Güldüğünüz Kadar Gülün: Hayatın Tadını Çıkarın

Gülün Elinizden Geldiğince

Ama öyle içten bir kahkaha değil; ansızın patlayan, odanın havasını ısıtan gülüşten bahsetmiyorum. Hayır. Bu çok daha soğuk, ince, köşeli bir gülüştü. Bir salonda yankılanan, alışkanlığa dönüşmüş, kötülüğün kristal kadeh içinde, altın avizelerin altında, elinde şampanya ile sunulduğunda makbul kabul edildiği insanların gülüşü.

O büyük bağış gecesinde her şey parlıyordu. Masalarda bembeyaz örtüler kusursuzdu, çatallar bıçaklar askeri hassasiyetle diziliydi, şamdanlardaki ışıklar yüzleri olduğundan daha yumuşak gösteriyordu. Lüks, kontrol, eski zenginlik havada geziniyordu. Her şey güçlü insanlar için sahnelenmiş dekor gibiydi; sesi alçak çıkan ama nasıl olsa dinleneceğini bilen insanlar için.

Ve bu kusursuz kurgunun tam ortasında ben duruyordum.
Kürsünün hemen önünde, zarif biçimde dikilmiş, sade beyaz elbisemle ayaktaydım. O geceyi simgeleyen bir kıyafet seçmiştim; ne çekicilik, ne de meydan okuma için. Herkesin önünde, aile vakfının onuncu yılını kutlamak için Resmi olarak hayır işlerinin gecesiydi. Hayırseverlik dedikleri, en çok alanların birazını geri verdiğinde kurtulduğu o büyülü kelime.

Sağımda kocam Onur Akay duruyordu. Bakımlı, siyah takım elbisesi kusursuz üzerindeydi. Güya mutlu aile tablosu için sırtıma nazikçe dokunuyordu. Solumda ise az geride ablası Esra Akay vardı; bordo elbisesiyle ışıldayan, gururlu duruşu, koyu kırmızı ruju ve zarif kibriyle insanları ezmeye doğmuş biri gibi Bu ailenin sessizliğini beş yıl boyunca iyi öğrendim.

Biraz fazla uzun süren bakışlar. İçinde ince bir bıçak saklayan iltifatlar. Davetler dediğin asla reddedilmeyen mecburiyetler. O kadar kibar ki hakaret olan mazeretler. Akaylarda bağırılmaz, düzeltilir; haddini bilirsin, gülümsemenle aşağılanırsın.
Tüm bildiğim yolları denedim.

Başta kültür farkı sandım; onlara alışmakta zorluk çektiğime inandım. Haklıydım, onlardan değildim. Babam bir Anadolu Lisesinde edebiyat öğretmeniydi, annem gece hemşiresi. Fakir ama yüzlerce kitaba, çorbalı kokulara, dürüst bir yorgunluğa, sessiz bir şefkate büyüdüm. Bizde şoför, yardımcı bulunmazdı ama özür dilemek hesap yapmadan, teşekkür etmek alçakgönüllülükle söylenirdi.

Onur benimle evlendiğinde herkes romantik bir seçim dedi. Zengin varis gerçek, akıllı, farklı bir kadını seçiyor ya Magazin basını bayılmıştı. Konferansta tanışma, etkileyici bir sohbet, hızlı bir tutku Aşkın statüye galip geldiğinden bahsedildi. Ben de neredeyse inanacaktım.
Gerçeği ise çok daha sonra anladım.

Bazı ailelerde kadın, sevilen biri değildir. Hikâyenin bir parçasıdır. Tabloya eklenen bir detay. Güç göstergesidir: Bakın, samimiyet bile satın alınıp süslenip masaya oturtulup fotoğrafı çekilebilir.
Yıllarca dayandım.

Esranın taşra tazeliğimle ilgili laflarına, üstelik İstanbulda doğmuş olmama rağmen. Kayınvalidemin kadeh tutuşuma, takı seçimime, garsonlara samimi yaklaşmama dair serzenişlerine. Onurun suskunluklarına, meseleyi küçümseyip kızgınlığıma fazla duygusal diye yaftalamasına.
Biliyorsun Esra nasıl biridir.
Annem kötü niyetli değil.
Her şeyi bu kadar dert etme.
Sana karşı yapmıyorlar, tarzları öyle.

Bu tip asil ailelerin zehri öldürmez, yavaşça işler. Algını kemirir. Seni küçümserken gülümsetir, öyle ki bir süre sonra aşağılanmana bile özür dilersin.

Beş yıl dayandım.
Beş yıl boyunca fotoğraflarda kusursuz eş, perde arkasında ise harcanan hedef oldum.
Ama bilmedikleri bir şey vardı: Sessizliğim zaaf değildi.

Sabırdı.
O geceki balo onların zaferi olacaktı. Akay Vakfı, yurt dışı yatırımına hazırlık yapıyordu. Yatırımcılar gelmişti. Gazeteciler, siyasetçiler, sanat çevresi, iş dünyası Onur, sorumluluk ve mirası anlatan bir konuşma yapacaktı. Tüm ayrıntı hesaplanmıştı.
Hepsi, benden başka.

Üç aydır biliyordum.
Onurun vakıf fonlarını gizlice başka şirketlere aktardığını Esranın hayır gecelerinde kendi firma harcamalarını akladığını Eski çalışanların susturulduğunu En önemlisi de Onurun beni gelecekten tamamen silmeyi planladığını
Boşanmayı hazırlıyordu.

Ama açık, dürüst bir ayrılık değil; stratejik bir durum
Avukatıyla, mali işler direktörüyle ve bir özel danışmanlık şirketiyle yazışmalarını tesadüfen gördüm. Beni dengesiz, savurgan, gerekirse sadakatsiz göstermek istiyorlar. Kırılgan, duygusal, büyük adamların yükünü anlamayan biri Yavaş yavaş uydurma deliller toplanıyordu, banka dökümlerimle oynanıyor, tanımadığım bir versiyonum çiziliyordu.
Çökmek yerine hazırlandım.

Her şeyi kopyaladım, arşivledim. Korkusuz bir avukata gizlice ulaştım. Babamın eski öğrencisi olan bir araştırmacı gazeteciye dosyalar bıraktım. Her şeyi sessiz ve sakin şekilde kilitledim.
Bekledim.

Esrayı iyi tanırdım. O gece benim bembeyaz, sakin ve suçsuz duruşuma asla tahammül edemezdi. Gösteriye ihtiyacı vardı. Beni rezil edecek, pes ettiren bir tabloya.
Geldim.
Tam düşündüğüm gibi davrandı.

Bardağında kırmızı şarapla bana doğru geldi. Dudaklarında sinsi bir tebessüm Konuklar etrafımızda bir halka oluşturdu, havada yaklaşan bir olayın elektriği Bazısı şansa ayrılmadı; bazısı telefonunu kaldırıp, uygunsuz eğlencelerin belgelenmesini bekledi.
Esra o zarif, sinsi edasıyla yaklaştı.

Kasıtlı yaptı.
Kırmızı şarap elbisemin beyazlığına yavaşça aktı, neredeyse gösteri gibi. Canlı, net, sembolik bir leke. Çevreden yapmacık birkaç ancak sesi, sonra gülüşler yükseldi. Önce o, sonra herkes. Acımasız bir dalganın yayıldığı gibi

E ama ne kadar sakarım, değil mi? dedi.
Sadece baktım.
Kıpırdamadım.

Lekeye elimi bile uzatmadım. Ne saklamaya çalıştım, ne ağladım. Sadece soğuk kumaşı tenimde, yüzümdeki bakışları, beklenen bir skandalı hissettim. Benden utanç, titreme, kaçış, sahne arıyorlardı.

Onlara sükûnetimi sundum.
İşte tam o an gülüşleri ölmeye başladı.
Başımı yavaşça kaldırdım. Onurun yüzündeki gülümsemenin donduğunu gördüm. Arkasında iki yatırımcı endişeyle birbirine bakıyordu. Esra şaşkınlıkla gözlerini kıstı; paniğimi görememek onu sarstı.
Ve o anda dedim:

Güzel hayatınız bitti.
Sessizlik hemen değil, ama dalgalar halinde çöktü. Önce yakındakiler, sonra telefonunu kaldıranlar, en son arka masalar Herkes bir sarsıntı fark etti: Odadaki ağırlık yer değiştirmişti.
Onur hemen yaklaştı.
Zeynep, olay çıkarma

Adımı söyledi. Bir talimat verir gibi.
Yavaşça baktım ona.
O adam; yatağımı, kışlarımı, hastanedeki son günlerimi, geciken çiçeklerle geçen doğumgünlerimi paylaşmıştı. Ben yok olurken hiç araya girmemişti. Şimdi bile korkacağımı sanıyordu.

Her şeyi geri alacağım, dedim.
Rengi soldu.
Beni anladığını o an anladı belki. Hepsini değil ama yeterince.

Kürsüye yürüdüm. Biri önüme set kurmaya kalktıysa da vazgeçti. Kırmızı lekeli beyaz elbisemle yol açılıyordu. Süs olmaktan çıkıp, olay olmuştum. Bu tip dünyada olay yürüyerek mikrofona giderse, kimse engelleyemez.
Mikrofonu aldım.
Salon nefesini tuttu.

En öndeki kayınvalidem öyle sert doğruldu ki peçetesi yere düştü. Esra ise hâlâ gülümser gibi. Ama yüzündeki gerginlik kendini belli etti. Gurur konuşması bekliyordu, boş tehditler, sitem
Onur bunun başka bir an olduğunu hemen anladı.
Hanımefendiler, beyefendiler, diyerek başladım.

Sesim şaşırtıcı şekilde berrak çıkıyordu.
Biliyorum, bu gece Akay Vakfının cömertlik, şeffaflık ve örnekliği için toplandınız
Birazı bakışını kaçırdı. Birkaçı sıkılaştı.
Eşimden önce bazı gerçeklerin açıklanması gerektiğini düşünüyorum.

Zeynep, hemen kes, diye fısıldadı Onur bir adım yakında.
Ona öyle bir sükûnetle döndüm ki, sesi kesildi.
Hayır.
Tek kelime.

Ama bu hayır; beş yıllık dilsizliği, o yemekleri, sırıtmaları, yutulan onca aşağılamanın tortusunu taşıyordu.
Cemaate döndüm.
Bir süredir vakfa dair iç yazışma, finansal belge, hukuk yazışmaları, şirket planları, banka hesapları elime ulaştı.
Salona ürperme yayıldı.

En arkadaki gazeteci kadehini bırakıp yaklaştı.
Ayrıca öğrendim ki, hakkımda çarpıtılmış delillerle ve yasal manevralarla, konuşmam engellenmek üzere bir komplo kurulmuştu.
Bu kez Esranın yüzü tamamen boşaldı.
Kontrol elinden kaçmıştı.

Delirdin mi? diye tıslandı.
Gülmek istedim.
Bir kadın çok şey bilince hep aynı laf edilir.
Hayır Esra. Ben hazırım.
Kelimem düşündüğümden daha sert çarptı.

Hazırdım.
Bundan sonra onların sevgisini, hiç var olmamış ilgilerini, kullanmak zorunda bırakıldığım soyadlarını kaybetmeye hazırdım. Maddi rahatlığı, o rahatlık bana ihaneti dayatıyorsa, bırakmaya hazırdım.
Onur mikrofona uzandı.
Geri çekildim.

Aylarca susarak beni korkuttun, dedim. Bu gece sonunda bir şey iade ediyorum. Gerçeği.
Güvenlik görevlilerine baktım; avukatım vasıtasıyla daha önce tüm yasal detayları aktarmıştım. Onur, ilk kez kendi gecesinin protokolünü yönetemiyordu.
Güvenlik, dedim. Dışarı. Hemen.

Kısa bir an, kimse hareket etmedi.
Çünkü zenginler genelde emirlerin soyadlarının sınırında bittiğini sanır. Güvenliğin Akay Ailesine doğru ilerlemesi tüm salonda fiziki bir dalga halinde hissedildi.

Bunu yapamazsın, dedi kayınvalidem kısacık.
Başımı bile çevirmedim.
Buradaki komiserler tüm raporlara ulaştı, dedim. Araştırmacı gazeteciler de. Belgeler güvende. Bana bir şey olursa, hepsi ortaya çıkacak.

O cümle her şeyden daha çok etki yaptı.
Çünkü tehdit, pazarlık, arka koridor baskılarını devre dışı bırakıyordu. Tanıdık değilim, öngördüm diyordu.
Esra dayanamadı önce.

Dur! diye bağırdı. Sadece şakaydım! Elbise için şakaydı!
Bu dünyada şiddetin espri denerek yok edildiğine inanılır. Espri deyince niyet, hiyerarşi, acı silinir sanılır. Sanki ancak zalim kabullenirse acı kabul edilirken gerçekleşir.
Uzun uzun baktım ona.

Evet, dedim. Ve şimdi bitti.
Onur artık maskesizdi.
Ne gülümsemeye çalışıyordu, ne rol yapıyordu. Yüzü çıplak, endişe içinde. Son bir defa; daha alçak, daha insan, belki daha çaresizce yaklaştı.
Ne olur, konuşalım.

Bu sevgi değil, pişmanlık değil. O, etrafındaki duvarların yıkıldığını gören bir adamın içgüdüsü.
Beş yıl konuştum, dedim kısık bir sesle. Hiçbirini dinlemedin.
Güvenlikler, Esra ve Onura çıkış yolunu gösteriyordu. Kimseden çıt çıkmıyordu. Konuklar geri çekiliyor, bazıları şok olmuş, bazıları yeni taraf seçme derdine düşmüş, bazıları basına ne açıklama vereceğinin hesabını yapıyordu. Bu dünyanın sadakati, hafızası yoktur. Sadece güç dengesi tanır. Güç şimdi değişiyordu.
Burada bırakabilirdim.

Çıkarır, salonu terk eder, dedikodunun büyümesini izlerdim.
Ama saklanacak son bir gerçek daha vardı.
Derin bir nefes aldım.
Neden böyle olduklarını merak ediyorsunuz, dedim.
Herkes yine bana çevrildi.

Para değil, hile değil, kibir değil Onları çökerten, bir kadını ortada aşağılarken onun yine de susacağını sanmalarıydı.
Kalbim şakıyordu, ama sesim berrak kaldı.
Sadece soyadı, serveti, bağlantısı olmayan bir kadının asla başkaldıramayacağını zannettiler. Şunu unuttular: Adaletsizlik çok uzun taşınabilir; ama artık korkmadığında her şey değişir.
Sonraki sessizlik büyüktü.
Artık salaonda kimse gülmüyordu.

Güvenlik görevlileri Onuru ve Esrayı yönlendirdi. Kayınvalidem peşlerinde, üzüntüden çok, dekor yıkıldığı için yıkıldı. Esra yanımdan geçerken durdu. Gözlerinde yaş değil, öfke parlıyordu.
Kazandığını mı sanıyorsun? fısıldadı.
Biraz eğildim.

Hayır. Kaybetmekten vazgeçtim.
Gözlerini bir an kapattı, sanki bu laf daha fazla acıtıyordu.
Yavaşça salondan ilerlediler.
Adımlarının mermerde yankısı sonsuz sürdü sanıyordum.
Kapılar kapandı.

Kürsüde yalnız kaldım; elbisem kırmızıya bulanmış, elimde hala mikrofonla. Birkaç dakika önce devrilen kadındım; şimdi ayaktaydım. Kolay olmayacağını, davetlerin, haberlerin, iftira ve yarım gerçeklerin beni de vuracağını biliyordum. Beni intikamcı, fırsatçı diyeceklerdi.
Ama ben başka bir şeyi de biliyordum artık: Kendi hikâyemden ilk kez çıkmıştım.
Başkasının kurgusundan çıkınca ise kimse seni tahmin edemez.

Bir gazeteci yavaşça yaklaştı, ajandasını hazır etti. Başka biri daha. Bir de yaşlıca, saygıdeğer bir hayırsever kadın kalkıp yanıma geldi.
Hanımefendi, dedi bana bir bardak su uzatırken, bu gece çoğumuzun hayalini dahi kuramadığı bir şey yaptınız.
Teşekkürü sadece gözlerimle sundum.

Salonun arka köşesinde, fısıltıların yerini şimdi gürleyen bir uğultu alıyordu. Resmi anlatı yıkılmıştı; herkes başka bir devir açıldığını fark ediyordu.
Ben ilk kez, bakışlarımı elbiseme çevirdim.
Kırmızı şarap lekesi hâlâ canlı, neredeyse güzel parlıyordu. Az önce utancım, şimdi başka bir şeye benziyordu.
Görünür bir yaraya Delile Bir bayrağa.

Oturum bitti sandım.
Yanılmışım.
Tam kürsüden inerken telefonum titredi. Avukatımın ismi ekranda. Gürültüden uzaklaşıp açtım.
Sesi gergindi.
Zeynep, hemen dikkatlice dinle. Mali Şube, az önce Onurla bağlantılı bir hesaptan yüklü para transferini önledi. Ama asıl önemli olan bu değil.
Donakaldım.
Ne demek?

Kısa bir sessizlik, sonra:
Nihai alıcı ne Esra, ne bir paravan şirket. Sen görünüyorsun.
Dünya yavaşladı.
Mümkün değil.
Tam da bu yüzden! Her şeyi üstüne yıkacaklardı. Boşanma sonrası değil, şimdi. Hemen. Az önce transfer edilen para senin adını taşıyor. Gala rezaletin sadece dikkat dağıtmaydı; aslında esas hedefleri seni o anda suçlu göstermekmiş.
Hiç cevap veremedim.

Aklımda şarap, kahkaha, Onurun bakışı, aceleci telaşı O ana kadar sadece kötülük sandığım, toplumsal idamın ön perdesiymiş.
Beni yok etmek istemişlerdi gerçekten.

Telefonu elimde sıktım.
Zeynep? Orada mısın?
Buradayım, dedim.

Sanki sesim bile değişti; daha buz gibi.
Ana kapılara doğru döndüm.
Tam o sırada, cam kenarından Onuru iki güvenlik arasında dururken gördüm. İçi sızladı, kafasını içeri çevirdi. Bana
Göz göze geldik.
Ve anladık.

Ben bildiğimi, Oysa o bana şimdi kim korkacak? diyordu.
Gerçek savaş yeni başlıyordu.
Artık herkesin önünde küçük düşürülmüş kadın değilim.
Bu imparatorluğu yıkabilecek tek kişiyim.
Ve uzun zamandır ilk defa; korkan ben değilim.
Korkan, O.

Rate article
Lifequest
Güldüğünüz Kadar Gülün: Hayatın Tadını Çıkarın