Tatile köye giderken şehirden kedimiz Semen’i de yanımızda götürdük. Köyde ise Semen’in öz kardeşi Lömür yaşıyor. Lömür’ün biraz dışa fırlamış gözleri olduğu için ona bu lakabı taktık.

Tatil için kasabaya gittiğimizde şehirden kedimiz Yaman’ı da yanımıza aldık. Kasabada Yamanın öz kardeşi, Leman adında bir kedisi var. Lemanın gözleri biraz fırlak ve kocaman; işte ondan böyle bir lakap takmışlar. Buralarda kimse sözü dolandırmaz, açık açık konuşurlar.

Yaman için başta işler hiç kolay olmadı. Leman incecik, cılız gövdeli kardeşine kasabanın raconunu gösterdi. Onu mamadan uzak tutup, korkunç korkunç tıslıyordu; tıpkı meşhur bir televizyon programındaki bazı misafirler gibi.

Ama bir gün Leman, tipik bir mahalle kabadayısı hatası yaptı; kendini yenilmez sandı ve Yamana açıkça saldırdı. Yaman ise zarifçe patisiyle bana dokunmayın beyim edasında uzaklaştırmaya çalışıyordu ki, istemeden sağdan bir kanca indirdi: Lemanı sonradan çöp kovasının içinden almak zorunda kaldık.

Hayatında hep olduğu gibi, bir anda ve farkında olmadan Yaman, besin zincirinin başına geçti. Kasabada kedilere öyle el üstünde tutulmaz; Yamanı ağır işler bekliyordu, neyse ki kış mevsimiydi de tarlada fare kovalamaktan paçayı kurtardı.

Yemek verme işi ise burada tam anlamıyla sanat: ne zaman, ne geleceği belli olmaz. Oysa Yaman şehirde saatli, düzenli; neredeyse gümüş tabakta yemek yer, üstelik garson gibi birisi sofraya davet ederdi. Bu düzensizlik, onu başlarda epey sarstı. Stresle içgüdüleri hızla geri döndü. Geceleri bazen onu tencerede burnunu daldırmış buluyordum.

Leman ise tabure başında nöbetçi; vahşi tıslamalarla Yamana benim gelişimi haber ediyordu. Yaman da umursamazca bana dönüp maun bir sesle bundan korkma, bizden biri: bir görsen, geceleri mutfakta nasıl dolanıyor der gibi bakıyordu.

Bir gün Artık hazır! dedik; Yamanı dışarı, karların üstüne oturttuk. Dönüp yüzümüze baktığında tüm ağzı burnu bembeyaz kar olmuştu, gözlerinde ise yanlış yaşanmış bir ömrün hüzün dolu bakışı Tıpkı bir Yeşilçam filminde, Tarık Akanın bir türlü mutlu olamayan karakterleri gibi Bir daha onu sokağa bırakmadık.

Bir akşam, oğlum Oğuzun kasabadaki arkadaşları geldi. Sıcacık oturma odasında toplanmıştık, çocuklara yüksek sesle Reşat Nuriden bir hikaye okuyordum, Çalıkuşundan bir bölüm. Üvey anne, simsiyah bir kediye dönüşüp parkede tırnaklarını tıkırdatıyordu ki, tam o an oturma odasının kapısı gıcırdayarak aralandı ve Leman, gösterişli bir giriş yaptı.

Meğer Yaman kardeşine o meşhur hareketini öğretmiş: ne kapı, ne pencere; ister büyük, ister küçük hepsini patisiyle açmasını çözmüş!

Oturma odamız küçüktü ama çocuklarla çil yavrusu gibi dağıldık. Bir çocuğu pencere pervazına sıkışmış bulduk; düşmesin diye son anda onu kucağında tutan, bolca besleyen Ayşe nine sayesinde içerideydi.

Unutmadan, Lemanın tam anlamıyla, simsiyah, kömür gibi bir kedi olduğunu söylemeliyim!

Düşünsenize, bir klasikten okumak, çocuklarda böylesine derin bir etki bırakıyor; insan ister istemez edebiyat işte budur diyorO akşam, kasabanın bütün eski öyküleri, çocukların gülüşleri ve Lemanın karanlık gölgesiyle birbirine karıştı. Oğuz ve arkadaşları sonunda Lemana yaklaşmaya cesaret etti; Leman, burnunu havaya kaldırıp soğukkanlı bir kraliçe gibi salonun ortasında döndü. Tam o sırada Yaman ortaya çıktı, usulca Lemanın yanına sokuldu ve ikisi iç içe kıvrılıp divanın ayakucuna yatıverdi.

Küçük kasaba evimizin sıcaklığında, dışarıda eksi derecelere inen soğuk artık kapının ötesinde kalmıştı. O gece, çocuklar uyurken herkesin gönlünde bir dostluk öyküsü kaldı; iki kardeş kedi, aralarındaki bütün eski sırları ve hınzırlıkları bir battaniyeye sarıp nihayet barışmıştı.

Şehre geri döndüğümüzde ise, Yaman eski düzenine çabucak alıştı ama artık bir şey değişmiştiher gece, mutfağın aydınlatılmış penceresine doğru bakar, sanki kasabada bıraktığı Lemana selam gönderirdi. Ve kim ne derse desin, o kış, evimizin kedileri bir daha hiç birbirinin tabağına tıslamadan yaşadı.

Kış bittiğinde Oğuz, günlüğüne şöyle yazdı: Bu yıl, kediler olmasa hiçbir hikaye böyle güzel olmazdı. Biz de biliyorduk, bazen en güzel dostluklar, en beklenmedik sofralarda, bir tabure başında, paylaşılan tek bir bakışta başlardı.

Rate article
Lifequest
Tatile köye giderken şehirden kedimiz Semen’i de yanımızda götürdük. Köyde ise Semen’in öz kardeşi Lömür yaşıyor. Lömür’ün biraz dışa fırlamış gözleri olduğu için ona bu lakabı taktık.