Kızımın okul töreni için, vefat eden eşimin ipek eşarplarından bir elbise diktim — salonun ortasında bir kadın elbiseyi alenen küçümsedi

Kızımın okul gösterisi için rahmetli eşimden kalan ipek eşarplarla elbise diktim bir kadın, salonda alenen dalga geçti

Kızımın anaokulu mezuniyeti için, vefat eden eşimin ipek eşarplarından bir elbise diktim ve o gün salonda yapılan tek bir alaycı yorum, her şeyi ters yüz etti

İki yıl önce eşimi kaybettim.

Bazen hayatımın ikiye ayrıldığını hissediyorum o gün öncesi ve sonrası.

Onun adı Ayseldi. Sıradan günlere bile küçük mucizeler sığdıran bir insandı. Akşam yemeği hazırlarken mutfakta şarkı söylüyor, en basit fıkralara kıkırdarak gülüyor ve yürüyüşleri bile bir maceraya dönüştürüyordu.

Geleceğe dair planlarımız vardı. Çok büyük hayaller değil, bildiğin aile planları.

Bir keresinde mutfak dolaplarının rengini tartışmıştık. O mavi istiyordu, ben ille de beyazdan yanaydım. O zamanlar dünyanın en önemli meselesi buydu sanki.

Ama bir anda her şey değişti.

Hastalık aniden geldi, bizi hazırlıksız yakaladı.

Birkaç ay sonra geceleri onun hastane yatağının başında oturuyor, cihazların tekdüze seslerini dinliyor ve elini tutup bir mucize bekliyordum.

Ama mucize olmadı.

Onun ölümünden sonra ev çok sessizleşti.

Her şey bana onu hatırlatıyordu çay içtiği kupa, askıda kalan atkısı, ya da oynatmaya korktuğum eski bir şarkı listesi

Bazen sanki onun adımlarını koridordan duymayı bekler gibi oluyordum.

Ama en çok korktuğum şey, tamamen çözülüp dağılmaktı.

Çünkü bir de Elif vardı.

Aysel gittiğinde kızımız daha dört yaşındaydı.

Şimdi altı yaşında ve her geçen gün, annesinin o neşeli, sevecen haliyle büyüyor. Bazen tıpkı annesi gibi gülümsediğinde, içimde bir yerler hem burkuluyor hem seviniyor.

O günden beri baş başayız.

Isıtma ve klima tamircisi olarak çalışıyorum. İş dürüst, ama maaş pek cömert değil. Maaşın çoğu, faturaların hızına yetişemeden uçup gidiyor zaten.

Bazen akşamları mutfak masasında oturup, gelen zarflara bakıp hangi faturayı bir hafta daha erteleyebileceğimi düşünerek saatler harcıyorum.

Ama Elif hiç şikâyet etmez.

En ufak şeylerde bile sevinçten havalara uçar.

Bir gün okuldan çıktığında öyle bir sevinçle eve girdi ki, çantası sırtında zıplayıp duruyordu.

Baba! Bil bakalım ne oldu!

Gülümsedim.

Hayırdır, ne oldu?

Yüzü ışıl ışıl.

Anaokulu mezuniyetimiz olacak! Haftaya Cuma!

Gerçekten mi?

Evet! Ve herkes çok güzel giyinecek. Bütün kızların harika elbiseleri olacakmış.

Son cümleyi biraz kısık sesle söyledi.

Başımı sallayıp gülümsedim, ama içimden, bir sıkıntı dalgası geçti.

O gece o uyuduktan sonra telefonumdan banka uygulamasını açıp uzun uzun bakındım.

Gerçekler ortadaydı.

Yeni bir elbise alacak paramız yoktu.

Sessizce mutfak masasının üzerinde otururken, gözüm dolaba ilişti.

O an bir kutu aklıma geldi.

Aysel, ipek eşarplara bayılırdı.

Nereye gitsek oranın bir dükkanından en renkli, desenli, çiçekli eşarplardan alır, Her eşarp gittiğimiz yeri hatırlatıyor derdi.

Hepsini dolabımızda küçük ahşap bir kutuya koyardı.

O vefat edince o kutuya elimi bile sürmemiştim.

O geceye kadar.

Usulca kutuyu çıkardım, kapağını kaldırdım.

Kumaşlar yumuşacık, hafifti, neredeyse yokmuş gibiydi.

Parmaklarımı krem rengi, mavi çiçekli bir eşarp üzerinde gezdirdim.

Aklıma deli bir fikir geldi.

Geçen yıl komşumuz Münevver Teyze yaşlı bir terziydi, bana eski dikiş makinesini vermişti. Artık lazım değil, demişti.

Makineyi depoya koyup unutmuştum.

O gece makineyi çıkardım.

Önce bu işin imkânsız olduğu kanaatine vardım.

Daha önce hiç dikiş dikmemiştim.

Ama YouTube videoları izledim, kullanma kılavuzlarını okudum, hatta Münevver Teyzeyi arayıp akıl aldım.

Sonraki üç gece neredeyse uyumadım.

Eşarpları sermek, desenleri birbirine uydurmak, kumaşları dikkatlice birleştirmek hepsi saatler sürdü.

Ama yavaş yavaş, o kumaşlar başka bir şeye dönüştü.

Bir elbiseye.

Tam anlamıyla mükemmel değildi. Dikişlerin bazı yerleri yamuktu.

Ama çok güzeldi.

Krem rengi ipek eşarp, diğerlerinden alınan parçalarla birleşip mavili çiçekli bir mozaik gibi muhteşem bir desen olmuştu.

Ertesi akşam Elifi salona çağırdım.

Bir sürprizim var sana.

Yanıma geldi, elbiseyi gördü.

Gözleri kocaman açıldı.

Baba

Usulca kumaşa dokundu.

Çok yumuşak!

Hadi, dene bakalım.

Biraz sonra odaya fırladı, salonda dönüp savrulmaya başladı.

Prenses gibi oldum!

Kahkahalar attım, sarıldım ona.

Biliyor musun, bu kumaş nereden geldi?

Nereden?

Annenin eşarplarından.

Bir anlığına sustu.

Yani annem de yardım etti mi?

Başımı salladım.

Bana var gücüyle sarıldı.

O zaman hayatımın en güzel elbisesi bu!

Bir gecede çekilen tüm uykusuzluklar bir anda anlam kazandı.

Mezuniyet günü geldiğinde okulun spor salonunda neredeyse tüm veliler toplanmıştı.

Çocuklar kıyafetlerini göstererek koşturuyordu.

Elif elimden sıkı sıkı tuttu.

Baba, biraz heyecanlandım.

Korkma, her şey çok güzel olacak.

Elbisesinin eteğini gururla düzeltti.

Birkaç veli gülümsediler, göz ucu ile Elifin elbisesine baktılar.

Ama bir anda, devasa markalı gözlükleriyle bir kadın önümüzde durdu.

Elifi baştan aşağı süzdü.

Sonra kahkahayı bastı.

Bir dakika Şaka mı bu, elbiseyi kendiniz mi diktiniz?

Evet, dedim sakince.

Alaycıca sırıttı.

Bazı aileler çocuklarına gerçek bir hayat sunabilirdi. Belki de onu evlatlık vermeniz daha iyi olurdu.

O an herkes buz kesti.

Elif elimi daha da sıkı tuttu.

Tam bir cevap verecekken, kadının oğlu annesinin kolunu çekiştirdi.

Anne

Şimdi değil, Arda, diye çıkıştı.

Ama çocuk devam etti:

Baba sana yokken, bakıcı Hanife Ablaya bu eşarplardan çok alıyor ya. Onlara benziyor.

O anda salonda çıt çıkmadı.

Birbirine soru soran gözlerle bakışıldı.

Kadının yüzü bembeyaz olmuştu, kocasına döndü:

Hanife Ablaya neden eşarp alıyorsun?

Tam o sırada genç bir kadın salona girdi.

Hanife Abla geldi! diye bağırdı çocuk.

Sonrası yağmur gibi: Fısıldamalar, şaşkın bakışlar, minik suçlamalar.

Ve gizli ne varsa ortaya dökülüverdi, herkesin gözünün önünde.

Biraz sonra kadın, oğlunun elinden tutup hızla salondan çıktı.

Çocuk, Elife gülerek el salladı farkında bile olmadan evin kutusunu açmıştı.

Ortalık biraz sakinleşince tören devam etti.

Sonunda Elifin adı anons edildi.

Sahneye çıktı.

Öğretmeni mikrofondan seslendi:

Elifin elbisesini babası kendi elleriyle dikmiş.

Salonda alkış kıyamet.

Elifin yüzü gururdan pırıl pırıl parlıyordu.

O anda şunu fark ettim:

Bazen, sevgiyle yapılan şeyler, paradan çok daha fazlasıdır.

Ertesi gün, mezuniyet töreninden bir fotoğraf internette yayıldı.

Altında şu not vardı:

Elifin babası bu elbiseyi elleriyle dikti.

Kısa sürede hikâye tüm mahalleye yayıldı.

Bunun sayesinde, ilçede küçük bir terzi dükkanı olan Kadir Bey bana ulaştı.

İş teklif etti.

Hem de seve seve kabul ettim.

Birkaç ay içinde ellerim iyice alıştı.

Sonra kendi küçük atölyemi açmaya cesaret ettim.

Duvarında Elifin mezuniyet gününden kalma bir fotoğraf var.

Ve camekanlı bir dolapta işte o elbise.

Bazen Elif tezgâha oturup ona bakar:

Hâlâ en sevdiğim elbisem, der.

Ve ben o an anlıyorum ki,

Bazen, sevgiyle yapılan en basit şey bile, bir ömrü değiştirmeye yeter.

Rate article
Lifequest
Kızımın okul töreni için, vefat eden eşimin ipek eşarplarından bir elbise diktim — salonun ortasında bir kadın elbiseyi alenen küçümsedi