Kaderimi Kaçırdım

Benim Hikayem: Kaderimi Kaçırdım

Derler ki, iş yerinde aşk aramak akıllıca değildir. Ama ben aramıyordum ki. Aşk beni kendi buldu. Üstelik elinde kahve fincanı ve kravat takan kibar bir meslektaş olarak değil, siyah bir araba içinde sessiz duran bir adam olarak. Bir benzin istasyonunda çalışıyordum.

Önce sadece sessizce bakıyordu. Sonra gülümsemeye başladı. Ardından, sanki çalışma saatlerimi ezberlemiş gibi, hep benim nöbetimde geldi. Benim adım Zeynep’ti. 33 yaşındaydım. Platin sarısı saçları olan, cesur ve açık sözlü biriydim, erkek egemen bir ortamda sivrilmiş bir karaktere sahiptim. O ise… O bambaşkaydı. 42 yaşında, şubat gökyüzü gibi mavi gözleri olan, omuzları duvarları yıkacak kadar geniş ve gülümsemesi… İçten, sakin ve biraz çocukça.

Onun adı Ali’ydi. Benzin istasyonunun yanında bir evde, oğlu ve adı Çakır olan köpeğiyle yaşıyordu. Oğlu, önceki evliliğindendi. Eşi ikisini de terk etmişti. Ali çalışmıyordu. Kiralık bir gelir kaynağı olan büyükannesinden kalan dört daire sayesinde yaşamını sürdürüyordu. Geziyordu, dolaşıyordu ve dinleniyordu.

Bir gün arabasını pompaya yanaştırdı ve dedi ki: “Hadi gel, sana aşık olacağın bir şehir göstereceğim.” Ardından başka bir şehir ve bir başkası… Sezon dışı sahil otellerine gittik, yarı boş kafelerde bira içtik, dalgaların sesinde uyuduk, Kapalıçarşı’da gezdik ve Hatay’daki pazarları dolaştık.

Aşık oldum. Ona tamamen kapıldım. Her zaman özgür kalmaya çalışan ve kalıplara inanmayan ben, üç ay sonra onun yanında yaşamaya başladım. Resmi bir bağ yoktu aramızda, sadece birlikteydik.

Önce çocuk istiyordum. Hayalini kuruyordum. Birlikte üçümüz yürüyüşlere çıkmayı hayal ediyordum: ben, o ve küçük bir bebek. Ama Ali son derece kararlıydı. “Babalık görevimi daha önce yaptım ve bu sefer tekrar yapmak istemiyorum,” dedi. “Ve en önemlisi, çocuklar özgürlüğü kısıtlar.”

“Sen karnında bebekle İstanbul’a hafta sonu kaçamağı yapamazsın, sonra bir de bebek arabasıyla dolaşmak işkence olur Zeynep. Bu yaşam değil, esaret olur.” Bunu o kadar sakin ve güvenle söylüyordu ki, gelecekteki çocuğumdan korkmaya başladım.

Yıllar böyle geçti. Ali’nin sorunsuz hayatının peroksit sarışın hizmetçisi oldum. Yemek yapıyordum, ütü yapıyordum, onun sevdiği atıştırmalıkları alıyordum, yerli yersiz gülüyordum, ama o… O daha çok maç izliyordu, gazeteyi tembelce karıştırıyor ve benim “hayatının insanı” olduğumu söylüyordu.

Oğlu büyüdü. Önce beni küçümsedi. Sonra merakla bakmaya başladı. Ve sonra eve bir kız getirdi – altı yıl önceki benim gibiydi. Genç, canlı, sarışın. Bizde kalıyordu, espirilerime gülüyor, bana “Zeyno Abla” diyordu.

Ona bakıyordum ve her şeyi anlıyordum. İçimden ona “Kaç! Hayatını benim gibi harcama! Kendini kaybetme, sesini yitirme, hayallerini bırakma. Hâlâ her şeyi değiştirebilirsin!” demek geliyordu.

Ve ben mi? Artık inancım kalmadı. 39 yaşındayım. Çocuğum yok. İşimi bıraktım, arkadaşlarımı kaybettim, ailemi yitirdim. Sadece ben, Ali, Çakır ve paslanmış bir aşk, alışkanlığa dönmüş olan bir şey var kaldı.

Ali hâlâ bir işte çalışmıyor. Hâlâ kiradan gelen parayı topluyor, her akşam bira içiyor. Ben ise yine de ona salatalık bir tabak koyup beklemeye devam ediyorum. Hâlâ her şeyin kaybolmadığını hissetmek için bekliyorum. Ama bu sadece kendi kendimi avutmak.

Bazen geceleri, o uyurken, balkona çıkıp gökyüzüne bakıyorum. Eğer gerçekten istersem, her şeyi değiştirebileceğimi düşünüyorum. Ama geç. Artık çok geç.

Rate article
Lifequest
Kaderimi Kaçırdım