Onun Hamileliğiyle Dalga Geçiyordu, Ta ki Bir Belgeyi Okuyana Kadar…

Bir kadının hamileliğiyle alay eden adam, ta ki bir belge okuyuncaya kadar…

Hayat bazen öyle zarif, öyle acımasız dersler verir ki, insan bir daha asla eski haline dönemez. İşte size Mert ve Gülrizin hikâyesinden bahsetmek isterim. Üstten bakışın ardında saklanan, yüzleşmek istemediğimiz gerçeklerle dolu bir hikâye bu.

Güneşli bir öğlen, İstanbulun kalabalık kaldırımlarından biri… Gülriz, üzerinde hafif, cıvıl cıvıl bir yaz elbisesi ve belirginleşmeye başlamış karnıyla yolunda ilerliyordu. Karşısına, eski kocası Mert çıkmasın mı?

**1. Sahne: Karşılaşma**

Mert, bembeyaz, itinayla ütülenmiş gömleğiyle, sanki her şey kontrolündeymiş gibi havalı bir şekilde duruyordu. Gülrizin karnına şöyle bir baktı, dudaklarını burktu.

Aferin Gülriz. Bu nedir, yastık mı koydun oraya? Biz beş sene uğraştık olmadı, sen şimdi… diye sırıttı tepeden bakarak.

Mertin kafası netti: Beş yıl evliliği boyunca olmuyorsa, asla olmayacak demekti. Tabii, bütün suç da Gülrizdeydi.

**2. Sahne: Birinin sakinliği, diğerinin kini**

Gülrizin kılı kıpırdamadı. Ne bağırdı, ne açıklama yaptı. Sadece insanın kendi kurduğu yalan kafesinde tutsak kaldığına acıdığı bakışla baktı Merte.

Bir zamanlar sana inanmıştım Mert. Sonra başka biriyle tanıştım ve ilk ayımda hamile kaldım, dedi sessizce.

**3. Sahne: İnkâr**

Mertin yüzü patlıcan moruna döndü. Sinsice bir adım yaklaştı, haddini de aşarak Gülrizin kişisel alanına daldı. Sesi öfkeyle titrerken,

Yalancısın! Bunu sadece beni kızdırmak için yapıyorsun! Ben seni terk ettim ya, ondan! Hamile falan değilsin! Mümkün değil, imkânsız bu! diye bağırdı.

Öyle bir bağırıyordu ki, civardaki herkes birer birer başlarını çevirip bakmaya başladı. Adamcağız hâlâ kendi kusursuz, Gülriz ise arıza rolünde.

**4. Sahne: Sağduyunun sesi**

Tam o anda biri yaklaştı. Gülrizin yanında sakin, kendinden emin bir adam: Tolga. Usulca kolunu Gülrizin beline doladı, Merte de katlanıp ikiye kıvrılmış bir kâğıt uzattı.

Doktor raporunda her şey açık. Bence bir de kendi sonuçlarına baktır Mert, dedi Tolga, nezaketle.

**5. Sahne: Hakikat anı**

Mert, raporu elinden kaptı resmen. Alay mı ediyorsunuz? dercesine okumaya başladı. Satır satır gözleri ilerledikçe, yüzündeki renk adeta buhara dönüştü. Elleri titremeye başladı.

Rapor sadece Gülrizin gebeliğini doğrulamıyordu. Bir de boşanma öncesi birlikte verdikleri testin bir fotokopisi eklenecek mi! O testleri Mert gizleyip, Bende bir şey yok, sorun sende diye Gülrizi avutmuştu.

Şehir karmaşasının ortasında, elinde hayatının tokadını yiyen, kül rengi bir adam… Gülriz ve Tolga hiç arkasına bakmadan yollarına devam ettiler.

Mert, olduğu yerde kaldı, sanki dünyası başına yıkılmış. Meğer yıllardır suçladığı kadın sorun değilmiş. Sorun, kendinin mükemmelsizlik korkusundaki saplantısıymış. Gülrizi gururu yüzünden kaybetmişti. Ve şimdi, onun ardı sıra giderken, mutlu ve huzurlu olduğunu fark ediyordu. Kendisi ise, yine yalnız, yine kendisiyle baş başa

**Final:**

Mertin elinden belge yere ağır ağır kayıp düşerken, olduğu yerde öylece dikiliyordu. Yıllardır inkâr ettiği gerçek, orada yazılıydı. Meğerse mesele Gülriz değilmiş. Asıl mesele; insanın kendi kusurlarını kabul etme korkusuymuş.

Gülriz arkasına bile bakmadı. O an, o sokakta, Mertin zehirli laflarına kulak asmayı bıraktığı anda, yeni bir hayatın başladığını biliyordu.

**Hikâyenin mesajı:** Başkalarının yetersizlikleri, sizin kendinize olan inancınızı asla yok etmesin. İmkânsız sandığınız şeyler, sizi aşağı çekenlerden uzaklaştığınızda bir anda mümkün oluverir.

*Peki siz bu durumda olsaydınız ne yapardınız? Gülrizin yerinde olsaydınız, gerçekleri suratına çarpar mıydınız, yoksa yolunuza bakar geçer miydiniz? Yorumlara bekliyoruz!*Mert, yerdeki belgeye bakarken içini kemiren bir sesle başını kaldırdı. Hayatında ilk kez suskun kaldı; o suskunlukta kendiyle, kibriyle, korkularıyla karşı karşıyaydı artık. Ardından kaybolan Gülrizin adımlarında özgürlüğün ritmi vardı. O, sonunda kendi güneşine kavuşmuştu.

Yoldan geçen bir çocuk, yere düşen belgeyi Mertin önüne yanaştırdı; masumca gülümsedi. Bir şeyin mi kayboldu amca? dedi. Mert, belgede yazanları bir kez daha okudu, dizlerinin bağı çözüldü, olduğu yere çömeldi. Yıllarca yük saydığı, suçladığı, yok saydığı her şeyin aslında kendi içindeki korkunun yankısı olduğunu o an anladı.

Gülriz ise ilerlerken yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Tolganın sıcak eli ellerini sardı; yaralı kalbinin artık huzur bulduğunu biliyordu. İstanbulun karmaşası arasında, başını göğe kaldırdı. Bir martının havalanışını izledi ve içinden Hayat, bazen yeniden başlamak kadar güzeldir, diye fısıldadı.

Bazen, bir kağıt parçası bile insanı değiştirmeye yetermiş. Ama asıl değişim, insanın kendi gerçeğiyle yüzleştiği o an başlarmış. O yüzden; hayatınızda kimseye kendinizi ispatlamak zorunda hissetmeyin. Çünkü en güzel kanıt, kendinize inandığınızda hayata bıraktığınız izdir.

Ve şehir, kendi hikâyesine kaldığı yerden devam etti. Ama bu sefer, bir yerlerde biri, eski alışkanlıklarını ve ön yargılarını arkasında bırakmıştı. Bir diğeri ise, yeni başlangıçlara kalbini sonuna kadar açmıştı.

İşte hayat tam da böyleymiş: Herkes kendi dersini, kendi zamanında, kendi yolunda öğrenirmiş.

Rate article
Lifequest
Onun Hamileliğiyle Dalga Geçiyordu, Ta ki Bir Belgeyi Okuyana Kadar…