Marina, Yeni Yıl için ailesinin yanına gitti — ve kocasının akrabaları, bayram hazırlıklarını artık kendilerinin yapmak zorunda olduklarını öğrenince öfkeden kudurdu

Asuman yılbaşı için anne babasına gittiğinde, eşinin akrabaları öfkeden kudurdu; çünkü bu sefer bayram sofralarını kendileri hazırlamak zorunda kalacaklardı.

Zannediyorsun ki fark etmiyorum değil mi?

Asuman bunu akşam, marketten getirdiği poşetleri mutfak masasına dizerken söyledi. Eşi Murat salonda kanepede, elinde telefon, bir an olsun başını kaldırmadan daldı gitmişti.

Neyi fark etmiyorsun?

Yedi yıldır her yılbaşı, mutfakta ben, senin annenle Şule masada oturup yaşlandığımı konuşuyorlar. Ben artık bunun içinde olmak istemiyorum.

Murat gözlerini telefondan ayırdı, ona döndü.

Bu saçmalık da ne? Gelenek sonuçta, annem gelir, Şule’ler çocuklarla gelir. Hep birlikteyiz, ailece kutluyoruz.

Senin ailensin o, Murat. Ben ise garsonum gibi. Kostakla kendi aileme gidiyoruz. Babam bahçede buz pisti yaptı, oğlum oraya gitmeyi hayal ediyor. İstersen gelirsin, istemezsen burada kalırsın. Artık bana fark etmez.

Murat ayağa kalktı, yüzü soldu.

Gerçekten ciddi misin? Asuman, bu yapılmaz. Her şey ayarlandı. Annem tüm alışverişi yaptı, Şule hediyeler alacak. Sen gitmezsen tüm planlar alt üst!

Asuman mutfak masasına soğan dolu poşeti elinden fırlatırcasına attı.

Herkesin planı mı? Murat, ben kendi hayatıma bakmak istiyorum. Otuz sekiz oldum, başkalarının rahatına göre yaşamaktan yoruldum.

Bu senin eş olarak görevin! Kim yemek yapacak peki?

Hiç bilmiyorum. Belki annen? Belki Şule? Belki de sen, madem öyle bir aile reisi oldun.

Murat ellerini göğsünde kavuşturup belli belirsiz güldü.

Sen gidemezsin ki. Nasıl gideceksin? Bir gün sonra vazgeçersin zaten.

Asuman cevap vermedi. Arkasını döndü. Murat bir dakika kadar daha durdu sonra yine telefonuna gömüldü, emin ki Asuman bir süre sonra bu kararından dönecek.

Ama dönmedi.

30 Aralık sabahı Asuman oğlunu uyandırdı.

Hadi Kostak, hazırlanıyoruz. Dedeye gidiyoruz.

Kostak bir anda doğruldu.

Gerçekten buz pistine mi gidiyoruz? Anne, peki babam gelmiyor mu?

Baba evde kalacak.

Kostak kaşlarını çattı ama çabuk geçti. Hemen gülümsedi.

Arkadaşım Cemi de davet edebilir miyim?

Tabii!

Murat tam o sırada yatak odasından çıktı. Asuman valizi kapatıyordu.

Ne yapıyorsun Asuman?

Dediğimi. Gidiyoruz.

Bu saçmalık, kendine gel!

Asuman’ın gözleri donuk ve sakindi.

Yedi yıl önce ben zaten kendimden çıkmıştım. Şimdi tekrar kendime geldim.

Valizini aldı, oğlunu çağırdı. Murat koridorda dona kaldı. Kapı birden kapandı ve evde yalnız başına kaldı.

31 Aralık akşamı, saat beşte, Murat mutfakta tavukla cebelleşirken kendine gelmişti. Buzdolabı bomboştu. Asuman hiç alışveriş yapmamıştı. Hemen annesini aradı.

Anne, erken gelsene. Yardım lazım. Asuman kendi ailesine gitti, ben tek başıma kaldım.

Kısa bir sessizlik. Sonra annesi, tok ve buz gibi bir sesle konuştu.

Nasıl yani gitti? Sen iyice haddini aştın Murat! Ocağın başında kaynayacak iş, gelinin işi, ben mi yapacağım her sene? Hemen gelsin buraya!

Ama anne, ben ne anlarım yemekten…

O artık beni ilgilendirmiyor. Saat sekizde oradayım, sofrayı hazır görmezsem darılırım bak.

Telefon kapandı. Murat elinde telefon kalakaldı. On dakika geçti, Şule aradı. Sesi sinirli, titrek:

Dalga mı geçiyorsun? Annem her şeyi bana anlattı! Asuman gitmiş, biz aç mı oturalım? Ben mi mutfağa gireceğim burada?

Şule, bir dinle…

Hiçbir şey dinlemeyeceğim! Çocuklarla anneme gidiyoruz, annemi de alacağım. Normal insanlar gibi yılbaşı kutlayacağız, sensiz! Sen de karını düşün biraz!

Telefon suratıma kapanınca Murat masaya oturdu. Tavuk tezgâhta, sebzeler yıkanmamış, saat altıya geliyor. Tek başınalığını ilk kez hissetti.

O akşam, saat sekiz sularında, Murat kendini arabada Asumanın babasının evine park etmiş olarak buldu. Yanında poşette bir şişe gazoz, kutu çikolata, elleri titrek. Işıl ışıl bir bahçe, buz pistinde çocuklar kayıyor. Kostak en öndeki, yüzü kıpkırmızı, mutluluktan parlıyor.

İçeri girdi, kapıyı Asumanın babası Hasan Bey açtı.

Ee Murat, gelsene, dışarıda donacaksın.

Evde kavrulmuş et, çam kokusu. Mutfakta Asuman annesiyle salata doğruyor, yan tarafta enişte Alp ve mahalleden Hakan bardaklardan sıcak çay içiyor, gülüyorlar. Asuman Murata baktı; ne kızgın ne mutlu, sadece sakin.

Geç otur.

Murat masaya ilişti. Hasan Bey ona bir bardak çay uzattı.

Ne duruyorsun, yardım edecek misin, boş mu oturacaksın?

Yemek yapmayı bilmiyorum ki.

Hasan Bey güldü.

Kim biliyor ki oğlum? Çocukken ben de bilmezdim. Patatesi al soy.

Murat lavaboya yaklaştı. Asuman ona bir bıçak uzattı, laf etmeden. Murat soymaya başladı; yavaştı, pek beceremedi. Alp geldi, gülümsedi.

İlk patatesimi otuz beş yaşında soydum. Şimdi mutfak benden sorulur. Korkma, alışırsın.

Murat Asumana baktı. Arasıra, dik duruşlu, özgür omuzlarına ilk defa dikkat etti. Eskisi gibi ezilmiş, bıkkın değildi. Bambaşka biri gibi.

Yılbaşı gece eğlenceli ve hafif geçti. Kostak dedesinin peşinde, her yarım saatte pistte. Asuman kırmızı elbisesiyle masada, kahkaha atıyor, şakayla karışık kız kardeşine bir şeyler anlatıyor, şampanya yudumluyor. Bir an olsun, kalkıp kimseye bir şey taşıma ihtiyacı hissetmedi.

Murat bütün gece sustu, Asumanı izledi. Onun kendi ailesinde kadın değil, hizmetçi olarak değil, sadece mutlu bir insan olarak var olabildiğini yeni görüyordu.

9 Ocak dönüş yolunda, konuşan bu kez Murat oldu.

Özür dilerim.

Asuman dışarı, bembeyaz tarlalara baktı.

Neyin için?

Zorlandığını fark etmedim. Annemle Şuleye boyun eğmene izin verdim. Normal sandım hep.

Asuman sustu.

Bunu içinden hissederek mi söylüyorsun, yoksa eve geri döneyim diye mi bu laflar?

Murat direksiyonu daha sıkı kavradı.

İçimden. Senin ailen nasıl hep birlikte yardım ediyor, gördüm. Alp gülerek bulaşık yıkıyor, sen insansın, hizmetçi değilsin. Utandım kendimden.

Asuman başını salladı. Bir şey demedi, ama bakışlarını kaçırmadı. Bu Murata yetti.

Bir yıl geçti. 30 Aralık akşamı telefonu çaldı. Murat açtı, annesi.

Yarın sizdeyiz, sekiz gibi. Asumana de, bol bol hazırlık yapsın, orucumuzla geleceğiz.

Murat Asumana baktı. Asuman pencerede, bavul topluyor. Kostak uyuyor, sırt çantası hazır.

Anne, biz gidiyoruz.

Nereye? Ne gidip duruyorsunuz? Yarın bayram ya!

Biz ailecek nasıl istersek öyle kutlayacağız yeni yılı. Bu sene Petrovlarla Kış Masalı tatil köyüne gidiyoruz. İsterseniz siz de gelebilirsiniz.

Uzun bir sessizlik. Sonra ses, kıpkırmızı ve kırgın:

Kafayı mı yedin? Biz ne olacağız? Şule ne olacak? Yok mu saydın bizi?

Yok saymıyorum. Ama artık senin kurallarınla yaşamayacağız. Seni seviyorum ama karım senin için çalışırken, kendini unuturken, her şeymiş gibi rol yapmak istemiyorum.

Bunu sana Asuman yaptı! Eskiden böyle değildin!

Eskiden kördüm anne.

Murat telefonu kapadı. Asuman döndü, dudaklarında o hafif, yıllardır yorgun düşmüş halde hayal bile edilemeyen gülümseme.

Gerçekten mi?

Evet, gerçekten.

Telefon yine çaldı, annesi, sonra Şule, tekrar annesi. Murat sesi kıstı, ceketini aldı. Kar yağıyordu. Kostak arka koltukta mışıl mışıl, Asuman camdan bakıyor. Murat ilk defa yıllardır kimseye borçlu hissetmiyordu.

Petrovlar onları kucaklayarak, gülerek, içtenlikle karşıladı. Çam kokulu sıcak bir küçük ev, masada herkesin birlikte hazırladığı yemekler vardı. Petrovun çocukları Kostakı kızakla yokuşa götürdü. Asuman gecelikle, elinde kadehiyle sobanın yanına oturdu. Murat yanında yerini aldı.

Sence annem affedecek mi?

Asuman omuz silkti.

Bilmem. Ama artık senin problemin değil. Seçimini yaptın, Murat.

Murat başını salladı. İçinde hafif bir suçluluk, ama daha çok bir rahatlama vardı. Yıllar sonra ilk kez, içi rahattı.

Sabah Şule mesaj attı ama Murata değil, direk Asumana.

Sen ailemizi yıktın. Annem iki gün ağladı. Çocuklar neden size gidemedik diye sordular. Artık mutlu musun bencil kadın?

Asuman sessizce okudu, Murata gösterdi. Murat üzgünce başını salladı.

Cevap verme.

Asuman yazdı: Yedi yıl size yemek hazırladım. Bir kez yardım etmedin. Şimdi kızıyorsun çünkü bırakınca, düşün, kim bencil?

Yanıt gelmedi.

Martta, Kostakın doğum günü için evde toplandılar. Murat annesini ve Şuleyi aramıştı. Geldiler, suratları asık. Masayı hazırlama zamanı gelince, Asuman mutfaktan bağırdı:

Salatalar için yardım etmek isteyen varsa mutfağa. Sebzeler hazır, doğrayın yeter.

Şule direndi.

Ben misafirim, el sürmem.

Asuman omuz silkti:

O zaman masa geç kurulur. Ben yalnız yaparım, yavaş olurum.

Murat hemen mutfağa girdi, Kostak da peşinden. Kaynana yerinde oturdu, mendilini ovuşturdu. Şuleyle birlikte, beş türlü surat. On dakika geçti, içeriden gülüşmeler geliyor. En sonunda kaynana dayanamadı, mutfağa geçti. Şule de az sonra, sessizce mutfağa girdi.

Asuman elinde bıçak Şuleye:

Salatalığı ince ince doğra.

Şule itirazsız bıçağı aldı. Kaynana bulaşık yıkamaya koyuldu. Murat eti pişirirken, Kostak tabakları masaya dizdi. Yıllar sonra ilk defa, kimsenin birbirinden beklentisi olmadan birlikte oldular.

Masa basitti, yemekler sade ama lezzetli. Şule akşam boyunca sustu, kaynana ise sonlara doğru gülümsedi, hele Kostakın okul maceralarını anlatınca.

Giderken, kaynana kapıda durdu, Asumana baktı.

Değişmişsin.

Hayır. Artık susmuyorum sadece.

Kaynana başını salladı, mantosunu giyip çıktı. Şule arkasında, selam bile vermeden. Ama Asuman hissetti; bir şey değişmişti. Eskisi gibi olamazlardı. Çünkü Murat değişmişti. Bir kişi değişince her şey değişirdi.

O akşam, Kostak uyuduktan sonra mutfaktaydılar. Murat çay doldurdu, karşısına geçti.

Sence anladı mı?

Annen mi? Bilemem. Ama artık önemli mi ki? Sen anladın ya

Murat onun elini tuttu.

Anladım. Ve eskiye dönemem.

Asuman gülümsedi. Yıllar sonra ilk kez, omuzlarından yük kalkmıştı. Artık kimseye bir şey kanıtlamıyordu. Sadece yaşıyordu kendisi için.

Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Şehrin başka ucunda kaynana belki mutfağında oturmuş, oğlunun neden değiştiğini düşünüyordu. Şule eşine Asumanın ne kadar yüzsüzleştiğini anlatıyordu. Ama ikisi de bilmiyordu: Asuman değişmemişti. Sadece artık uygun olmuyordu. Ve bu onun hakkıydı hakkını, bağırıp çağırarak değil, basit bir hayırla elde etmişti. Dünya yıkılmadı. Tam tersine, belki ilk defa gerçekten kuruldu.

Murat Asumana baktı. Sadece onu değil, kendi hayatını da kurtardığını fark etti. Çünkü başkalarının lafına yaşamak, değildir yaşam. Yavaş yavaş ölür insan. Onlar ise yaşamayı seçtiler.

Rate article
Lifequest
Marina, Yeni Yıl için ailesinin yanına gitti — ve kocasının akrabaları, bayram hazırlıklarını artık kendilerinin yapmak zorunda olduklarını öğrenince öfkeden kudurdu