Oğlumu yıllar sonra ilk kez güldürdü. Fakat onun elinde gördüğüm şey beni dehşete düşürdü…

Oğlumun yıllardır ilk kez gülümsediğini görmemi sağlayan kişi oydu. Ama elinde gördüğüm şey beni korkuttu

Evimizde üç yıldır sessizlik hâkimdi. Eşim Zeynepi kaybettiğimiz günden beri, sekiz yaşındaki oğlum Emir bambaşka birine dönüştü. Eskiden koşup oynardı, sırlarını paylaşırdı, ama en önemlisi gülerdi. Onun gülüşü kaybolduğunda, ben de koca evde kendimi yalnız hissetmeye başladım. En iyi psikologları getirdim, ama hiçbiri Emirin içine düştüğü hüznü aşamadı. Ta ki hayatımıza Elif girene kadar.

Elif sessizdi, çok dikkat çekmeyen bir insandı. Yeni bakıcımız olmuştu. Sadece işini yapıyor, gereksiz konuşmuyordu. Ama bugün, evde duymaya hasret kaldığım bir sesi tekrar duydum.

Koridorda sessizce yürürken birden durup kaldım. Camlı balkon tarafından gümbür gümbür bir kahkaha yankılanıyordu. O kadar içten, o kadar özlediğim bir sesti ki Oğlum Emirin gülüşüydü bu.

Camın ardından bakınca Emirin adeta kahkahalara boğulduğunu gördüm. Elif yanında oturmuş, ona bir şeyler fısıldıyordu. Görüntü başta huzur veriyordu ama içimde tarifsiz bir huzursuzluk oluştu. Bu sefer heyecan değildi içimdeki; bir çeşit endişeydi.

Bir anda kapıyı açtım.

Gülüş birden kesildi. Emir irkildi, elindekini hızla arkasına sakladı. Odaya bir soğukluk indi, tüylerim diken diken oldu.

Bir iki adım yaklaştım. İçimi bir şüphe sardı, sesi titrek tuttum:
Emir, elinde ne var oğlum? diye sordum.

Emir, adeta ondan onay alıyormuş gibi Elife baktı. Elif gözleriyle hafifçe onayladı. Emir elini bana uzatıp avucunu yavaşça açtı.

Avucunda altın bir madalyon vardı. Nefesim kesildi, yüzümdeki kan çekildi. Bu, Zeynepin madalyonuydu O hiç boynundan çıkarmadığı, ölümünden sonra kaybolan, bulmak için evin altını üstüne getirdiğimiz, hastaneyi aradığımız ama asla bulamadığımız madalyon.

Nereden Oğlum, bu nasıl eline geçti? dedim neredeyse fısıltıyla, gözlerimi Emirden Elife kaydırarak.

Elif ağır ağır ayağa kalktı. Bakışları derin ve hüzünlüydü.
Zeynep Hanım bana bunu bırakmamı istedi, dedi sakin bir sesle. Emir yeniden gülmeye hazır olduğunda teslim etmemi söyledi.

Ne diyorsun sen? Zeynepi tanımazdın bile! Sadece bir ay önce ajans aracılığıyla seni işe aldık! Sanki ciğerimden biri elini sokmuş da kalbimi sıkıyordu.

Elif bana doğru yaklaştı ve cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Bu, Zeynepin el yazısıyla yazılmış bir mektuptu.
*Baran, bu satırları okuyorsan, demek ki Elif artık oğlumuzun kalbine ulaşmayı başardı. Son günlerimi geçirdiğim huzurevinde Elifle tanıştım. Biliyordum ki, ben gidince sen içine kapanacak, Emir suskunlaşacaktı. Madalyonumu ona bıraktım ve dedim ki: Hemen gelme, ev tam karanlığa gömüldüğünde gel. Ama bakıcı olma, bir dost ol. Emirin sesini bulmasına yardım et.*

Olduğum yere çöktüm, ellerimle yüzümü kapadım. Bunca zaman Elifi yabancı biri sanmıştım ama aslında Zeynepin bana ve oğluma son armağanıymış.

Baba, Emir omzuma dokundu. Annem mektupta, madalyonun içinde üçümüzün bir fotoğrafı olduğunu yazmış. Yine mutlu olmayı öğrenmemiz gerek diyordu.

Madalyonu açtım. Gerçekten de, eskiden yazlıktaki bir yaz tatilimizden bir fotoğrafımız vardı. Fakat beni asıl şaşırtan şey, fotoğrafın arkasında sonradan kazınmış bir yazıydı: **Gülmek evimize dönmenin tek yolu.**

O akşam, evimizdeki sessizlik sonunda kırıldı. Artık bu sessizlik korkunun değil, huzurun ve sükûnetin sessizliğiydi. Elif bizle kaldı, çalışan değil; sırrı bilen, bizi hayata döndüren bir dost gibi.

Hayatta bazen en değerli insanlar en sessiz girer hayatımıza. Elifin sırrına inanmak kolay olmadı ama kalbimi dinleyerek oğlumun yeniden gülmesini sağlayabildim. Eğer siz benim yerimde olsaydınız, Elife güvenir miydiniz? Uzun yıllar sakladığı o sırrı öğrenince ne yapardınız, gerçekten merak ediyorum.

Rate article
Lifequest
Oğlumu yıllar sonra ilk kez güldürdü. Fakat onun elinde gördüğüm şey beni dehşete düşürdü…