve yaptı, pencere önünde ayakta içti. Martta Suadiye hep kirli olurdu; kar kara değil, asfalt nemli, ağaçlar gri.

Başı iyiydi, şükretti.

Dolabı açtı, mavi dosyayı eline aldı. Masaya koydu, belgeleri gözden geçirdi: tapu, hibeyle ilgili sözleşme, noter onaylı. Her şey tamamdı.

Dosyayı kaldırıp yerine koydu.

Saat dokuz buçukta, annesi Nermin Hanım aradı, Yalovadan. Açmakta tereddüt etti çünkü sesi titrerse dayanamazdı.

Kızım, iyi misin?

İyiyim anne.

Sesin iyi gelmiyor.

Bir şey yok.

Bir an durdu.

Umut az önce aradı, kayınvaliden mevzusu var galiba?

Hande gözlerini kapadı.

Evet.

Çok üzgün, ne yapacağını bilmiyor.

Anne, tarafını seçmek zorunda.

Hande, kötü insan değil ki… Otuz yıl sadece annesiyle yaşadı, değişmez kolay kolay.

Biliyorum.

Dayanabiliyor musun?

Dayanıyorum.

İhtiyacın olursa gelirim.

Handenin boğazı düğümlendi.

Gerek yok anne, hallederim.

Tamam. Unutma: ev senin. Nokta.

Biliyorum.

Koydu telefonu. Umut salondan geçti, kahve aldı. Hande kitabı elinde, pencere önünde durmuştu, okumuyordu.

Hande, dedi Umut.

Evet.

Annem aradı. On iki gibi kiracılarla gelecekmiş, evi gezdirecekmiş.

Duydum dünkü konuşmayı.

Belki bir bakarsın, konuşursun… Seversin…

Hande camdan döndü.

Şimdi benden, hiç tanımadığım insanlara, bana danışılmadan anlaşılmış bir kira teklifine evet dememi mi bekliyorsun?

Sadece… Annem çok uğraştı.

Umut, Hande çok sakin, kırgınlık tonu olmadan, Farkında mısın? Ben uğraştım ya da biz anlaştık yok. Hep annem. Burası onun evi mi? Onun kararı mı?

Umut kupayı bıraktı, alnını ovuşturdu.

Annemi kırmadan bunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum.

Beni kırmak serbest mi?

Cevap yoktu.

Hande kitaba döndü, ama okuyamıyordu. Bir şeye tutunmak istiyordu.

***

Saat on iki buçukta geldiler.

Hande, zilin sesiyle irkildi. Sonra apartman girişindeki Gülseren Hanımın kendine güvenen, ev sahibi sesi. Asansör sesi.

Umut balkon kapısında, Hande salonda oturuyordu. Mavi dosya vitrindeydi.

Zil tekrarlandı.

Umut kapıya gidecekti.

Dur, dedi Hande.

Bakışları, hembilinç, hem rahatlama, hem de belirsiz bir minnettarlığı bir aradaydı.

Zil tekrarlandı.

Hande kalktı, hole geçti, kapıyı açtı.

Gülseren Hanım en iyi siyah paltosunu giymişti. Arkasında bir çift; otuzlarında, adam montlu, kadının kırmızı şişme montu vardı. Beş yaşlarında, kulaklı bir bere takmış bir çocukları vardı. Küçük çocuk Handeye ciddiyetle baktı.

Handeciğim! Gülseren Hanım ilk girip, tanıştırdı. Bu Ahmet ve Elif. Gayet düzgün aile. Ahmet inşaatta, Elif Mertle ilgileniyor.

Merhaba, dedi Elif mahcupça. Habersiz geldik, özür…

Sorun değil, buyurun, dedi Hande düz bir tonda.

Hepsi içeriye geçti.

Umut evde mi? sormadan.

Salonda.

Harika, Ahmet, gel, göstereyim. Salon iki cepheli, çok avantajlı. Metro dibimizde, Bağdat Caddesi…

Burası kendi eviymiş gibi gezdiriyordu. Tavandan, elektrikten dahi bahsediyordu. Hande arkalarından salona geçti.

Salonda Umut, balkonda duruyordu. Konuklara başıyla selam verdi, yüzü mahcuptu.

Görüyorsunuz, dedi Gülseren Hanım, salon yirmi metre kare, yatak odası on sekiz, mutfak dokuz ama kullanışlı. Fırın yeni, Hande geçen sene aldı…

Ahmet etrafı inceliyordu. Elif oğlunun elini bırakmadı. Hande vitrin kenarına geçti.

Fiyata gelince, ben elli beş bin TL demiştim…

Bir dakika.

Handenin sesi sakindi. Vitrinden mavi dosyayı çıkardı.

Herkes ona baktı.

Ahmet Bey, Elif Hanım, dedi Hande. Karar vermeden önce size bir belge göstermek istiyorum.

Dosyadan iki evrak çıkardı, çifte uzattı.

Bu tapu senedi. Mal Sahibi kısmına bakar mısınız?

Elif okudu, sonra Handeye döndü.

Hande Demir… okundu.

Kızlık soyadım. Bu benim. Hande ikinci belgeyi çıkardı. Hibeye dair sözleşme, babamdan bana iki yıl önce verilmiş. Tek mülkiyet sahibi benim. Kocamın ya da kayınvalidemin yasal bir hakkı yok.

Elif belgeyi Ahmete uzattı.

Hande, yaptığın mantıksız, diye araya girdi Gülseren Hanım.

Kiralama için ev sahibinin yazılı onayı gerekir. Onay yok. Sözleşme yok. Bu evde kiracı olursanız, hukuken burada kalamazsınız. Size söylüyorum şimdi.

Ahmet önce evrağı, sonra Handenin suratını inceledi. Çocuk annesine bir şeyler fısıldadı.

Bize böyle denmedi, dedi Elif kısık sesle. Ev sahibi onay verdi diye gösterildi

Ev sahibi karşınızda, dedi Hande. İzin vermiyorum.

Sessiz bir an geçti.

Anladık, kusura bakmayın, dedi Ahmet. Belgeyi geri verdi.

Hayır! dedi Gülseren Hanım bir adım atıp. Sesi farklıydı, bu gerçek sesi olmalıydı. Ahmet Bey, lütfen bekleyin, izah edeceğim.

Gülseren Hanım, dedi Umut, sessiz ama kesin. Adamlar gidiyor.

Ne?

Gidiyorlar. Ev Handenin. Bunu baştan söylemem gerekirdi.

Yoğun bir sessizlik oldu.

Elif oğlunun elini tuttu. Ahmet başıyla Handeye selam verdi, çıkarak kapıdan ayrıldılar.

Evde üç kişi kaldı.

***

Gülseren Hanım oğluna uzun uzun baktı. Hande mavi dosyayı sıkıca tuttu.

Umut, farkında mısın ne yaptın?

Evet, anne.

Onun tarafını tuttun…

Doğrusunu yaptım.

Doğru, dedi Gülseren Hanım, tiksinerek, Ben yanlış mıyım?

Bu konuda, evet, anne.

Ben bütün ömrümü sana adadım! Tek başıma büyüttüm. Baban çekip gittiğinde altı yaşındaydın. İki işte çalıştım, kendimden geçtim…

Biliyorum.

BİLİYOR MUSUN? Ben sadece sizin rahatınızı düşündüm! Ben buldum, ben uğraştım…

Bize sormadan, dedi Umut. Ev sahibine sormadan.

Ev sahibine… Siz evli değil misiniz? Bu ev ortak değil mi?

Kayınvalide Hanım, dedi Hande sakinlikle. Para meselesini Umutla konuşurum. Sizinle değil. Ama baskı veya dayatmayla hiç değil.

Dayatma! Duyuyor musun? Yardım etmeye çalıştım!

İnandığıma eminim. Ama istenmeyen yardıma müdahale denir. Yardım değil.

Müdahale! Devre dışı! Duydun mu Umut, bana müdahale dedi!

Artık doğrudan Hande ile konuşmayacaktı, bunu anladılar.

Karar ver, Umut. Anne mi dinleyeceksin, yoksa bana müdahale diyen kadın mı kalacaksın!? Seç!

Hande kımıldamadı. Umut salonda, seçtikleri perdelerin, birlikte taktıkları kitaplığın, çerçevede duran nikah fotoğrafının arasında durdu.

Kalıyorum, dedi.

Ne?

Evde kalıyorum. Handeyle. Anne, ben seni çok seviyorum ama böyle yapamazsın. Bu doğru değil.

Doğru değil mi?

Hayır. Önceden haber vermeden eve gelemezsin. Benim olmayan şeyi kiraya veremezsin.

Bunu söylerken çok zorlandığı belliydi.

Gülseren Hanım, paltoyu giydi, düğmeleri özenle ilikledi, çantasını aldı.

Çok pişman olacaksın, dedi kısık sesle, tehdit değil, bir kehanet gibi.

Belki, dedi Umut. Ama doğru olanı yapıyorum.

Hole çıktı. Hande yerinden oynamadı. Kapı bu kez hızlıca kapandı.

Sonra sessizlik.

***

Salonda kaldılar. Umut balkonda, Hande vitrinde, mavi dosya elinde. Bir koli köşede, diğer ikisi vestiyerde duruyordu.

Dışarıda yine mart karı; soğuk ve puslu.

Hande dosyayı yerine koydu, kanepeye geçti. Umut biraz durdu, sonra yanına geldi. Pek yakın değil.

Hande, dedi.

Bekle, dedi o.

Bir süre sustular. Hande, yamuk duran kitaplığa baktı. Umut ellerine.

Anneme dün hayır demeliydim. Demedim.

Niye?

Umut uzun süre cevap veremedi.

Hayır demesi çok zor. Küçüklüğümden beri böyle… Bir şey isteyince hayır deyince susup bakar, ölür gibi. O bakışa dayanamadım hiçbir zaman. Evet demek daha kolay.

Anlıyorum, dedi Hande. Zor olduğunu biliyorum, ama sen altı yaşında değilsin artık.

Biliyorum, bugün… Bilmiyorum, doğru mu yaptım. Ama o benim annem.

Yine annen olarak kalacak.

Kırılır uzun süre.

Evet, olacak.

Başını salladı, alnını ovuşturdu.

Şimdi ne olacak?

Bilmiyorum, dedi Hande dürüstçe. Parayı, kredi işini, bütçeyi uzun ve açık konuşmamız lazım. Bugün değil. Ama ben varım bu konuşmaya.

Annem?

O başka bir konuşma. Ama artık başka bir zeminde.

Sessiz kaldılar.

Bana kızgın mısın?

Hande düşündü. Doğru cevabı aramak için değil, gerçekten hissettiğini anlamak için.

Yorgunum, dedi. Sabahki kızgınlığım geçti. Şimdi sadece yorgunluk var.

Hande, ben…

Umut, bugün doğruyu yaptın. Ama bu sadece bugüne dair. Farkında mısın?

Gözlerinden anladı; evet, anlamıştı.

Evet.

İyi.

Yamuk kitaplığa, beyaz çerçeveye, köşedeki koliye baktı.

Kutuları açalım mı?

Açalım.

***

Susarak kutu açtılar. Hande gazete kağıtlarını açıp tencereyi rafa koydu, Umut kristal bardakları çıkardı.

Evde, o ağır kadın parfümü kokusu kaldı. Rebul Lavanda kolay çıkmazdı. Camı açtı. Mart rüzgarı serin serin içeri giriyordu.

Oğlan çocuk, kulaklı beresiyle şimdi çoktan eve gidiyor, otobüs penceresinden bakıyordur. Bilmezdi, biraz önce başkasının hayatının ortasından geçmişti.

Hande, annesinin dediğini düşündü. O, annesiyle otuz yıl yaşadı. Bir günde değişmez. Doğruydu. Bugün Umut hayır dedi. İlk kez. Hep böyle olmazdı belki.

Ama olmuştu.

Son tencereyi yerleştirdi, gazete kâğıdını çöpe attı.

Kahve yapayım mı? dedi Umut.

Yap.

Mutfakta kahve kokusu yayıldı. Hande, pencere önündeki fotoğrafı eline aldı. Nikah günlerinden, iki gülümseyen, gerçek insanlar.

Bir yıl geçti.

Çerçeveyi yerine bıraktı.

Mutfakta taze kahve kokusu. Güzel, kendine ait koku.

Kahvesini aldı, masaya koydu, kendi fincanını getirdi, karşısına geçti.

Dışarıda mart karı savruluyordu.

Kahvelerini sessizce içtiler. Bu sessizlik ağırdı ama boş değildi. Henüz konuşulacak, üstü örtülü çok şey vardı.

Ama şimdi kelime gerekmiyordu.

Şimdi kahve, açık pencere ve yamuk kitaplık yetiyordu.

Ve vitrindeki mavi klasör.

***

İnsanın istediği, her şeyin zorluğunun geride kalmasıdır. Güzel bir son olurdu ama Hande beş yıllık deneyimiyle, hesapların hemen tutmadığını bilirdi. Hataları bulmak zaman alırdı.

Ailede de öyle.

Gülseren Hanım bir gün arayacaktır. Belki yarın, belki bir hafta sonra. Kolayca vazgeçen biri değildi; genelde gider ve ardından çağrılmayı beklerdi.

Umut bundan yara alacaktır; o da gerçekti.

Para, kaybedilen prim, kredi… Hiçbiri yok olmadı.

Uzun, dürüst bir konuşma başlamak zorunda. Belki bugünkü küçük hayır bir şey değiştirmiştir.

Bilmiyordu.

Umut fincanını masaya koydu.

Hande, dedi.

Evet.

Bugün, bana katlandığın için, doğruyu yaptığın için teşekkür ederim.

Hande baktı.

Başka türlü olmazdı, dedi. Burası benim evim.

Umut başını salladı.

Bizim evimiz, dedi.

Hande duraksadı.

Evet, dedi.

Dışarıda kar dindi. Gökyüzü biraz açıldı, hala gri ama biraz daha aydınlık.

Hande kupasını eline aldı. Kahve soğumuştu, yine de içti.

Rate article
Lifequest
Kiralık Sahibinden Dairem