Altmış sekiz yaşında boşanma davası açmak ne romantik bir jestti ne de orta yaş krizi. Bu, kendime verdiğim bir yenilgi itirafıydı. Kırk yıllık evliliğimde, yalnızca gündelik hayatı değil; akşam yemeklerindeki sessizliği, boş bakışları ve aramızda söylenmeden kalan her şeyi paylaştığım bir kadınla, olmam gereken insan olamadığımı kabullenmekti. Adım Hasan Kaya, Kayseri’denim. Hikâyem yalnızlıkla başladı ve hiç beklemediğim bir aydınlanmayla bitti.
Hayatımın neredeyse tamamını Yıldız Kaya ile geçirmiştim. Yirmi yaşında evlendik, henüz yetmişli yıllardaydık. O zamanlar sevgi vardı. Parktaki bankta öpüşmeler, akşamları uzun sohbetler, ortak hayaller… Sonra her şey kayboldu. Önce çocuklar, sonra krediler, iş, yorgunluk, sıradan hayat. Konuşmalar mutfakta kısa notlara dönüştü: “Elektrik faturasını ödedin mi?”, “Fiş nerede?”, “Tuz bitti.”
Sabahları ona baktığımda karımı değil, yorgun bir ev arkadaşını görüyordum. Muhtemelen ben de onun için aynıydım. Birlikte yaşamıyorduk; yan yana yaşıyorduk. Ben, güçlü iradeli, gururlu ve inatçı bir adam olarak bir gün kendime dedim: “Sen daha iyisini hak ediyorsun. İkinci bir şansı, ferah bir nefesi, be!” Ve boşanma davasını açtım.
Yıldız karşı çıkmadı. Bir sandalyeye oturdu, pencereden dışarı baktı ve “Peki. Nasıl istersen öyle yap. Artık mücadele etmek istemiyorum” dedi.
Gittim. İlk başta özgür hissettim, omuzlarımdan kocaman bir taş kalkmış gibi. Yatağın öbür tarafında uyumaya başladım, bir kedi sahiplendim, sabahları balkonda kahve içtim. Ama sonra başka bir duygu geldi: boşluk. Ev çok sessizdi. Yemeklerin tadı tuzu yoktu. Hayat fazla sıradandı.
Sonra bana dâhice görünen bir fikir geldi: Bana yardım edecek bir kadın bulmak. Yıldız’ın eskiden yaptığı gibi çamaşır yıkayacak, yemek yapacak, temizlik yapacak, biraz sohbet edecek. Belki biraz daha genç, elli yaşlarında, deneyimli, içten, ayakları yere basan biri. Hatta belki bir dul. İsteklerim yüksek değildi. Hatta kendi kendime “Ben kötü bir kısmet değilim ki; bakımlıyım, evim var, emekliyim. Neden olmasın?” diyordum.
Aramaya başladım. Komşularla konuştum, tanıdıklara hissettirdim. Sonunda cesaretimi toplayıp yerel gazeteye bir ilan verdim. Kısa ve öz: “68 yaşında erkek, ortak yaşam ve ev işlerinde yardım için kadın arıyor. İyi şartlar, barınma ve yemek dahil.”
Ama tam da bu ilan hayatımı değiştirdi. Üç gün sonra bir mektup aldım. Tek bir mektup. Ama ellerimi titretti.
“Sayın Hasan Bey,
2020’li yıllarda bir kadının var olma nedeni sizce hâlâ birinin çoraplarını yıkamak ve köfte kızartmak mı? Artık 19. yüzyılda yaşamıyoruz.
Siz bir hayat arkadaşı değil; kendi ruhu ve istekleri olan bir insan değil, romantik bir ambalaja sarılmış ücretsiz bir ev işçisi arıyorsunuz.
Belki de önce kendi başınızın çaresine bakmayı, kendi öğle yemeğinizi pişirmeyi ve evinizi derli toplu tutmayı öğrenmelisiniz.
Saygılarımla,
Eline toz bezi tutuşturan yaşlı bir herif aramayan bir kadın.”
Mektubu beş kez okudum. Önce öfkeden köpürdüm. Bu kadın nasıl cüret ederdi? O da kim oluyordu? Ben kimseyi kullanmak istemiyordum ki! Ben sadece sıcaklık, huzur, evde bir kadın eli istiyordum…
Ama sonra düşünmeye başladım. Haklı değil miydi? Belki de gerçekten rahatımın devamını arıyordum. Hayatımı kendi ellerime almaktansa, birinin gelip benim için her şeyi kolaylaştırmasını mı istiyordum?
Küçük adımlarla başladım. Çorba yapmayı öğrendim. Sonra güveç. “Ev Yemekleri” adlı bir YouTube kanalına abone oldum. Markete alışveriş listesiyle gittim, gömleklerimi ütüledim. Kendimi tuhaf, beceriksiz, neredeyse gülünç hissediyordum. Ama zamanla hissettim ki bu artık bir zorunluluk değil. Bu benim hayatımdı, benim seçimimdi.
Hatta mektubu çerçeveletip mutfağa astım. Kendime bir hatırlatma: Kendini çukurdan çıkarmadan başkalarında kurtuluş arama.
Üç ay geçti. Hâlâ yalnız yaşıyorum. Ama evim artık kendi pişirdiğim yemek kokuyor. Balkonda kendi diktiğim çiçekler var. Pazar günleri Yıldız’ın tarifiyle elmalı kek yapıyorum. Bazen düşünüyorum: “Ona bir dilim götürsem mi?” Belki de kırk yıl içinde ilk kez, sadece bir koca değil, birinin yanında duran bir insan olmanın ne demek olduğunu anladım.
Bugün biri bana yeniden evlenmek isteyip istemediğimi sorarsa “Hayır” derim. Ama bir gün, yaşlı bir bey aramayan ve sadece sohbet etmek isteyen bir kadın yanımdaki park bankına oturursa, o sohbeti ben başlatırım. Çünkü artık ben başka bir insanım.



