Teşhis: İhanet

Günlük İhanetin Teşhisi

Bugünlerde Defneyle aramız gerçekten ciddileşti. Annem Sema Hanımın geçen akşam yemeğine davet etmesi sanki bir sınav gibiydi ve bu yemeğe Defneyle birlikte gitmemiz kaçınılmaz oldu. Herhangi bir konuşması, görgü kurallarıyla değil sanki kurnazca kurulmuş bir sorguyla başlar. Henüz daha sofrada salatayı karıştırırken konu bir anda nereye doğru gidecek açık belliydi.

Artık ilişkiniz epey ilerledi sanırım, dedi annem, gözünü Defneden ayırmadan, neredeyse zorlayıcı bir tavırla. Düğün için ne zaman düşünüyorsunuz? Plan var mı?

Defnenin yüzünde hafif bir tebessüm vardı, ama gözlerindeki gerginlik dikkatli bakınca hemen anlaşılır. Sözlerini titizlikle seçerken kırmızı çizgilerini belli etmekten de korkuyordu.

Daha erken, Sema Hanım, diyor Defne usulca, Biz sadece bir aydır birlikte yaşıyoruz. Bence biraz daha bekleyelim; birlikte yaşamak farklı. İnsan evi paylaştıkça alışıyor birbirine, bazen de en ufak şeylerden bile tartışma çıkabiliyor

Annem belli belirsiz bir kaş kaldırsa da merakını tatmin etmekte kararlıydı. Zaten Defneden hoşlanırdı, eski sevgilime göre bin kere daha iyiydi gözüne göre. Zerrinle huzurlarımız hiç yoktu! Zor, laf sokan biriydi. Çok şükür, o ilişki bitti.

Peki Keremle nasıl anlaşıyorsunuz? diye sordu annem birden. Kerem benim oğlum, on üç yaşında Annemin gözü yine Defnenin üstündeydi, cevabı dikkatle bekliyordu.

Defne’nin yüzünde içten, sıcak bir gülümseme belirdi, adeta rahatlattı onu bu soru.

Kerem çok tatlı bir çocuk, dedi gönülden. Önce çok gerildim açıkçası, beni kabullenir mi, annesiyle karşılaştırır mı, sevmez mi diye çok düşündüm. Ama hiç öyle olmadı! Kerem çok candan, sevecen bir çocuk çıktı.

Kısa bir sessizliğin ardından Defne hatıralara daldı, Keremin okullu bir gün eve gelince hazırladığı böreği nasıl afiyetle yediğini ve bir anda Artık bizim evde doğru düzgün yemek olacak! dediğini anlattı.

Hatta, sık sık beraber mutfağa giriyoruz. Kerem bazen tarifleri öğrenmek için bana yardım ediyor. Benden önce babası yemek yapardı malum

Ben ise sessizce sohbeti dinlerken hissettiğim memnuniyeti belli etmemeye çalışıyordum. İlişkileri iyi gidiyordu, bu da beni çok mutlu ediyordu.

Peki, minik bir kardeş istiyor mu senden, dedi annem hafif bir kinayeyle, açık açık gündemi ortaya attı.

Annemin bu sorusu üzerine içimde ufak bir öfke patladı; neden en hassas konuları açmak zorunda kalır hep? Defne ise elleriyle masanın altında avuçlarını sıkarken yüzünde bir kırılganlık belirdi.

Korkarım öyle bir şey mümkün değil, dedi burukça. Doktorlar çocuk sahibi olamamamı kesin olarak söylüyorlar.

Salonda birden soğuk bir sessizlik oluştu. Annemin yüzündeki samimi ifade bir anda buz gibi bir mesafeye yerini bıraktı. O tanıdık küçümseyen tavrı, içtenlikle değil de gösteriş için yapılan bir teselliyle sordu;

Kadın hastalığı mı? Olsun evladım, dedi annem sözde destek verirken, Tıp ilerledi, ne hastalıklar çözüldü, şimdiki imkânlarda çocuk yapmak çok kolay

Defne derin bir nefes aldı, bu bütünüyle kişisel mevzuyu bu kadar rahat konuşmak onu rahatsız etmişti ama sessiz kalmak da şüpheye yol açabilirdi.

Benimki farklı, dedi gözleri yere sabitlenmiş şekilde. Gözlerimle ilgili ciddi bir teşhis kondu bana 18 yaşımda. Doktorlar taşıyamayacağım bir risk var dediler. Hamilelikte görme yetimi tamamen kaybetme ihtimalim yüzde doksan. Sırf çocuk sahibi olacağım diye kendi sağlığımdan vazgeçemem

Annemin yüzü donup kalmıştı, bu açıklama hayallerindeki ideal gelin figürünü yıkmıştı. Sağlıklı, güçlü, torunlara kavuşacak sıcak bir kadın imajı silindi gitti. Ama Defne suçluluk hissetmiyordu; bu durumu Nikahla çok önce konuşup çözmüştük, neyin iyi olup neyin kötü olacağına ortak karar vermiştik. Mevzu annemin idealleri değildi!

Eve dönerken, Defne elimi tuttu, ben de onun elini sımsıkı tuttum. Hiçbir kelimeye ihtiyaç yoktu, ikimiz biliyorduk, annemle olan tanışmada bir başarıdan söz edilemezdi belki ama önemi de yoktu, bizim olgun kararlarımız hayatımıza yön verecekti

***

Üç ay geçti.

Defne son zamanlarda bir gariplik hissetmeye başladı. Gözüken belirti: halsizlik, sabahları mide bulantısı, birden rahatsız eden kokular. Başta hasta olduğunu veya işleri fazla abarttığını düşündü, eczaneden ilaç aldı, bol su içti, erkenden yattı ama şikayetleri değişmedi. İşte dikkati dağılmaya, akşamları yorgunluktan bitap düşmeye başladı.

Bir akşam telefonda annesiyle konuşurken gelişigüzel rahatsızlığından söz açtı. Annesinin sesi telaşlıydı:

Defnecim, hamile olmadığından emin misin?

Defne önce şaşırdı. Sonra kendinden emin yanıt verdi:

Annem, imkansız! İlaçları hiç aksatmıyorum. Doktor reçetesiyle tam zamanında alıyorum.

Annesi ise üsteledi:

Yine de test al, için rahat etsin. Bu işler hafife alınmaz.

Defne önce emin olsa da, içi için huzur bulmak için eczaneye indi. Evin iki-üç dakika yakında olan eczaneden iki tane orta fiyatlı test aldı. İçinde garip bir hisle eve döndü, talimata göre uyguladı, bekledi.

Dakikalar geçmek bilmedi. Sonra iki tane net çizgi İkinci test de aynı sonuç! İçinde bir uğultu koptu:

Nasıl olabilir? Her şeyi planladım, dikkat ettim!

Tam o anda kapı çaldı. Bu saatte başka kim gelebilirdi ki? Tabii ki Kerem anahtarını unutmuştu. Evdeki telaşı belli etmeden testleri çöpe atarken, biri yere düştü ve unutuldu. Kerem ise arkasında aç bir çocuk, ben de boş bir mutfağın telaşındaydık

***

Defne, bir hafta anneme gideceğim, dedi Defne bana valizini hazırlarken, gözlerimi kaçırıyordu. Annem hastalandı, yanına gitmem gerekiyor.

Ona inanmak istiyordum, ama içimde bir sıkıntı vardı. Yine de ısrar etmedim.

Yardım ister misin? Seninle geleyim mi, bir ihtiyacın olursa ne olursa araman yeter

Defne hafifçe gülümsedi.

Gerek yok, her şey yolunda. Zorlanırsam ararım.

Otobüs saati yaklaşınca onun gidişini izledim. O ise kafasında bambaşka bir telaş, şehirlerarası otobüste bir başına annesine gidiyordu.

Ertesi sabah özel bir hastanede randevusuna gitti. Muayene, testler, hemen sonrasında jinekoloğun titiz ifadesiyle kesinleşti:

Evet, hamilesiniz, henüz beş-altı haftalık

Defne duyunca sessiz kaldı. Kendisini telkin ediyordu, belki yanılıyordu, belki laboratuvarda bir hata oldu. Ama artık her şey açıktı.

Fakat ilaçlarımı aksatmadım! Nasıl olabilir?

Doktor, İlacın etkinliği bazı ilaçlarla azalabilir, mide sorunları, başka nedenlerle etkisi düşmüş olabilir, bazen böyle hatalar yaşanıyor diye açıklama yaptı. Sonra asıl konuya döndü.

Hamileliği devam ettirmeyi düşünüyor musunuz? diye sordu.

Defne gözlerini kapadı, belki yüzlerce kere kendine aynı soruyu sorduğu gibi. Doktorun dediği, riskin çok yüksek olduğu ihtimali ortadaydı; gözlerini sonsuza kadar kaybedebilirdi.

Yüzde doksan kaybetme riski var. Böyle bir şeyi göze alamam, deyip kararlı bir şekilde kararını anlattı doktoruna.

Ertesi gün için tekrar randevulaştılar, evraklarını aldı, Çıkınca ararsın, danış olmak isterseniz buradayım dedi doktor ona.

Koridorda bir süre nefesini kontrol etmeye çalıştı Hayat çok tuhaf bir şaka yapmıştı, ama öncelikler sıralanmak zorundaydı artık

***

Telefonum çaldı.

Neden bana söylemedin? dedi sesimde net bir sevinçle. Hamile olduğunu

Bir an sandım ki şaka yapıyor, ya da başka bir şey sanıyor. Elinde testle mi yakalandık?” dedim kendi kendime. Sonra o testlerin birini salonda bulduğunu anlattı:

Emin olma diye aldım randevu, beraber gidelim dedim. Senin yanında olmak istiyorum!

Ama Defnenin sesi soğuktu, heyecana kapılmamam gerektiğini hissettirdi hemen:

Bu emin ellerde bir şey değil, dedi. Ben ilaçlarımı aksatmadım, doktor reçetesiyle kullandım, yanlışlık olması lazım.

Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu, sonra utangaçça sıkışık bir itiraf geldi:

Annem geçen geldiğinde ilaç kutunu gördü. Bana Ne o, evlenecekseniz bırak çocuğun olsun! dedi. Annem doktor değildir ama çok ısrar etti. Ben de ilaçları yanlışlıkla düşürünce kutudakileri vitaminlerle değiştirdim. Belki hamilelik olur diye umut ettim

Sanki kafama balyozla vurmuşlar gibi hissediyordum. O kadar net anlatmıştım ki ona bu ilaçların önemini! Defnenin sesinde öyle bir sitem, öyle bir korku vardı ki, içimdeki bütün umutlar bir forsa gibi yıkılıp gitti.

Benimle konuşmadan, bana sormadan mı böyle bir şey yaptın? Benim sağlığımı, gözlerimi hiçe saydın mı? dedim.

Sesim titriyordu öfkeyle.

Sadece bir aile olmak istedim birlikte bir bebeğimiz olsun istedim, diye mırıldandı Nikita, mahcup ve umutsuz.

Görüşmeyi fazla uzatmadı Defne. Onunla konuşmak istemediği belliydi. Buluşmamızı iki gün sonraya, parktaki bankta planladık. O zamana kadar kafasını toplayacak, yapması gerekeni yapacaktı.

O gün öğlen parkta, elimde beyaz güllerle bekledim, içimde bir umut, onun kalbini tekrar kazanabilecek miyim diye. Defne tam zamanında geldi, yanında abisi vardı. Yüzü buz gibiydi. Çiçeklere bile bakmadı.

Elime bir kağıt tutuşturdu.

Nedir bu? dedim, elimde sımsıkı tutarak.

Artık çocuk yok. Beni göz göre göre riske atacak birini affedemem. Yarın evden eşyalarımı alacağım. Kardeşimle geleceğim, herhangi bir tatsızlık çıkmasın, dedi.

Arkasını döndü, abisi kalkan gibi önünde. Arkasından seslendim:

Defne, bekle, lütfen konuşalım!

Ama bana dönüp bakmadı, hızla uzaklaştı. Abisi ise bana kesin bir tavırla Yaklaşma der gibiydi.

Bana yalan söylüyorsun! Doktorlar risk az dedi! Sadece çocuk istemiyorsun! diye haykırdım nafile.

Defne durdu, arkasını döndü, gözünde bir damla yaş olmadan konuştu.

Sen gerçekten doktorum kim, teşhisim ne biliyor musun? Orada bana sormadan, arkamdan konuşabildin mi? Benim için, benim adıma karar aldın! dedi.

Artık bana yakın yoktu, bana güveni kalmamıştı. Hayatı, bedenim, her şeyim üzerinde söz hakkımın çalındığını hissettirdi bana.

Sana asla güvenemem! dedi son söz olarak, sesi buz gibiydi.

Ben yere çöktüm, elimde hâlâ o beyaz güller Yavaşça akşamın hüznünde bir başıma kaldım. Gözüm yaşardı, esas kaybettiğimin Defne olduğunu, gerçek sevginin bittiğini işte o anda anladım. Ama ya haklıysa? sorusu kafamı kemiriyordu.

Çok şey yaşadım, çok hata yaptım, ama bir kadının bedeni üzerinde asla söz hakkım olmadığını çok geç öğrendim. Bir başkasının hayatı üzerine kendi isteğini dayatmanın ihanet olduğunu anladım. Hata yapabilirsin, ama güveni geri getiremiyorsun işte…

Hayat bana bugün empatiyi, anlayış ve samimiyetin ilişkilerde her şeyden önemli olduğunu öğretti. Keşke bunu daha önce kavrayabilseydimO an parkta, upuzun gölgelerin arasında yalnız başıma kalmıştım. Beyaz güller, bir zamanlar hayal ettiğimiz saf mutluluğun simgesi gibiydi ama şimdi ellerimde sadece birer ağırlıktı. Kaldırımda sessizce otururken içimdeki yankılanan acıya tutunacak ne bir bahanem, ne de bir tesellim kalmıştı. İlk defa, Defneyi hakikaten anlayamadığımı kabul ettim; onun sınırlarına, korkularına, ve umutlarına kör kalmıştım.

Saatler geçti, güneş battı, park ıssızlaştı. Eve yürürken Defnenin sözcükleri aklımda tekrar tekrar çınladı. O an idrak ettim: Sevgi, sahip olmak ya da kendi isteğimize göre şekillendirmek değil, kabullenmekle, birbirinin yükünü paylaşmakla anlam kazanıyordu. Güveni bir daha kazanamazdım belki, ama ondan öğrendiğimle kendimi değiştirebilirdim.

Ertesi sabah, Defne ve abisi sessizce eve girdiler. Hiçbir şey konuşmadık, göz göze dahi gelmedik. Sadece eşyalarını topladı; annem mutfaktan sessizce onları izledi, sorularını yutkunarak geri çekti. Kapı son kez kapandığında, evin içinde hafif bir esinti dolaştı, sanki geçmişin izleriyle vedalaşıyordu.

Zaman geçti, Defne bir daha dönmedi. Ben ise Keremle daha çok vakit geçirir oldum. Ona yemek yapmayı öğretirken Defneyi anımsadım; mutfaktaki neşemizin onunla başladığını biliyordum. Bazen camdan dışarı bakarken, Defnenin kararlılığına ve cesaretine hayran kaldığımı düşündüm. Onu yanımda tutamamıştım ama en azından hayatına saygı duyacak bir adam olmayı öğrendim.

Günler birbirini kovaladı, bahar geldi, güller yeniden açtı. Parka gittiğimde, bir bankta oturmuş, cebimde Defnenin bana bıraktığı küçük notu okudum: Hayat, bazen planlanmaz; ama saygı ve sevgiyle yaşanır. Unutma, önemli olan; karşındakinin gözünden de bakabilmektir.

En ağır yenilgi, kendine yetememektenmiş. Ona layık olamasam da, Defneden geriye bana kalan, gerçek sevgiyi anlamaktı. Yeniden başlamak için bir ömür vardı önümde ve artık, birini gerçekten sevmek ne demek biliyordum.

Ve o akşam, güneş batarken, parkta yapayalnız oturmadığımı hissettim: Yalnızlığımın içinde büyüttüğüm farkındalık, bana ileride paylaşabileceğim daha doğru, daha güvenli bir sevginin yolunu gösteriyordu.

Rate article
Lifequest
Teşhis: İhanet