Eskiden, yıllar önceydi. Bir sabah işe gitmek için aceleyle evden çıkan Songül, daha apartmanın kapısından adımını atar atmaz bir şeyi unuttuğunu fark etti; telefonu evde kalmıştı. Of, dedi içinden, yine başıma iş açacağım… Hemen geri dönmeye karar verdi. Asansöre bindi, sekizinci kata çıkarken birden asansör durdu ve hareket etmedi. Songül içeride mahsur kaldı.
Orada, karanlıkta ve sessizce kurtarılmayı beklerken apartmandan gelen ayak sesleri ve alçak sesle yapılan bir konuşma duymaya başladı. Birinden gelen sesi tanıdı; kocası Cemaldi. Ancak Cemal yanlız değildi. Onun yanında Melike adında başka bir kadın da vardı. Songülin kulaklarına inanası gelmiyordu. Kapı aralığından Cemalin sesi yankılanıyordu:
Canım Melike, seni öyle özlüyorum ki Akşamı iple çekiyorum, yine birlikte olacağız.
Melike hafif gülümseyerek cevapladı:
Bu gece seni ondan sonra bekliyorum. On buçuktan sonra gel.
Cemal sordu:
Senin eşin yine gece nöbetinde mi?
Melike başını sallayarak hafif bir tebessümle karşılık verdi:
Tüm bu hafta gece nöbetinde olacak. Dokuz buçukta çıkıp sabaha karşı eve dönüyor. Bu yüzden acele etmeliyiz, az vaktimiz var.
Cemal birden huzursuzlandı:
Şu asansör neden bu kadar bekletiyor, aklım almıyor! dedi.
Cemal ve Melike, dört dakika kadar asansörün önünde konuştular. Önceleri asansörün bozulduğunu anlamamışlardı. Durumu fark edince merdivenlerden inmeye başladılar. Cemal ara sıra Melike’ye son zamanlarda onunla geçirdiği güzel anlar için teşekkür ediyordu.
Songül önce kendi kulağına inanamadı. Bu sesi kaç kişi çıkartır ki… dedi. Ama Melike açıkça Cemalin ve Songülün isimlerini söyleyince, her şey açıkça ortaya çıktı. O an Songül anladı ki kocası, apartmanın sekizinci katında yaşayan komşuları Melike ile onu aldatıyordu.
Bunu duyunca içinden şöyle geçirdi:
Demek yürüyüş bahanesiyle sekizinci kata, Melikenin yanına çıkıyormuş. Az akıllı değilmişsin Cemal… Bundan sonra akşam yürüyüşleri sana dert olacak, bunu asla unutamazsın.
Az sonra apartman görevlileri gelip asansörü açtı ve Songül dışarı çıkabildi. Artık kafasında bir plan şekillenmişti.
O akşam saat tam ona gelirken Cemal, her zamanki gibi Biraz yürüyüşe çıkacağım, temiz hava alıp gelirim, dedi.
Songül itiraz etti:
Cemal, dışarısı yağmurlu, gitmesen daha iyi olmaz mı? Balkonda biraz hava al, hem üşütmezsin.
Ama Cemal diretince:
Balkon yetmez Songül, biraz yürümem lazım, sağlığa iyi geliyor. Merak etme, şemsiyemi alırım, diye cevapladı.
Songül hafifçe gülüp başını salladı:
Sen bilirsin, ama pek iyi hissetmiyorum bugün, içimden bir his var. Gitmesen daha iyi olurdu.
Cemal ise aldırmadı:
Aman Songül, yine mi batıl inançlar! Bir saat, bilemedin bir buçuk saate dönerim, deyip çıktı.
Fakat bu sefer işler yolunda gitmedi. Yarım saat sonra Cemal hızla geri döndü, kapıyı çaldı. Songül ise zinciri çekip biraz araladı.
Şemsiyen nerede? Palton, ayakkabıların? Neden üzerindekiler eksik? diye sordu.
Cemal heyecanla cevap verdi:
Sokağın başında birkaç delikanlı yanıma geldi, her şeyimi alıp kaçtılar! Ne olur çabuk içeri al, donuyorum.
Songül soğukkanlılıkla:
Eşyalarını topladım, hepsi çöp odasının yanında. Melikeye selam söylemeyi unutma! dedi.
Melike kim? diye şaşırdı Cemal.
Sekizinci kattaki Melike deyip kapıyı kapattı ve televizyonun karşısına geçti.
İçinden şöyle geçirdi:
Çok şükür çocuklarımız büyüyüp gitti, bu rezillikleri görmediler
Cemal apar topar çöp odasına koştu. Orada valizini buldu, üstünü giydi ve apartmandan çıktı. Arkasına bakıp derin bir nefes çekti. Sonra kendine bir taksi çağırıp annesine gitmeye karar verdi.
Burada anladı ki, telefonu Melikenin evinde kalmış. Tekrar apartmana dönüp Songülden telefonunu istemeye çalıştı. Ama yine asansörde mahsur kaldı. Meğersem bütün apartmanda elektrikler kesilmiş.
Tesadüfe bakın ki, Cemal de Songül gibi sekizinci katta asansörde kalmıştı. Elektrikler gelene kadar orada mahsur kaldı. Bu sırada Songül çoktan işe gitmişti. Anahtarlar Songüle aitti, Cemal ise anahtarı olmadan ortada kaldı.
Merdivenden inerken, bu sefer Melikeyle karşılaştı. Melike de elinde küçük bir bavulla asansör bekliyordu.
Telefonum sende mi? diye sordu Cemal.
Melike biraz çekinerek cevap verdi:
Evet, elinde. Eşyaların da bende.
Ne güzel… dedi Cemal uzaklara dalıp bakarak.
Sonra birlikte asansöre bindiler. Ama şehirdeki taksiler yollarını ayırdı Ve o günden sonra Songül ne Cemalden, ne de Melikeden bir daha haber aldı. Zamane işleri işte.




