Mehmet son işine doğru giderken bir huzursuzluk içindeydi. Badanacı bir kadının evindeki musluğu değiştirmiş, tam çıkmaya hazırlanıyordu ki ofisten aradılar: Bir adrese daha gitmen lazım. Mutfak musluğuna bir bakıver dediler.
Mehmet, altı aydır İstanbulda küçük bir tamir, tadilat ve temizlik şirketinde çalışıyordu. Kendi aracı vardı, işini seviyordu; ne zaman isterse izin alabiliyordu. Yine de böyle geç saate kalan işler canını sıkıyordu.
Belirtilen apartmana vardığında zile bastı. Kapıyı, on yaşlarında ciddi bakışlı bir oğlan açtı. Yanında, gözleri kocaman, sarı saçlı, kendisinden biraz küçük bir kız çocuğu vardı.
-Evde büyük yok mu? diye şaşkınlıkla sordu Mehmet.
-Annem birazdan gelir, buyurun içeri. Mutfak musluğu damlatıyor, altına bez koymaktan yoruldum. Şuradaki kabloyla sarmıştım ama nafile Endişelenmeyin, paramız da var, diye aceleyle ekledi çocuk.
Mehmet tereddüt etti, ama annem az sonra gelir sözüne kandı. Mutfakta musluğu söküp valfi yenilediği sırada küçük kız da dayanamayıp araya girdi:
-Masanın ayağı sallanıyor, bir de şalter çalışmıyor, dedi usulca.
-Babam olsa her şeyi hallederdi ama babam pilot. Hep uzakta, hep gökyüzünde Hiç dönemiyor eve, diye annesinin sözlerini ezberden tekrarlıyordu.
O anda kapı açıldı, anneleri geldi. Adı Sevdaydı, 35 yaşlarında, güzel ama yorgun bir yüzü vardı; gözlerinden sadece biraz dinlenmek istediği belliydi.
-Oğlum, yine başının çaresine bakmışsın, dedi Sevda, şaşkın ve hafif gücenmiş bir sesi vardı.
-Anne, ne zamandır usta çağıracağım diyorsun, çağıracağım Ben çağırdım işte, dedi çocuk gururla.
Sevda ödeme yaptı, küçük kız masanın ayağını ve şalteri hatırlattı. Yarın tekrar gelmek için sözleştikten sonra Mehmet kartını bıraktı.
Oğlan adı Emirdi çöpü atmaya çıkarken, Mehmetle birlikte yürüdü. Merdivende, birden ona sarılıp hüzünle fısıldadı:
-Aslında bizim öyle bir babamız yok Annem uydurdu. Bizi çocuk sanıyor, anlamıyoruz zannediyor. Olsaydı, bir kere de olsa gelirdi Hediyeleri de hep annem alıyor aslında. Geçen ay Elifin doğum gününde o bebeği kendi seçti, sonra baban gönderdi dedi sizce doğru mu?
Mehmet boğazında bir düğümle cevap verdi:
-Olur mu öyle, belki de gelemiyordur, dünya bu dedi ama Emir inanmadan başını önüne eğdi.
Mehmet o gece uyuyamadı. Pilot Bu kelime içinde fırtınalar kopardı. Çünkü Mehmet de bir zamanlar pilottu. Hem de iyi bir pilottu
Büyük şehirlerde yaşayan, yurtdışına uçan bir adamdı Mehmet. Eşi güzeller güzeli bir kadındı. Mehmet gökleri severdi, o ise, Sen uçarken ben burada çocuklarla mı boğuşacağım? Olmaz! diyordu.
Bir gün, eşiyle birlikte yurtdışına taşınmayı teklif ettiler. Orada akrabaları vardı. Mehmet ısrarla reddetti, eşi ise boşanıp gitti. Mehmet uçuşa devam etti. Derken hastalandı; uçamaz oldu, erken emekli edildi. Uçuş saatleri, madalyalar, diplomalar, hepsi anlamını yitirdi.
Küçük bir Anadolu kasabasına, yaşlı annesinin yanına taşındı. Yarım yıl anasını mutlu etti, sonra onu da kaybetti.
Bir aya yakın hayatı darmadağın halde geçti; yalnızlığı içkiyle bastırmaya kalktı. Ta ki bir gece rüyasında annesini mahzun görüp, sabahleyin arkadaşlarını evinden kovana kadar Sonra, tek başına kaldı. Evin küçük bir tadilatını yaptı, gazete okurken bir ilan gözüne çarptı: Şirketimize, aracı olan ustalar alınacaktır. Hem meşguliyet, hem üç-beş kuruş para olur diyerek başvurdu.
Ertesi gün, tekrar Emirlerin kapısını çaldı. Eve girince masanın ayağını onardı, şalteri yaptı, koridordaki rafı düzeltti, mutfak dolabının kapaklarını vidaladı. Sonra banyoya geçince durakladı:
-Burada büyük tadilat lazım, dedi ciddi bir sesle.
-Hazır olursanız başlarsınız, dedi Sevda. Biraz birikmiş paramız var, size yeter.
İki gün çalışırken daha çok sohbet ettiler. Sevda, bir devlet anaokulunda öğretmendi. İkram ettiği akşam yemeğinde çocuklar da Mehmete sarıldı:
-Siz de gelin, çok yoruldunuz dedi Elif. O akşam, çocuklar uyurken masa başında çaylar demlendi, yalnızlıklar paylaşıldı.
Mehmet hiçbir zaman bu kadar açık anlatmamıştı geçmişini. Sevda ise dinlemeyi bilen, yumuşacık sesli bir kadındı.
Kısa süre önce yaşadığı iki başarısız evlilikten iki çocukla çıkmış, hayata tutunmaya çalışıyordu. Pilot bir baba hikâyesini ise çocuklar büyüyünce gerçeği anlatmak üzere uydurmuştu.
Mehmet gece geç vakit evden çıktı, Yarın yine gelirim, işler bitmedi, dedi.
Ertesi akşam, Sevda kapıyı açınca karşısında Mehmeti pilot üniformasıyla, elinde bir demet çiçek ve pastayla buldu.
-Baba! Pilot babam geldi! diye sevinç çığlığıyla Elif ona koştu, boynuna sarıldı.
-Meğer yıllardır aradığınız benmişim! Ama ilk geldiğimde sizi tanıyamadım, çok özlemişim Öyle değil mi Sevda? dedi Mehmet; gözlerinde koca bir umut, Sevdanın cevabını bekliyordu.
Sevda gözyaşlarını tutamadı, sadece başını sallayabildi. Böylece, eksik Sevdanın ailesi tamam oldu.
Emir bir süre sonra inandı ki, artık gerçek bir babası vardı. Mehmet, Emir ve Elifi resmen evlat edindi; bir buçuk yıl sonra ise ailenin üçüncü çocuğu dünyaya geldi.
Hayat işte böyle ansızın kollarında yeni umutlar filizlendiriyordu.
Sevgili dostlar, daha fazla hikaye okumak isterseniz yorum bırakmayı ve beğenmeyi unutmayın; yazmaya devam etmemiz için bu çok önemliVe Mehmet, her sabah mutfakta çay demlerken gökyüzüne bakmayı ihmal etmedi. Artık uçmak için bir kokpite değil, gülüşleriyle evi aydınlatan çocuklarına ve Sevdanın huzurlu bakışına ihtiyacı vardı. Bazen, pencere önünde dalıp gider, usulca mırıldanırdı: Hayat, gerçek mucizelerini yeryüzünde saklıyor.
O günden sonra, evin kapısından giren her damla ışık, eski yaralarını bir nebze daha onardı. Mehmet, Sevdanın saçına ilişen güneş, Emirin dik başlılığı, Elifin neşeli çığlığı, küçük bebeklerinin minik parmakları oldu. Ve her akşam masa başında anlatılan eski bir pilotun hikâyesi, artık yalnızca geçmişi anlatmazdıaynı zamanda yepyeni bir başlangıcın müjdesiydi.
Dışarıda şehir büyür, zaman usulca akarken, içeride hep bir masa dolusu aile, gözlerinde sıcak bir tebessümle hayata inanmaya devam etti. Çünkü bazen tamir edilen en güzel şey, kalbin kırık köşeleriydi.
Ve kim bilir, belki de gerçek kahramanlar bazen tamirci tulumunda, elleri anahtarlı, yüreği sevgiyle dolu kişilerdi.




