O da aramızda.

O şimdi bizimleydi.
On iki yaşındaki kızım bir gün mutfağımıza tanımadığım bir kızı getirdi, ondan yemek vermemi istedi ve az sonra duyduğum bir sırla dünyam alt üst oldu.
Tencerede cızırdayan yarım kilo kıymaya baktım. Pahalıya almıştım, neredeyse 230 lira tutmuştu. Dört kişilik tacolar için yetmesi gerekiyordu. Şimdi ise beş kişiydik.
Anne, bu Zeynep, dedi Elif. Sesiyle rica etmiyor, adeta meydan okuyordu.
Zeynep buzdolabının yanında duruyordu, sanki duvarla bir olup kaybolmak ister gibiydi. Otuz derecelik sıcakta bol, kocaman bir sweatshirt giymişti. Spor ayakkabıları bantla tutturulmuştu. Gözlerini yere dikmiş, neredeyse boş görünen çantasını sımsıkı tutmuştu.
Kafamdan hızlıca hesapladım. Eğer biraz daha fasulye ve pilav eklersem, belki de kimse etin az geldiğini fark etmezdi.
Merhaba, Zeynep, dedim sahte bir gülümsemeyle. Hadi, bir tabak al.
Akşam yemeği zorlu geçti. Sessizlik can yakıyordu. Eşim, Zeynepe okulunu sordu.
İyi, efendim, dedi kibarca.
Ailesini sordu.
Çalışıyorlar, diye yanıtladı.
Çok aç biri gibi yemesine rağmen yine de nazik olmaya çalışıyordu. Ufak lokmalar, hızlı çiğnemeler. Üç bardak su içti. Her tabak uzattığımda hafifçe geriye çekiliyordu.
Kapı onun arkasından kapanır kapanmaz, Elife patladım. Bir ayın birikmiş stresi faturalar, artan gıda masrafları içimden taştı.
Bize sormadan eve öylesine yabancı getiremezsin! Zor zar kendi yemeğimizi çıkarıyoruz!
Anne, o açtı, dedi Elif.
O zaman kendi evinde yesin! Ya da okula söylesin!
Elif avucuyla tezgaha vurdu.
Evlerinde hiç yemek yok! Babası günde iki işte çalışıyor. Gündüz depoda, geceleri de dolmuş şoförlüğü yapıyor ki annenin tedavi masraflarını ödeyebilsin. Buzdolabı bomboş. Geçen hafta elektriklerini de kesmişler.
Donakaldım.
Bunu nereden biliyorsun?
Bugün Beden Eğitimi dersinde bayıldı. Hemşire ona meyve suyu verdi, kahvaltı yapmasını söyledi. Ama onun kahvaltısı da yok, akşam yemeği de yok. Okulda ücretsiz yemek yiyor, sonra yirmi dört saat başka lokma yok.
İçime bir ateş düştü.
Peki, neden rehber öğretmene söylemiyor? Sonuçta yardım programları var?
Elif gözlerini olgun, büyümüş birinin ciddiyetiyle bana çevirdi:
Söylerse Sosyal Hizmetler gelir. Buzdolabını görürler, babasının ne kadar çalıştığını anlarlar. Onu alıp götürürler. Babası yıkılır, işini kaybeder. O sadaka istemiyor. Sadece ailesinden ayrılmadan yaşamak istiyor.
Bir tabureye oturdum. Öfkem buhar olup uçtu. Yerini buruk bir utanç aldı.
Ben yarım kilo kıyma ile nasıl yetiniriz diye düşünüyordum, o ise babasını kaybetmenin korkusuyla boğuşuyordu.
Onu yine getir, diye fısıldadım.
Yarın mı?
Her gün. Ben dur diyene kadar
Zeynep ertesi gün de geldi. Sonra ertesi gün de. Bu sessiz bir rutin oldu artık. Ben yemek hazırlarken tezgahın köşesinde ödevini yapıyor, bizimle yiyip sonra gidiyordu.
Hiçbir zaman bir şey istemedi. Asla şikayet etmedi. Sadece yedi.
Üzerine konuşmuyorduk. Yoksulluk, hele ki Türk evlerinde, çoğu zaman mahrem bir sır gibidir. Sofranda otururken bile
Üç yıl geçti. Her şeyin fiyatı arttı. Bizim de durumumuz zorlaştı. Ancak sofrada her zaman bir tabak fazladan eksik olmadı.
Lise mezuniyet töreni günü, Zeynep cübbesiyle bizim salonda duruyordu. Okul birincisi olmuştu. Mühendislik fakültesinden burs kazanmıştı.
Bana bir not uzattı. İçinde, uzaktan arabasında birkaç kez gördüğüm babasıyla çekilmiş bir fotoğraf vardı.
Pek fazla konuşmadım, biliyorum, dedi titrek bir sesle. Yanlış bir şey söylerim diye korktum, yük olduğumu sanırsınız diye.
Hiçbir zaman yük olmadın, dedim.
Yüzlerce defa sizin yemeğinizden yedim, dedi gözyaşları içinde. Babamı yargılamadınız. Beni sadece doyurdunuz. Sayenizde ayakta kalabildim, ailem bozülmeden bugüne gelebildi.
Ben de ağladım. Kimseyi kurtardığımı sanmıyordum. Sadece daha fazla makarna koymuştum tencereye, biraz daha su eklemiştim çorbama.
Ama gerçek şu: İnsan kendine gel diyemez, eğer doğrulacak gücü yoksa
Şimdi Elif üniversitede okuyor. Geçen hafta beni aradı:
Anne, bayramda bir arkadaşımı getireceğim. Yurdu kapatıyorlar, onun memlekete gidecek parası yok.
Tamam, dedim.
Çok yer biliyor musun?
Daha büyük tavuk alırım, dedim.
Çocuğunun arkadaşlarına dikkat et:
Şu sessiz olanına.
Yaz günü kocaman hırka giyene.
Dün akşam ne yediğini hiç anlatmayanına.
Bir kurtarıcı aramıyorlar.
Devlet de istemiyorlar.
Sadece açlar.
Fazladan bir tabak koy sofraya.
Soru sorma.
Sadece yemeğini paylaş.
Bu, hayatta en insanca işlerdendir.

Rate article
Lifequest
O da aramızda.