Emekli Nevin Hanım ya da herkesin dediği gibi Nevin Abla oflaya puflaya yatakta dönmeye çalışıyordu. Eklem ağrıları artmış, ayakları fena şişmişti. Hastane hastane dolaşmaktan, ilaçlardan bıkmış usanmıştı artık.
Ömrü boyunca yalnız yaşamıştı, hiç evlenmemişti. Gençliğinde büyük bir aşkı olmuş, o aşktan dünyaya tek oğlu gelmişti. Tam o sırada, kapı zili çaldı. Zar zor kalkıp kapıyı açtı.
Kapıda oğlu Barış, gelini Derya ve yanında dört yaşındaki torunu Arda ile koca bir köpek duruyordu. Arda, minicik elleriyle bir oyuncak araba tutuyordu. Yanlarında da kocaman bir köpek vardı.
– Annecim, hızlıca geldik. Hemen geri dönmemiz lazım. Arda ve Kuzu sende kalacak. Beş gün içinde döneriz. Alırız onları, dedi oğlu.
Nevin Abla iyice kapı pervazına yaslandı:
– Ama… Ben hastayım, hareket edemiyorum, nasıl…? diyebildi yalnızca.
Derya ise hemen atıldı:
– Sizi rahatsız etmek istemezdik, ama sekiz saatlik yol. Hem çocuk hem köpekle gitmek imkansız. Benim annem… Artık yok, deyip hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Arda da ağlamaya başladı, köpekte acı acı içini çekti sanki. Nevin Abla ise içinden Bir şeyler yapmam lazım! diye geçirdi.
Hastalığı da altı ay önce ansızın başlamıştı.
Nevin Hanım henüz altmış yaşında bile değildi. Ama çevresine bakınca, bastonlu nice yaşlı insan görürdü. Sağlık dediğin, bir anda elden gidiveriyor.
Gelin tarafı, Deryanın annesi Şükriye Hanımın da hastalığını biliyordu. Deryanın babası Sedat Bey yıllar önce göçüp gitmişti. Şükriye Hanım hastalıktan erkenden aramızdan ayrılmıştı. Üstelik Nevin Abladan daha gençti.
Barış ve Derya, hızla çıkıp gittiler. Şimdi Nevin Abla, güçlü omuz ve diz ağrılarıyla torunu ve köpeğe bakıyordu.
Arda köpeğe sarılmış, o da Ardayı usulca yalayıp duruyordu.
– Arda, bu köpek ısırmaz değil mi? Ne kadar kocaman! Bari oyuncak gibi bir köpek alsaydınız. İsmi ne? diye sordu şaşkınca.
Arda gülümsedi:
– Büyükanne, bu bir İngiliz Bulldogu. Çok güzel! İsmi de Kuzu! Köpek çok uysaldır, deyip köpeği okşamaya devam etti.
Nevin Hanım endişeyle sordu:
– Yürüyüşe çıkarılması gerekmiyor mu bunun? Ben ne yapacağım şimdi?
Ömründe bir iki kedi dışında evcil hayvan bakmamıştı, hele köpek hiç beslememişti.
İçini acıtan bir hüzün, erken aramızdan ayrılan Şükriye Hanımın kaybıydı.
Ama şimdi hastalıklarıyla, hem hareketli bir çocukla hem de koskoca bir köpekle nasıl baş edecekti, aklı almıyordu.
Arda ise kararlıydı:
– Anneanne, mama da lazım. Hem et sever, hem de pilav! Şimdi yürüyüş zamanı, hadi! tabanları yağlamış, çizmelerini giymeye gitmişti.
Nevin Abla ise ne giydiğini bilmeden dışarı çıktı. Arda bir elinden, bir eline de köpeğin tasmasını tutuşturdu. O şekilde sokağa çıktılar.
Bir haftadır dışarı çıkmamıştı, çok kötüydü. Ama başka çaresi yoktu. Ağrılar, gözyaşları arasında Ne yapayım Yarabbim? diye içinden dua etti. Yardım edecek başka kimse yoktu; torunu ve köpek ondan başka kime kaldı?
Kuzu, sanki her şeyi anlamış gibi, gayet sakin yürüdü. Yolda ne havlayan köpeklere baktı ne de havlamaya çekiştirdi. Nevin Abla içinden ona saygı duydu; komşu kadınların yanından geçerken belini doğrultmuştu.
– Hayırdır, torunun ve köpeğin mi geldi? Hani hastaydın? Nasıl bakacaksın hem çocuğa, hem de koca köpeğe! Sonun iyice kötü olacak bak benden söylemesi! Evladım, niye ihtiyar nineye bırakıldın? Köpeği de getirmişsiniz! Senin annen-baban yok mu, bunları ona yıkmışsın! diye beşinci kattaki Zehra Teyze bağırdı.
Nevin Abla, torununun elinin titrediğini hissetti. Hatta koca Kuzu bile öyle bir başını salladı ki, sanki kızıyordu.
– Hadi oradan, dedikoducu kargalar! Sizin torununuz yok, kıskanıyorsunuz! Ben istedim Ardayı getirsinler. Hem köpek hepten özel, şampiyonmuş sergilerde! Bir daha çocuk önünde konuşursanız, sizle konuşmam ona göre! dedi taş gibi, hızla ilerleyerek.
– Dinleme onları Arda, büyükanne seni çok seviyor! asansörde torununu kucakladı.
– Anneanne… Sen de göğe gidecek misin? Anne-baba dedi ki, babaannem orada olacak artık. Dede de orada. Başka kimsem yok… Anneanne, bırakma beni! deyip ayaklarına sarılarak ağladı Arda.
Nevin Hanım oğluna sarıldı:
– Kıyamam sana evlat! Büyükanne hep burada olacak. Hem okula, hem üniversiteye, hatta askerden bile seni ben karşılarım! Hep yanında olacağım deyip gözyaşlarını gizledi.
Ne kadar zorlansa da, yemek hazırladı, markete gitti. Akşam yine Kuzu ile yürüyüşe çıktı. Her zamanki gibi yanından ayrılmadan yürüdü.
Torunu ve köpek uyuyunca ilaçlarını içti. Her yeri ağrıyordu, sanki tüm gün inşaatta çalışmış gibiydi. Ama bir yandan da Bu evdekilere ben gerekliyim, başka kimseleri yok, diyordu.
– Allahım, bana güç ver. Ağrılarımı hafiflet. Kendim için değil, torunum için yalvarıyorum, diye sabaha kadar dua etti.
Ertesi gün birlikte oyun oynadılar, yerde sürünürken, Yıllardır bunu yapmamıştım, diye düşündü içinden. Beraber pilav pişirdiler, sonra Kuzuyu yıkadılar; bahar çamuruna bulanmıştı!
Bir anlık içinden gelen bir sevgiyle, koca köpeği öptü.
– Ben niye bu köpekten ilk başta korkmuşum ki? Ne tatlı, ne akıllı şeymiş! diye güldü kıyıdan.
– Arda, bu Kuzunun ismi neden Kuzu? diye sordu.
Arda güldü:
– Çünkü tencere yemeğini çok sever! Asıl adı T ile başlıyor, çok havalı da… Kuzu daha güzel! dedi keyifle.
Günler su gibi geçti. Masallar okundu, Arda büyükannesine tabletten nasıl masal izleyeceğini bile gösterdi.
Harfleri öğrendiler, uyanık çocuk kelime kurmaya başladı. Kuzu elinde kalan dondurma ya da peynir dilimi için sırnaşıyordu.
Bir gün Barış aradı:
– Annecim, nasılsın? Mecburduk, daha birkaç gün uzayacak. Allah sabır versin. Hasta halinle Arda ve köpekle baş ediyorsun ya
Nevin Hanım hemen atıldı:
– Olur mu öyle şey evladım! Ben büyükanneyim, elbette bakarım onlara! Siz dert etmeyin, ne kadar gerekirse kalın. Deryayı kollayın, anası yok artık yanında. Sağlığım gelir geçer, insan isterse her sorunu aşar!
Barış ve Derya eve gelince, gözlerinde telaş vardı. Hasta Nevin Hanım nasıl, Arda ve köpek ne haldeydi kimbilir?
– Barış, bak bak Oradaki! Senin annen koşuyor galiba! dedi Derya.
– Vallahi o! Annem bir alem ya! hayretle söyledi Barış.
Nevin Abla ise sahada top sürüyordu. On yıldır koşmamış gibiydi. Arda ve Kuzu kahkahalarla peşinden koştu.
Ayrılık vakti geldiğinde, Arda büyükanneye sarıldı, ağladı.
– Arda, iki haftaya görüşeceğiz yine! Lunaparka gideriz, dondurma yeriz! Bekle beni. dedi gücüne güç katarak, yakın zamanda su bile taşıyamayan kollarından torununu kaldırdı.
– Anne, dikkat et! Ağır artık o! dedi Barış.
– Olsun, bekle beni Arda! Her şey güzel olacak! Kuzu, sana da yakında geleceğim. Beraber gezmeye çıkarız! dedi gülerek Nevin Abla.
İşte o benim apartman komşum. Kendi anlattı bu yaşadıklarını bana. O kadar hastaydı ki zor yürüyordu. Ama bir anda toparladı. Mahallede hâlâ herkes şaşkın!
– Beni Arda ve Kuzu iyileştirdi. Ağrılar var mı, var. Ama önemli değil. Yatarsan bir daha kalkamazsın. Kendini üzersen, durum daha kötüye gider. Bazen doktor, bazen ilaç yetmez. Ama sevgi, inanç mucize yaratıyor! Onlar bensiz ne yapar, diye düşündüm. Ve ayağa kalktım! Çünkü bana ihtiyaçları var.
İşte yaşam nedeni bu! Kimimiz için çocuklarımız, kimimiz için eşimiz, kimimiz için kedimiz-köpeğimiz. Onlar için hayata tutunmalıyız.
Allaha dua edin, gücünüzü toplayın. İnsan umduğundan daha güçlüdür. Zor zamanlarda vücut gizli bir güç bulur!
Her güne şükredip, hayata sevinerek bakın! – diye tavsiye etti bana Nevin Abla.
Canım dostum, eğer hikayenin devamını merak ediyorsan, yorumunu bırakmayı ve kalbini esirgememeyi unutma. Bu desteklerle daha nice hikayeler paylaşmaya devam edelim!




