Dün sevgilim bana dedi ki:
Cumartesi çocuklar bizde toplanacak, sen ailenin yanına gidebilir misin?
Elimde fincanla donup kaldım:
Emre, yine mi?
Evet tabii. Ayda bir buluşuyoruz ya, biliyorsun, diye yanıtladı.
Evet, biliyorum. Ayda bir kere arkadaşlar bizim eve toplaşıp masa oyunları oynuyorlar ve Emre her defasında beni gece evden göndermemi rica ediyor. İki yıldır birlikte yaşıyoruz. Benim otuz bir, onun ise otuz dört yaşında. Arkadaşlarının hepsi otuz-otuz beş arası, hepsinin eşi ya da sevgilisi var. Ama ne hikmetse bir tek ben evden gitmek zorunda kalıyorum.
Ben de çekip ya anneanneme, ya aileme, ya da arkadaşıma gidiyorum sanki çocuk gibi, büyükler eğlenirken hadi sen bu akşam komşuda kal demişler gibi. Ve açıkçası bu durum insanı hem güldürüyor hem de sinir ediyor.
İlk Kadınsız Gün
Bir buçuk yıl önce başladı bu. Daha yeni eve taşınmışız.
Emre dedi ki:
Cumartesi çocuklar gelecek, masa oyunları oynayacağız. Sen bir yerlere gitmez misin?
Şaşırdım:
Neden? Burası ikimizin de evi.
Bugün bizde erkek erkeğe kafa dağıtacağız. Kimse rahatsız olmasın.
Diğer kızlar da mı gidiyor?
Hayır. Onlar zaten ayrı yaşıyor. Biz birlikteyiz diye sana zor olur.
Dedim ki içimden: Neyse, ilk seferden dert etmeyeyim. Arkadaşıma gittim.
Emre döndü, gayet keyifli:
İyi ki gittin, harika vakit geçirdik.
Bir ay sonra yine:
Cumartesi çocuklar geliyor. Sen ailene gitsen mi?
Ben aileye gittim.
Bir ay sonra, yine anneanneye.
Sonra tekrar arkadaşa.
Ve bir buçuk yıl boyunca: Ayda bir, kadınsız gün uğruna, kendi evimden çıkıp gidiyorum.
Ne Zaman Fark Ettim?
Geçenlerde öğrendim: Diğer kızlar, sevgilileri arkadaşlarıyla buluştuğunda evden çıkmıyorlarmış.
Maksutun sevgilisi Seline sordum:
Selin, çocuklar masa oyununda buluşunca sen nereye gidiyorsun?
Kız şaşırdı:
Hiçbir yere. Evde işlerimi yapıyorum, onlar başka odada oyun oynuyorlar.
Seni göndermiyorlar mı?
Niye göndersinler? Burası benim de evim.
Daha iki kıza sordum, onlar da Ben çıkmıyorum dedi. Bir tek ben halen kalk git modundayım.
Emreye sordum:
Neden diğerleri evde kalıyor da sen her seferinde benim gitmemi istiyorsun?
Düşündü taşındı:
Onların evleri geniş, iki-üç oda. Kız odada, biz başka yerde. Bizimki tek oda, sana zor olur.
Ben razıyım. Kulaklıkla kitap okurum.
Yok, sen gene de git. Herkes için daha iyi olur.
Herkes için. Yani bana değil; onlara.
Evden Gitmek: En Büyük Ayıp!
Her ay çantamı hazırlarken, kendi evimden dışlanmış gibi hissediyorum. Kiranın yarısını ödüyorum, bu da benim evim, ama ayda bir erkek gecesi için beni dışarı alıyor.
Anneannemde çantamla oturuyorum. O soruyor:
Yine tartıştınız mı?
Hayır babaanne, Emreye arkadaşlar geliyor.
Sen niye evinde değilsin?
Anlatmaya utanıyorum: Sevgilim rahat edecek diye evden çıkıyorum.
Aileme gidiyorum. Annem şaşkın:
Daha dün buradaydın kızım Yine mi geldin?
Emrenin kadınsız günü var, diyorum.
Annem susuyor; bakışı ise tam on ikiden
Çifte Standart Olur Da, Bu Kadar Mı?
Emre hep bana çok mütevazı, isteksiz kızsın der. Ona göre çok şanslı çünkü başkalarının sevgilileri restoran ister, hediye ister, yurt dışı ister.
Başkaları haftada iki kere restorana gidiyor, der bazen. Sen istemiyor, anlayışlı davranıyorsun.
Evet, istemiyorum. Ayda bir kafeye gitsek ne mutlu! Tatil? Daha hiç görmedi bu gözler.
Herkes altı ayda bir seyahate çıkıyor, diye devam eder. Sen mızmızlanmıyorsun, bravo.
Mızmızlanmam, çünkü biliyorum: Para yok. Parası olmamasına rağmen iyi kazanıyor!
Ama konu ben kalayım diyorum, iş değişiyor: Çok oluyor bu talepler havası.
Yahu ayda bir kere evden gitsen ölmezsin, diyor. Çok da zor şey değil.
Zor değil. Eşyaları topla, evini bırak, akrabanın köşesinde yat, yeter ki O rahata ersin.
Restoranda gözüm yok, tatili de unuttum. Ama kendi evimde kalmak istemek fazla lüks sayılmış!
Emrenin Annesi: Akıl Paketliyor
Yakınlarda annesi duydu bu durumu, dedi ki:
Neden sen gidiyorsun? Orası senin de evin. Otur, arkadaşlarıyla tanış.
Dedim:
Onların erkek partisi var, ben rahat edemem.
Başını salladı:
Sen onun kadınsın, hayatının parçasısın. Senden kaçırıyorsa, tuhaf.
Haklı kadın! Biz iki yıldır birlikteyiz, Emrenin arkadaşlarını doğru düzgün tanımam; hep kaçar gibi evden çıkıyorum.
Ama korkuyorum, yeni insanlarla kaynaşamam. Rahatım kaçar, Ne işi var burada, Emre kızı kovmuş diyecekler sanki.
Gerçek: Emreyi Bile Çok Da Aramıyorlar
Bir de şu çıktı. Emre bir kere çocuklara gidemeyince, onlar kendi aralarında toplanıyor ama Emreyi çağırmıyorlar.
Neden Emresiz buluştular? soruyorum.
Ben gelmeyeceğimi söyleyince, kendileri takıldı.
Beni davet etmediler ki, belki unuttular.
Ya da unuttular demeye diliniz varıyor!
Dahası, üç arkadaş evlenmiş, Emreye düğüne davetiye çıkmamış!
Maksutun düğününe niye çağırmadılar?
Bütçeleri dardı herhalde diye geçiştiriyor.
Bütçe falan; belki de o kadar değerli değildir bu dostluk.
Adam ayda bir çağırıyor, ben evden gidiyorum diye göbek atıyorlar, ama düğün? Tık yok!
Gerçek: Niye Talep Edemiyorum?
Bir haftadır düşünüyorum: Neden restoran istemem, neden tatil istemem? Neden evden çıkmaya razı oluyorum?
Çünkü korkuyorum. Eğer talep edersem, bu adam gider diye Emre hep ne iyi kızsın diyor ya, o rolü bozarsam terk edileceğim diye ödüm kopuyor.
O yüzden hazırlanıyorum, çıkıyorum, sırf ona kolaylık, yeter ki beni feda edeyim, yeter ki gitmesin.
Ama düşündükçe anlıyorum: Gitmesem bile artık kaybeden benim.
Yol Ayrımı:
Cumartesi geliyor; Kadınsız Gün tekrar sahnede. Emre sormaya bile gerek duymadan ima ediyor:
Ailene gitsen mi bu hafta yine?
Susuyorum. Kafamda deli sorular: Gidip yine kendimden mi fedakarlık yapayım, yoksa evde kalıp olay mı çıkarayım?
Gidersem: Aynı terane. Benim sınırım hiç önemli değil.
Kalırsam: Kavga, sen çok oldun!
Hangisi daha kötü bilmiyorum: Evimi bırakmak mı, yoksa evde kalıp suçlu hissetmek mi
Ama bildiğim tek şey, bu böyle devam edemez.
Hanımlar, sizden hiç sevgiliniz evden çıkmanızı istedi mi? Ne yaptınız? Beyler, erkek erkeğe günlerde gerçekten kızlar gitmeli mi? Hanımlar, sizden hiçbir şey istemiyor diye övgü aldınız mı, sonuç ne oldu? Beyler, arkadaşlar sizi kendi düğününe çağırmayıp, siz onları evde ağırlıyorsanız; buna arkadaşlık denir mi?



