Viktor arabasıyla bir köye doğru ilerlerken, yol kenarında yalnız başına bekleyen bir genç kız fark etti. Hava kararmıştı ve etraflarında başka hiç kimse yoktu. Viktor arabasını durdurdu. – Beni götürebilir misiniz?

Veysel arabasıyla bir köy yolunda ilerlerken, yol kenarında yalnız başına bekleyen bir genç kız fark ediyor. Akşam olmuş, etrafta in cin top oynuyor. Arabayı yavaşlatıp duruyor.

Götürebilir misiniz? diye soruyor kız.

Tabii, gel buyur, diyor Veysel. Şu anda buralarda pek araba geçmiyor zaten. Uzun zamandır mı bekliyorsun?

Evet, diye yanıtlıyor kız ve aniden ağlamaya başlıyor.

Veysel şaşkınlıkla ona bakıyor.

Kamyonuyla yola çıkalı az oldu. Kabinde, annesinin evden yolculuğa hazırlayıp getirdiği sıcacık patatesli böreklerin kokusu hâlâ buram buram yayılıyor. Bugün bayram olsa da çalışması gerekiyor; teslim etmesi gereken yükü var.

Bir börek daha alıp iştahla mideye indirirken radyoyu açıyor. Neşeli bir şarkı yayında, keyfi iyice yerine geliyor.

Akşam karanlığında bir köyün girişine geliyor. Yolun kenarında, otobüs durağına yaklaşırken karşısına elini kaldırarak otostop yapan bir kız çıkıyor. Kız epeyden beri bekliyor olmalı ki Veyselin kamyonu durunca sevinçle koşup yaklaşıyor.

Beni götürebilir misiniz? diye soruyor kız. Üzerinde ince bir ceket, titriyor.

Tabii, gel otur. Buralarda pek araba yok, bu saatte iyice tenha. Çok bekledin mi?

Evet, çok bekledim, diyor ve birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor.

Veysel şaşkınca bakıyor.

Bir şey mi oldu? diye soruyor Veysel.

Kız arada hıçkırarak anlatmaya başlıyor:

Benim adım Yelda. Bugün Hıdırellez, hafta sonu da tatil. İşyerindeki bir arkadaşım beni köyüne, yazlığa davet etti, gel hem hava değişikliği olur hem bayramı birlikte kutlarız dedi. Eşi mangal yapacak, herkes birlikte güzel bir masa kuracaklar.

Arkadaşım, durağın hemen yanında market var, geldiğinde beni ara dedi. Ben de evde yalnız kalmak istemedim, geçen hafta sevgilimle ayrılmıştım. Onun ısrarına dayanamadım, geldim.

Yanlış otobüse binmişim meğer; inince telefon ettim, durakta market var mı diye. Etrafta sadece boş tarlalar, köy uzakta. Bir de baktım ki bindiğim otobüsün üstünde Kızılca yazıyor; gideceğim köyun adıysa Çamlıca olması lazımdı.

Otobüs çoktan gitmişti Aradım bir şey yapamadım, bağırdım ama duyan olmadı. Bir süre sonra anlamıştım ki o da günün son otobüsüymüş. Şehre giden araç da yok. Yola çıkıp otostop deneyim dedim, baktım gelen yok. Üç saate yakın burada bekledim.

Siz olmasaydınız, ne yapardım bilmiyorum. Çok teşekkür ederim

Artık senli benli olalım, kız kardeşim, dedi Veysel gülümseyerek.

Yelda başını sallayarak küçük bir gülümseme ile karşılık verir.

Veysel, Yeldayı hemen ısındı: Sade, sempatik, alçakgönüllü ve kendi başının çaresine bakabilen biri. Kamyonu yana çekip duruyor:

Bak donmuşsun, şimdi sıra yemekte. Annem enfes patatesli börekler yapar, sıcak sıcak burada var.

Yemeklerini bölüşüyorlar. Yeldanın çantasında da sucuk, biraz beyaz peynir ve bitter çikolata var.

Geceyi birlikte geçiriyorlar; Yelda üst yatakta, Veysel ise koltuklarda uyuyor. Yatarlarken Yelda sessizce soruyor:

Veysel, evli misin?

Hayır

Neden?

Az önce hoşlandığım birini tanıdım ama ona daha açılmadım, o kadar.

Anladım

Neyse, şimdi uyuyalım. Sabah yükü yetiştirmem lazım.

Sabah yola devam ederlerken Yelda gülerek, İlk defa böyle bir macera başıma geliyor, iyi ki olmuş, diyor. Yol boyunca Veyselin içi giderek daha çok ısınıyor ve bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyor.

Kente yaklaşırlarken Veysel Yeldadan telefon numarasını istiyor.

Hoşlandığın o kız ne olacak peki? diyor Yelda hafif gülerek.

Ben zaten senden bahsediyordum, diyor Veysel ve gülmeye başlıyor. Çok hoşuma gittin ve bu tesadüfi tanışıklığın devam etmesini isterim, tabii sen de istersen.

Ben de isterim. Hem gerçek bir adamsın, beni zor durumda bırakmadın, yol boyunca da çok efendiydin.

Nisan ayında, Veysel ve Yelda nikah masasına oturuyorlar. Bazen hayatın sürprizleri, insanı en mutlu eden kader oluyorDüğünlerinde, köy yolunda tanıştıkları gibi mütevazı ama sıcacık bir masa kuruluyor. Anneleri patatesli börek, Yelda’nın arkadaşı peynir getirmiş. Eski radyodan neşeli şarkılar çalıyor; Veysel ve Yelda ilk danslarını gökyüzüne gülümseyerek yapıyorlar.

O gece gökte yıldızlar daha parlak, annesinin börekleri ise hiç olmadığı kadar lezzetli geliyor. Hayatta bazen en yolun sonu sanılan yerde yepyeni bir başlangıç olur. Ve Veysel, Yeldanın avuç içindeki o tanıdık sıcaklığı hissederken şöyle fısıldıyor: İyi ki o akşam, yalnızca yolu değil, kalbimi de bulmuşum.

Uzaktan bir köy düğünü neşesi yükseliyor; yollar birbirine kavuşuyor, hayat tesadüflerle gülümsemeyi yeniden öğreniyor.

Rate article
Lifequest
Viktor arabasıyla bir köye doğru ilerlerken, yol kenarında yalnız başına bekleyen bir genç kız fark etti. Hava kararmıştı ve etraflarında başka hiç kimse yoktu. Viktor arabasını durdurdu. – Beni götürebilir misiniz?