Öğretmenlik hayatımda unutamadığım bir anım var. O günleri hatırladığımda hâlâ içimde tarifsiz hisler uyanıyor. Anaokulu grubumda Emir adında bir çocuk vardı. Zavallı Emir, dünyaya geldiğinde birçok sağlık sorunuyla mücadele etmek zorunda kalmıştı: gelişim geriliği, kalp rahatsızlığı ve üstüne üstlük dudak ve damak yarığı.
Dört yaşına kadar konuştuklarının neredeyse hiçbiri anlaşılmıyordu. Altı yaşına geldiğinde, sayısız uzman eşliğinde yapılan çalışmalar sonucu konuşması biraz daha anlaşılıp düzgünleşmişti. Tabii hâlâ burnundan konuşuyordu ve boğazından gelen değişik tınılar vardı ama en azından ne dediği belli oluyordu.
Bir gün yine Mart ayı geldi çattı ve okulumuzda Anneler Gününe özel bir program hazırlamaya başladık. Son senemizdi, çocuklar anaokulundan mezun olacaklardı. O yıl, Emire annelere hitaben yazılmış bir şiirin bir bölümünü okumasını teklif ettik. Çünkü Emir, hep konuşmasından ve dudağındaki büyük yara izinden utanıyordu. Elbette onun yerine koyduğumuz riski ve yaşatacağımız gerginliği de biliyorduk. Ama hayatın zorlu yönleriyle küçük yaşta yüzleşmesi gerektiğine inanıyorduk. Ancak bu şekilde, kendine olan inancını kazanabilecekti; herkes gibi bir çocuk olduğunu ispatlamalıydı.
Aslında Emirin kendisi de çok istiyordu. Diğer çocuklar şiir okurken o da dudaklarını kıpırdatıyor, gizliden onlara katılıyordu.
Emirin annesi, ona şiir ezberlemesini teklif ettiğimizi duyunca gözleri parladı. Böylesine bir görevi oğlunun yapabileceğine hiç ihtimal vermemişti. Emir ise, her zamanki gibi diğer çocuklardan farklı olmanın getirdiği tedirginlikle, kendisine bu görev verilmeyeceğinden emindi. Ama ikisi de büyük bir azimle çalıştı; her gün tekrar tekrar şiiri ezberlediler: kimi zaman ayna karşısında, kimi zaman kendi aralarında, kimi zaman yavaş yavaş, kimi zaman bağıra bağıra, kimi zamanda aile üyelerine yüksek sesle okudular, dönüp dönüp baştan başladılar.
Ve nihayet, gösteri günü geldi. Sıra Emire gelince tedirginliği gözlerinden okunuyordu ama geri adım atmadı. Sessizce, Bunu annem için okuyacağım, sadece anneme dedi.
Emir, üzerine en güzel kıyafetlerini giyip papyonuyla sahneye çıktı. İlk cümleleri gayet düzgün okudu. Sonra, bir anda ya yoruldu ya da stres yaptı, cümleler takılmaya başladı. Geldi, o malum satıra:
Merdivenden Veli cevap verdi: Annem pilot! Ne var bunda? Mesela Emirin annesi
(Burada zor kelimeyi hatırlamaya çalışıyordu.)
Annem kon-di-syo-ner!
Salonda kahkahalar patladı. Emirin yanakları kıpkırmızı oldu, başını öne eğdi, ellerini cebine soktu, şişirdi yanaklarını ama devam etti:
Peki Tuba ile Zehranın annesi anneleri de
O sırada salonun arkasından bir çocuk gür sesiyle: Kondisyoner! diye bağırdı. Herkes bir anda yüksek sesle kahkahaya boğuldu.
Emir hızla döndü ve oradan çıktı. Hemen peşinden koştum. Merdivenin kenarında durmuş, yüzünü duvara çevirmişti, kollarıyla gözyaşlarını siliyordu. Yanına yaklaşıp kulağına eğildim ve o arka sıradaki çocuğun şakasının hiç de komik olmadığını, hatta hatalı olduğunu söyledim. Ve son bir kez daha, isterse, şiiri annesi ve benim için okutmayı teklif ettim. Bu defa doğru kelimeyle: polis.
Eminim ki çok zor geldi kafasına. Burnunun sesiyle Yine de annem için okuyayım ama korkuyorum, dedi. Elini tutup yanından ayrılmayacağıma ve gerekirse ona yardımcı olacağıma söz verdim.
Başını salladı ve kabul etti. Yana yakıla gelen yardımcı teyzemize, Emirin yüzünü temizlemesini rica ettim ve tekrar içeri döndüm. Sıradaki gösteri biter bitmez, sahneye çıktım. Elim titreyerek mikrofona yaklaştım ve uzun zamandır hiç unutmayacağım o konuşmayı yaptım:
Emir henüz altı yaşında. Küçücük ömrünün çoğunu hastanelerde, tedavilerle ve ameliyatlarla geçirdi. Doğum günlerinden çok ameliyatı oldu. Konuşmakta da büyük zorluklar çekti; bu yıl sonunda özgüvenini kazanarak, ilk kez annesi için bir şiir okumaya karar verdi. Onu, sadece annesi için, sadece bir kişiye okumak istiyor. Lütfen, ona destek olalım ve dinleyelim. Çünkü bu Emir için çok zor ve ürkütücü.
Salonda derin bir sessizlik oluştu. Emiri sahneye aldım, ayaklarını yere vura vura, başı önde çıktı. Pabucu burnunu vuracak kadar minik, dudakları ileri doğru çıkık, gözleri hâlâ yaşlı İnatçı bir şekilde susuyordu.
Birden, Emirin annesi:
Yapabilirsin oğlum! diye bağırdı.
Arka sıradan yine bir ses:
Haydi Emir!
Ben de diz çöktüm ve elini tuttum.
Haydi Emir, bu annene, diye fısıldadım.
Derin bir nefes aldı ve tekrar başladı.
Merdivenden Veli cevap verdi: Annem pilot! Ne var bunda! Mesela Emirin annesi polis! Tuba ile Zehranın anneleri ise mühendis!
Son satırda yüzünü seyircilere çevirdi.
Salon o an alkışlardan yıkıldı sanki. Herkes, çoluk çocuk, öğretmenler, yardımcılar ayakta alkışladı. Emir sevinçten bir an sustu; okumaya devam edemedi çünkü salon inlemişti.
Zaten bundan sonrası da gerekmedi, çünkü Emir çoktan kendini ispatlamıştı.
Gösteri bittikten sonra, müzik öğretmenimiz bana yanaşıp sessizce, Vallahi az bile yapmışlar sana, neredeyse töreni bozacaktın! Ama Kahramanlar yargılanmaz. Bugün senin ve Emirin günü, bravo size! dedi. Sonunda ben de gözyaşlarımı tutamadım. Tüm gün biriken duygular durmadan aktı. Öğretmenim, Şimdi yüzünü sil ve çocukların yanına dön, diyerek bana yeniden güven verdi.
Bu olayı neden tam on üç yıl sonra yeniden hatırladım? Geçenlerde caddede Emirin annesiyle karşılaştım. Beni hemen tanıdı. Gözleri hüzünlü ve gururluydu. Dedi ki: Emir bu yıl üniversiteyi kazandı, hem de burslu! Tüm sınavlarını ilk girişte, hem de çok yüksek puanlarla verdi. Hangi bölümü kazandı biliyor musun? Türk Dili ve Edebiyatı!
Bir de bana Emirin selamını iletti: Eğer o gün olmasaydı, hâlâ kendime engelli der, saklanır dururdum.
Bu hikâyede asıl önemli olan; azim, karakter, inat. Engeline rağmen gerçek bir insan olmayı başardı. Ve bunda ona en çok, çevresindeki insanlar yardımcı oldu. Ne olur, birbirimize karşı daha sabırlı, daha iyi kalpli olalım!




