Benim oğlum hayatım boyunca arkadaşım ve desteğim oldu. Ama evlendikten sonra yabancılaştık.
Çocuğumun başka bir insanın etkisiyle bu kadar değişeceğini asla düşünmezdim. Tek oğlum, Ali, her zaman altın gibi bir çocuktu — nazik, kibar, yardıma hazır. Böyle büyüdü, böyle bir yetişkindi. Ta ki evlenene kadar; sık sık görüşür, saatlerce her konuda konuşur, sevinçlerimizi ve dertlerimizi paylaşır, birbirimize yardımcı olurduk. Tabii ki, makul sınırlar içinde — hayatına fazla müdahale etmezdim. Ama hayatına girdiği anda her şey altüst oldu — Ayşe.
Ayşe ve Ali düğünlerinde ailesinden hediye olarak İzmir merkezde, yeni tadilat görmüş bir daire aldı. Bu onların küçük yuvası oldu. Hiç onları ziyarete gitmedim, ama oğlum telefondan resimlerini gösterdi: aydınlık duvarlar, yeni mobilyalar, samimi bir ortam. Eşim öldüğünde bir kuruş birikimim kalmamıştı, bu yüzden yıllardır biriktirdiğim altın zincirlerimi, yüzüklerimi ve küpelerimi genç çifte verdim. Ayşe’ye şöyle dedim: “Eğer istersen bozdurabilirsin, itirazım yok.” Onlara iyilik yapmak, başlangıçta destek olmak istedim.
Ama Ayşe… Kendini hemen belli etti. Karakterli bir kadın — keskin bir bıçak gibi. Düğünde verilen zarflardaki paraları nasıl merakla incelediğini fark ettim — içinde ne kadar olduğunu bilmek ister gibiydi. Bu beni tedirgin etti. Bir yandan böyle bir özelliği onu iyi bir eş yapabilir ama diğer yandan ona karşı dikkatli olunması gerekiyor. Modern kadınlar sık sık kocalarını para kaynağı olarak görüyorlar, paralarını kendi paraları gibi harcıyorlar, sonra boşanıp yarısını alıyorlar ve yeni bir av buluyorlar. Ali’nin böyle bir kadere sahip olmasını istemem, ama içimdeki endişe beni kemiriyor.
Düğünden altı ay sonra Ayşe, şu an için çocuk istemediğini söyledi. Şimdi değil, henüz dar bir evde bu imkânsız dedi. Ellerini açarak, “Ne yapmalıyız? Borca girmek istemem, büyük bir daireyi ne zaman alabiliriz belirsiz. Ali daha büyük bir müdür olmadı ki,” diye mırıldandı. Ama onun sesinde bir hesap vardı. Ben, vefat eden eşim tarafından başlanılan evde yaşıyorum. Ev hâlâ bitmemiş halde, duvarlarda delikler var. Kışın içinde buzdolabı gibi soğuk oluyor — bu devasa yapıyı ısıtmak için emekli maaşım yetmiyor. Ve Ayşe şöyle dedi: “Evi sat, kendine bir daire al ve kalan parayı bize ver, yeni bir daire alalım. O zaman çocuk düşünürüz.”
Ne anlama geldiğini anlıyor musunuz? Yaşlanmış ve güçsüz ben bir köşeye taşınayım, onlar ise her şeyi alsınlar. Ve sonra belki de o köşeyi de alacaklar, beni bir huzurevine yollayacaklar. Başta kabul etmeyi düşündüm — eğer bana ayda bir defa yardım etselerdi. Ama şimdi? Asla! Ayşe gibi biriyle temkinli olmak gerek — her türlü kurnazlığı yapabilir.
O konuşmadan sonra, Ali beni birkaç kez ziyarete geldi. Onun fikrinin o kadar da kötü olmadığını ima ediyordu: “Büyük ev sana niye lazım? Dairede her şey daha kolay, faturalar daha düşük.” Ama ben kararlıydım: “Şehir büyüyor, 5-10 yıl sonra evlerin değeri artacak. Arsalarım artık şehir dışında değil, satmak şimdi aptallık.” Bir keresinde şöyle önerdim: hadi değişelim. Onlar benim eve, ben ise onların dairesine gideyim. Sonuçta bu aynı şey, değil mi? Ama Ayşe karşı çıktı. Evi onarmak, yatırım yapmak istemiyordu, ben onların hediye ettiği dairede keyif sürerken. Onun rahatlığa ihtiyacı var, benim önerim daha iyi olsa bile.
Sonra hastalandım. Ciddi bir şekilde, kemiklerime kadar. Yatakta yattım, kalkamadım — ateş, öksürük, baş ağrısı. Ali’yi aradım, gelmesini, yemek ve ilaç getirmesini yalvardım. Gençlerin zamanı az biliyorum, ama yemek yapacak halim yoktu, çay demlemeye bile gücüm yetmiyordu. Eskiden her şeyi bırakır koşa koşa geleceğini hayal bile edemezdim. Şimdi? Ancak ertesi gün geldi. Bana bir toz “Theraflu” yaptı, masaya bir aspirin kutusu bıraktı — kutusuz, sanki süresi geçmiş gibi — omuz silkerek gitti. Allah’tan arkadaşım yetişti — çorba, ilaçlar, ihtiyaç duyduğum her şeyi getirdi. Ya o olmasaydı? O zaman ne yapacaktım?
Oğlum benim ışığım, hayatımın dayanağıydı. Ona koşulsuz güvendim — o sadece bir oğul değil, bir arkadaştı, benim bir parçamdı. Ama evlilik her şeyi değiştirdi. Biz yabancılaştık ve bunu değiştirmekte çaresizim. O — benim tek çocuğum, sevgim, gururum, ama şimdi görüyorum: kalbi artık benimle değil. O, onu seçti. Ayşe aramıza bir duvar gibi girdi ve ben diğer tarafta kaldım — yalnız, terk edilmiş, gereksiz. Mantığım bağın koptuğunu söylüyor. Sıra ona geldi — anne mi ya da eş mi seçeceği. Ve gün gibi ortada. Ama kalbim hâlâ onun, benim için ne ifade ettiğimi hatırlamasını umuyor ve geri gelmesini. Ancak, her geçen gün bu umut, yabancı bir güneşin altındaki kar gibi eriyor.




