Dış görünüş aldatıcıdır: Bir kibirli müdür, hayattaki en önemli dersi nasıl öğrendi
Pahalı takımların ve şık ofislerin dünyasında bazen insan olmanın ne demek olduğunu unutmak kolaydır. Bugün size kıyafete bakarak insanları yargılamanın ne kadar yanlış olduğunu düşündürecek bir hikaye anlatmak istiyorum.
**Ofis Koridorunda Çıkan Gerilim**
Lüks bir plazanın koridoru tertemiz ve parıl parıldı. Üzerine oturan lacivert takım elbisesiyle, konumundan açıkça gurur duyan müdür, yaşlı bir adamı adeta kolundan iterek dışarıya çıkarmakla meşguldü. Yaşlı adam burada sanki yersizdi: dikişleri atmış eski bir kaporta ustası tulumu, yağ lekeleri, nasırlı eller
**Malzeme teslimatı bodrumdan yapılacak, anladın mı? Patron seni görmeden çık git buradan!** diyerek müdür, burnunu kıvırıp yaşlı adamı omuzundan ittirdi.
Yaşlı adam sendeledi ama öfkelenmedi. Gözlerinde sadece hüzünlü bir mahcubiyet ve içten bir kaygı vardı. Elindeki eski, köşeleri yıpranmış deri not defterini öne doğru uzattı.
**Rica ediyorum, oğlum çok önemli bir toplantı için notlarını burada unutmuş** diyerek umutsuzca rica etti.
Fakat müdür hiç oralı olmadı. Onun gözünde bu adam, şirketin imajını bozan bir ayaktakımından başka bir şey değildi.
**Beklenmedik Olay**
Tam o sırada büyük, ceviz kapılar açıldı. Koridora Cem çıktı şirketin genel müdürü, herkesin çekindiği ve saygı duyduğu lider. Müdür bir anda sinirini gizleyip yalakalıkla gülümsedi, yaşlı adamı parmağıyla işaret etti:
**Cem Bey! Affınıza sığınıyorum, hemen bu dilenciyi dışarı çıkarıyorum!**
Cem bir anda durakladı. Gözleri, yıpranmış eski deftere, sonra da kirli tuluma kaydı. Müdürü görmezden gelip, saygılı bir şekilde yaşlı adama yaklaştı ve nasırlı ellerindeki defteri hürmetle aldı.
**Baba?** diye neredeyse fısıldayarak sordu.
Müdürün yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Sahte gülümsemesi kayboldu, ayakları titredi. Cem yavaşça başını çevirip, bakışlarını buz gibi bir öfkeyle müdürüne sabitledi.
**Hikayenin Sonu**
Koridorda derin bir sessizlik oldu. Müdür bir şeyler söylemeye çalıştı ama kelimeler boğazına takıldı.
Cem Bey, ben bilmiyordum sadece bir gariban sanmıştım kekelerken güçlükle fısıldadı.
Cem adım adım yanına yaklaştı. Sesi düşük ama tok ve kararlıydı:
Senin gariban dediğin adam, ben iyi bir eğitim alabileyim diye sanayide yılda on iki ay, günde on altı saat didindi. Geceleri uykusuz kaldı, sağlığını hiçe saydı, yeter ki bir gün evladım bir yerlere gelsin diye. Onun elleri yağlı, çünkü çok çalışıyor. Sen ise bugün tek iş olarak, güçsüze laf yetiştirmekle yetindin.
Müdür başını öne eğip dayanamadı.
Eşyalarını topla, dedi Cem. Ayakkabısının temizliğiyle insan değerlendiren çalışana burada yer yok. Seninle yollarımız burada ayrılıyor.
Cem, babasının omuzunu sevgiyle sardı, ceketinin kirlenmesini umursamadan.
Hadi gel baba. Toplantımız başlamak üzere. Notların olmadan doğru kararı veremezdim zaten.
Beraber toplantı salonuna girdiler, ardında şaşkın müdürü ve insana değer verilmedikçe hiçbir anlamı olmayan lüksü bırakıp gittiler.
**Bu hikayenin bize öğrettiği çok net:** Birini yukarıdan bakarak asla yargılama; ancak uzatıp kaldıracak bir elin olursa üstten bak. Toplumda sahip olduğun statü yalnızca bir ambalaj, esas değer ise hep içte saklıdır.




