Lale Bahçesi
Ah canım, şuraya bak, ne kadar güzel olmuş! Ayşe Hanım, vallahi ellerinizden öperim, siz tam bir sanatçısınız!
Rengarenk laleler gözleri kamaştırıyor. Elif, Ayşe Hanımın o güzellikler uğruna nelerden vazgeçtiğini gayet iyi biliyordu. Yıllarca, apartmanın o kasvetli, gri avlusunu yemyeşil bir bahçeye çevirmek için uğraştı kadıncağız. Hatta Elifle Zeynepin de şimdi gitmekte olduğu çocuk parkı bile Ayşe Hanımın fikriydi. Bir insan bu kadar güzelliği nasıl yaratır, aklım almıyor! Eskiden burayı tanıyamazdın, şimdi ise mis gibi tertemiz, ferah bir bahçe oldu. Hele o çiçekler Her birini kendi elleriyle dikti, bak. Elif bu apartmanda on beş senedir oturuyor, ailesi taşındığından beri hiç kimsenin bahçeye çiçek ektiğini görmemişti. Sadece Ayşe Hanım ekerdi ve o da son birkaç yıldır. İşte kocası vefat ettikten sonra başladı uğraşmaya.
O yaşta tek başına kalmak hiç kolay değil. Oğlu uzaklarda, sırtını dayayacak kimsesi yok. Ayşe Hanım da asla başka bir yere gitmeye yanaşmadı; İstanbulun her köşesinde çocukluğu geçmiş, sevdikleri burada, kolay mı? Oğlunun kendi ailesi var. Gelinle de pek samimi değillerdi zaten. Gelinin annesi de yakında oturunca her işe yardım ediyordu. Ayşe ise onlara göre biraz yabancı. Güzel huylu, içten biri, ama sonuçta başkasının annesi.
Ayşe Hanım dert yanmazdı pek Elife ama Elif bir bakınca anlıyordu, komşusu çook dertliydi. Yalnızlık zor.
Elif de bunu iyi biliyor, eskiden ilk kocasıyla ayrıldığında bir köşede ağlayıp, kendini harap etmişti. Aslında evlilik yürütebilirdi Sadece ufak bir olayı görmezden gelse yeterdi. Ama insanın eski sıra arkadaşı, yıllarca aynı ekmeği paylaştığı Sevda olunca iş başka tabii. Hani başka biriyle olsa belki tolere edilebilirdi de, Sevda olunca insanın içine oturuyor.
Sevdaya şöyle bir baktı, evin anahtarını kocasından aldı ve başladığını acıya. Bir haftadan fazla dertten kendini tüketti, sırf işten izin aldı, rahat rahat acısını yaşayacak ya hani.
Ama işler umduğu gibi gitmedi o zamanlar. Gözleri şiş, elinde dondurma kovası, sinirden kudurmuş kediler gibi, biri evin kapısını deli gibi çaldı. Elif o an korkudan değil de, bir şey olmuş olduğunu hissetti; çünkü böyle çalınca, genelde kötü haber kapıdadır.
Üstüne bir şeyler geçirdi, kapıyı açtı.
Ayşe Hanımın o günkü hali Elifi çok korkuttu. O hep sakin, kendine güvenli kadındı oysa. Bahçede yürüyüp, komşulara selam veren, çocuklara şefkatle bakan doktor hanım Hep sorardı: Canım, Sudenin karnı nasıl, uyuyor mu Taha? Süt yetiyor mu, Zeynep? Tam bir çocuk doktoruydu, hem de sadece adıyla değil, kalbiyle de öyleydi. Herkesin derdine koşar, herkese sevgisi vardı.
Ama o gün karşısında başka birini gördü Elif. Saç baş dağılmış, gözü yaşlı, acıdan yamulmuş bir kadın Elifi görünce kendi derdini bir kenara bırakıp, ciddiyetle sordu:
Ne oldu kızım, niye ağlıyorsun böyle? Hasta mısın?!
Ve Elif, kaçmaya çalıştığı duygularından sıyrıldı. Yeter! Kendisine belki kötüydü ama Ayşe Hanıma daha kötü bir şey olmuştu. Ne ailesi dağılmış, ne bir daha kavuşamayacağı bir kayıp yaşamış. Çünkü Ayşe Hanımın eşi, ambulans gelene kadar vefat etmiş. Önce hastaneye gitmem demiş, ilaç alırım geçer diye düşünmüş, ama sonrasında çok geç olmuş. Ayşe Hanım, her sabah pazara süt ve sebze almaya gider, o sabah kapının önünde eşini bulmuş. Adam muhtemelen o da eşine yetişmeye çıkmış ama merdivenleri inememiş.
Elif o gün telefonu kaptığı gibi, yağmurlukla komşusunun peşinden dışarı fırladı.
Akşama kadar eve dönmedi. Sonra geldi, dondurmayı çöpe attı, evin düzenini topladı, soğuk bir çayın kenarında saatlerce düşüncelere daldı. Ertesi gün hemen evrakları toplayıp boşanma başvurusu yaptı. Hayat ertelenmezmiş, dedi kendi kendine. Acı da çeksen, eskiye dönmeye uğraşsan da asla değişmeyecek bazı şeyler var. Ya ileri gidersin ya da olduğun yere sıkışıp kalırsın. Ama ömrün de bir, tekrar başa sarılma şansın yok. O yüzden, gereksiz öfkeleri, güceniklikleri bir kenara bırakmalı insan. Titreyip, toparlanıp devam etmeli.
Ve yaptı da. Langur lungur, yavaş yavaş, ama çıktığı o kuyudan kurtuldu. Yeni bir iş, yeni bir aşk Kolay olmadı; ama şimdi Dursun ve Zeynep ile hayatı tekrar renklenmişti.
Ama Ayşe Hanımın durumu öylesine tozpembe değildi. Evet, eşinin yokluğuna alıştı kadıncağız, ama eski şen şakrak Ayşe, neredeyse bambaşka birine dönüştü. Gülümsüyor, herkese hal-hatır soruyor, ama eski sıcaklık kalmamış, sanki içindeki ışık donmuştu.
Yıllar geçti. Ayşe Hanım emekli oldu, kendini bahçeye kapattı. Sonra çocuk ev alacak diye birikmiş parasını, kenardaki yazlığını sattı. Ne yapsın? Tek evladı Elif o satışı duyunca, içi cız etti. İnsan bu kadar sene dibinde yaşamış birini öylece bırakamaz. Her daim yardıma koşan biri, en zor anında yanında olan birini insan yüzüstü bırakamaz. Göz göre göre birinin yalnızlığına göz yumulmaz
Elif biliyordu; çoğu, komşunun ne yaşadığından bihaber, zaten herkes derdine düşmüş. Ama Elifin annesi-babası başka türlü öğretmiş.
Kızım, sakın öyle boş verip kenara çekilme. Gücün yettiğince. Belki bir gün sana da yardım gerek, bakarsın bir el uzanır, hiç ummadığın anda destek olur sana. Herkes sorununu çözemez ama bir yanındayım demek bazen yeter. Sıkıca tutarsın elini, ben buradayım! dersin.
Elif hep dinlerdi ailesini. Aile ona masallardaki birbirine destek olan aile gibi olmalıydı. Şimdi bile, ailesi Antalyaya taşınmasına rağmen, her gün telefonlaşırlar annesiyle, babasıyla. Samimi bir muhabbetleri vardır, Elif bilir ki arkasında onu seven biri her zaman olacak. Bu duygunun kıymeti paha biçilmez.
Ama Elifin desteği Ayşe Hanıma yetmiyordu. Kadıncağız dinliyor, başını sallıyor, yine günbegün gözünün feri sönüyordu. Zayıfladı, çöktü, bahçede artık nadir görünüyordu.
Belki hayat ağır geliyordu ona. Oğlu kendi düzeninde, uzak şehirde, başkalarıyla olmaya alışmış. Bunda da sorun yok. Ama insanın aklı geride, acısı yüreğinde kalıyor işte.
Kalanlar; apartmandaki çocuklar, biraz annelik etmek, birkaç eski dostla bir-iki çay sohbeti Gerisi ise, akşam televizyon sustuğunda gelen dayanılmaz bir yalnızlık ve o sessizlikle boğuşmak.
Bir noktada Elif, sırf muhabbetle çözülmeyeceğini anladı. Hatta şekeri baldan fazla geldiği günler, Ayşe Hanım daha da içine kapandı. Elif bazen işe yaramayan sözü bırakmalı, harekete geçmeli diye düşündü. Kafasında yeni bir plan oluştu.
Bu plan aklına Dursunun ona yıllar önce, Zeynep doğmadan getirdiği koca bir demet lale ile düştü. O kadar mutlu olmuş ki, Eureka! diye bağırmıştı. Dursun korkudan şaşırdı, Elif hamile psikolojisi diye düşündü, ama Elif planını anlattı. Hemen ertesi sabah lale soğanları alıp, Ayşe Hanımın kapısını çaldı. Dursun da yanında, ama kapı açılır açılmaz, Sen şimdi git, dedi Elif.
Bundan sonrasını ben hallederim!
Plan tıkır tıkır işledi.
Elif, pazarda çiçek satan teyzeyi kıyamadığım için lale soğanları aldım diye bir güzel anlattı; abarttı da abarttı, kendi bile yalanına inandı neredeyse.
Sonra aklıma geldi, siz yazlıkta dünyanın en güzel lalelerini yetiştiriyordunuz. Defalarca anneme koca buketler getirdiniz. Ayşe Hanım, bir el atsanız, bu bahçeyi cennet yapsak, diğer türlü içler acısı halini görüyorsunuz. Ama ben anlamam çiçek işinden, çok da yardımcı olamam, kocaman göbek de cabası! dedi Elif ve gözlerinin içine baktı, ellerini birleştirip rica etti.
Ayşe Hanım soğanları karıştırdı, Elifi şakayla azarladı, uzun zamandır ilk defa gülümsedi:
Güzellik yaparız, kızım! Ama bak, sadece lale ile olmaz bu işler. Lale çabuk solar. Başka çiçekler, bitkiler de ekmek lazım ki, bahar bitince de bahçe güzel kalsın!
Böylece avlunun yeşil ve rengarenk olma macerası başladı.
Kimsenin pek hevesi yoktu, ama lale soğanı, fide almak için para toplandı. Başta alışverişleri Elif halletti. Sonra Zeynep doğdu, Ayşe Hanım tüm işe sahip çıktı.
Bir süre sonra sadece laleler yetmedi ona. Eski belediyedeki tanıdıklarından yardım istedi, apartmana çocuk parkı kuruldu, bahçeye şık banklar geldi.
Bütün avlu canlandı.
Evdeki erkekler de, başta kafalarını kaşıyıp şaşırdılar ama baharın ilk günlerinde fidanlıkların çevresine çit yaptılar. Ayşe Hanım mutluluktan ağlayacaktı resmen, beyaz çiti boyarken
Artık tüm vakti bahçede geçiyordu, bir şey diker, sular, boyar, bakım yapar Onun bu enerjisi Elifi çok sevindirdi. Kızını dolaştırırken, itina ile hazırlanmış o bahçeye bakar ve içten içe Dursundan gelen eski lalelere şükrederdi
Sonra Zeynep yürümeye başladı, Elif sabırsızlıkla ilk lale açsın da göstersem diye bekledi.
Ve işte açtılar!
Elif, lalelerin önünde heyecandan donakaldı, Zeynepin elini bir anlığına bırakınca küçük cadı basıp gitti!
Zeynep! Elif ardından koşmaya başladı.
Ayşe Hanım ise çitleri boyamaktan başını kaldırıp, güldü:
Yakala yakala Kızım! İşte sana spor, hep zaman yok diyorsun ya!
Sormayın vallahi! Elif Zeynepi yakalarken küçük bağırarak annesinin öpücüklerinden kurtulmaya çalışıyordu. Nereden çıkıyor bu kadar hızlı çocuklar Allah aşkına?!
Sen bir noktaya hiç dikkat ettin mi Elif? Zeynep hep ayak parmak ucunda koşuyor! dedi Ayşe Hanım, kaşlarını çattı.
Evet, evde de öyle koşturuyor hep. Kötü bir şey mi bu?
Bir nöroloğa göster istersen, tedbir olsun. Ben biraz araştırayım, güvendiğim biri varsa akşam veririm sana.
Çok teşekkür ederim, Ayşe Hanım!
Bir şey değil. Nasılsınız, iyi misiniz?
İyiyiz çok şükür, Dursun çok çalışıyor, az görebiliyorum artık, sabah erken çıkıyor, akşam geç geliyor
Olsun kızım. Çalışkansa dert etme, işe yarayan adam yattığı yerden mutlu olmaz!
Haklısınız Ama aramızda, bazen ilgi bekliyorum işte. Biliyorum, boşuna da kızıyorum
Bak Elif, her kadının ortak derdi bu. Hele yeni anneler Dikkat, ilgi, şefkat istiyor kadın. Ama bak sana bir sır vereyim mi? Kavga etmekle hiçbir şey kazanamazsın. Çünkü erkek duymak istediğin kelimeleri anlamaz, sen ne kadar bağırıp çağırsan da Ona sen kötü bir eşsin, hiç zaman ayırmıyorsun dediğinde ne olur?
Hiçbir şey
Ama Seni özledik, Zeynep babasını bekliyor, ben de hafta sonunu dört gözle bekliyorum, birlikte olalım dersen, o başka. Küsmez, kırılmaz. Ben hep böyle yaptım. Kocamla yarım asır kavga etmeden yaşadık. Sadece bir kez ciddi tartıştık!
Ne yüzünden?
İnanmazsın, köpek yüzünden! Oğlan köpek istedi, ben karşıydım. Çünkü bakımı bana kalacak. Sonra mecbur kaldık, güzel bir köpek aldık. Birçoğu gibi olsa da olur, olmasa da denecek bir tür değildi, epey enerjik. Onunla yürüdükçe tam on kilo verdim! Erkekler gezdirmez çünkü sabahları.
Oğlun ne yaptı?
İlkokula gidiyordu, sabah kalkmıyor, akşam gezmek için de küçük tek başına olamaz. Sonuç: Bana kaldı. Ama alıştım. Hatta köpek zamanla anladı, en iyisi annemle gezmek diye!
Elif güldü, Ayşe Hanım o da benden akıllı çıktı dedi.
Yine ayrıldılar, Zeynepi park alanına götürdü. Salıncak, kum havuzu, el şakaları Her günkü keyifleri
Biraz sonra apartman girişine yaklaştığında, Elif bir anda dona kaldı, ağzını eliyle kapattı ki çığlık atıp Zeynepi ürkütmesin.
Ayşe Hanım gitmişti. Fakat çiçek tarhında bambaşka biri Zeynepten biraz büyük, ama kıpır kıpır bir oğlan çocuğu Çoğu lale kökünden sökülmüş, çiğnenmiş, paramparça olmuştu.
Elif hemen yanındaki çiçek tarhına baktı, neredeyse ağlayacaktı. Orada da tek bir lale kalmamış.
Çocuğun annesi ise bir köşede, her şeyi keyifle izliyordu.
Ne oluyor burada? Elif ürkek bir sesle sordu.
Anlayamadım?
Neden çocuğunuz çiçekleri eziyor?
Ee, neden olmasın?
Ama bu yanlış!
Kime göre yanlış? Eğer merak ediyorsanız, kim oğluma dünyayı keşfetmeyi yasaklayabilir? Siz mi, ben mi?
Yani çiçekleri koparmak keşfetmek mi demek?
Elif sakin durmaya çalıştı, Zeynepi ürkütmek istemedi.
Aynen öyle. Dünya onun için var, çiçekler koparmak için yetişiyor.
Ama bunlar bahçede büyüyor, birileri büyük emek vermiş. Onlara kıymak yanlış!
Ay ne kadar abartıyorsunuz! Sinir etmişsiniz kendinizi, bütün mesele birkaç lale mi şimdi? Yenileri çıkar nasılsa!
Elifin sabrı taştı, kendini tutamadan kadının üstüne yürüdü.
Tam o sırada Zeynepin bağırtısı Elifi kendine getirdi.
Hemen çocuğunuzu alın! Ben zabıtayı arayacağım! Elif kucağına aldığı Zeyneple telefonunu çıkardı.
Aa, hepsi hassas oldu maşallah! Telefon, zabıta, bir şeyler Ara tabii, elinden bir şey gelirse!
Kadın çocuğunu kolundan çekiştirerek çıkardı, çiçeklerin son kalıntılarını da ezerek
Elif ardından bakakaldı ve arkasından bir ses duydu:
Ah yavrum Bu nasıl iştir? Ben emek verdim, niye böyle
Ayşe Hanım merdivende, bir elinde sulama kabı, diğerinde Zeynep için getirdiği poğaçayla duruyordu.
Elif anlatmaya başladı ama Ayşe Hanım elini sallayarak içeri döndü. Ağır adımlarla apartmana girip kapıyı kapadı arkasından.
Elif Zeynepi yatıştırıp komşusunun kapısına çıktı, ama kapı cevap vermedi.
Yine de yılmadı. O akşam, oğlunun telefonunu bulup aradı:
Merak etmeyin, hemen arıyorum annemi.
Daha önce hiçbir aramayı bu kadar beklememişti Elif.
Annem iyi ama kimseyle görüşmek istemiyor. Çok üzülmüş. Bana hiçbir şey anlatmadı, sadece merak etmeyin dedi.
Elif olayın aslını anlatıp, ilgileneceğine dair söz verdi.
O gece Zeynep babasında kaldı, Elif ise komşuları dolaşıp olanları anlattı. Herkes çok üzüldü, çoğu yardım etmeye razı oldu.
Ertesi akşam gönüllüler toplandı. Bagajdan çıkan kutular alkışlandı. Uzun gece boyunca, Elif, Zeynepteki korkuyu hatırladı; ya o çocuk, ya bu ortam güzellik yerine tahribat hatırlatırsa Buna asla izin veremezdi.
Ertesi sabah, Elif başını dik tutup komşusunun kapısını çaldı.
Ayşe Hanım, ne olur açın, gerçekten önemli! Lütfen!
Kapı aralandı, Elif bir an gözlerine inanamadı.
Ne oldu Elif? Zeynep hasta mı? sesi cılız, bambaşka birine aitti.
Hayır, çok şükür iyi. Ama size çok ihtiyacım var, ne olur gelin benimle. Ne olur
Ayşe Hanım derin iç çekip paltosunu aldı.
Ama çok kalmam, iyi değilim bugün
Güneş birden gözünü aldı kadının.
Bir dakika kızım, hiçbir şey göremiyorum ki!
O sırada bir sessizlik oldu. Sonra birden gözlerinden yaşlar aktı. Karşıdaki manzara bir lale deniziydi. Bahçedeki tüm çiçek alanları, yeni çiçeklikler, hepsi lale dolu.
Nasıl olur bu? Kim yaptı?
Gelin Ayşe Hanım, beraber bakalım, Elif koluna girdi, teker teker anlattı. Size kıyamadığımız için elimizden geleni yaptık. Siz bana, bize, çocuklarımıza çok şey kattınız. Şimdi herkes burada. Hastalarınız, onları iyileştirdiğiniz çocuklar ve aileleri Hep birlikte bahçeyi tekrar güzelleştirdik. Dile kolay, sizin emeğiniz, sevginiz her yerde Ve çalışırsanız, daha fazlası da olur. Yeter ki bırakmayın bizi, Ayşe Hanım. Benim kaktüsler bile sizin ellerinizde diriliyor! Kendime bile çiçek yetiştiremiyorum, siz ise herkese hayat veriyorsunuz.
Ayşe Hanım gözyaşını sildi, doğruldu.
Bir dakika önce apartmandan çıkan yorgun kadın yoktu artık.
Hadi anlat bakalım Elif, neler ekmişsiniz, bir görelim bakalım!




