Oğlum aradı ve hayattan şikayet etmeye başladı, ne istediğini hemen anladım ama kararım kesindi.
Ben üç çocuk annesiyim: iki oğlum ve bir kızım var. Artık büyüdüler ve torunlarımı bekliyorum, ama önce kendilerine bir yuva kurmaları gerektiğini biliyorum. Günümüzde her şey farklı — evlenmeden uzun süre birlikte yaşamak moda, aile kurma süreci yıllara yayılıyor. Çocuklarımı büyütürken onlara kanat vermenin, güçlü bir şekilde ayakta durmalarını sağlamanın, sonra da kendi hayatımı yaşamamın en büyük görevim olduğunu düşündüm hep. Ama öyle olmadı! Huzur bir türlü gelmedi. Hâlâ onlar için endişe içindeyim. Neden her şey bana düşüyor? Çünkü sorumluluk alamayan biriyle evlendim, ne kendine ne de çocuklara bakabildi ve beni tüm bu yükle baş başa bıraktı.
Başlayayım anlatmaya. Büyük oğlum, Ali, evliliğe şüpheyle yaklaşıyor ve henüz evlenmeyi düşünmüyor. Küçük kızım, Zeynep, uzun uzun talipleriyle görüşür, akıllıca davranırdı, sonunda aradığı kişiyi buldu ve iki yıldır Adapazarı’nda küçük bir kasabada yaşıyorlar, sadece nikah kıymaları kaldı. Zeynep için neredeyse hiç endişelenmiyorum – ne istediğini biliyor.
Ama ortanca oğlum, Mehmet, bana beyaz saçlar ve uykusuz geceler hediye ediyor! Öğrencilik zamanında bir kızla tanıştı, «Anne, evleniyorum!» diye sevinçle açıkladı. Ama onun «hayatının aşkı» Ayşe hilekârdı: kuyruğunu salladı, ondan para aldı — benden de — ve sonra başka biri için terk etti. Bu olay bana şok etkisi yarattı. Birlikte yaşamak için bir ev tutuyorlardı ama para sürekli yetmiyordu. «Anne, kira ödeyecek param yok!» diye her ay telefon ederdi, sesi umutsuzluktan titrerdi. «Neden birlikte ödemiyorsunuz?» diye sordum. O da «Ayşe’nin parası yok, annesine hediye alacak» derdi. Ben de ona üniversiteyi bırakmaması, altında ezilmemesi için gönderirdim hep.
Ayşe gittikten sonra, bu olayın ona ders olmasına karar verdim. Sıkı gözetimim altında Mehmet üniversiteyi bitirdi, diplomasını aldı ve biraz akıllandığını zannettim. Ama hayır! Aptallar başkalarının hatalarından, akıllılar ise kendi hatalarından ders alır, hem de üç defadan sonra. Ve sonra Elif ortaya çıktı. «Anne, o kadar harika ki! Dünyanın en iyisi!» diye gözleri parlayarak anlatırdı. İlk başta kız makul ve eli yüzü düzgün görünüyordu. Sevindim — bu sefer hayal kırıklığına uğramaz diye düşündüm. Başka bir şehre taşındılar, ayrı bir yere taşındılar ama yine aynı şey oldu: para yine yetmedi.
O sırada Mehmet iyi bir maaş alıyordu — çocuklu bazı aileler bu parayla bir ay geçiniyorlardı! Ama iki yetişkin için bu «az» geliyordu. Elif altı ay, hatta bir yıl çalışmayabilirdi: ya iş bulmak zor olurdu, ya sağlık sorunları çıkardı, ya da «çalıştığı yer ona göre değil» idi. Böylece beş yıl boyunca bu «beraberlik» içerisinde yaşadılar. Ve tüm bu yıllar boyunca ona düzenli olarak para gönderdim. Küçük miktarlar ama gönderdim! Uzun zaman önce artık onu alışkanlıktan vazgeçirmem gerektiğini biliyorum, ama her seferinde o acıklı sesle, «Anne, ekmek alacak param yok!» dediğinde yüreğim parçalanıyordu. O benim oğlum, benim kanım! Nasıl «hayır» diyebilirdim?
Ona gerçeği göstermeye çalıştım, telefonda bağırdım: «Mehmet, bu normal değil! Bütçeyi nasıl böyle dağıtabiliyorsunuz? Para nereye gidiyor? Mevcut fiyatlarla size fazlasıyla yetmeli!» O da: «Biliyorum, Elif’i hiç sevmediğini biliyorum!» derdi. Oğlum beni duymuyor, sanki bir duvara konuşuyorum. Ne yapabilirim? Kayıp mı oldum, endişe içimi kemiriyor.
Dün tekrar aradı. Sesi yorgun, neredeyse kırılmış: işten ayrılmış, henüz yeni bir iş bulamamış, nasıl yaşayacağını bilmiyor. Kız arkadaşı — ya da artık eşi mi? — şu anda çalışıyor, kazanıyor. Ama işin tuhafı: Mehmet’in parası «ortak» para, Elif’in parası ise sadece onundu ve parayı sadece kendine harcıyordu. Bu nasıl bir hayat böyle? Onun mızmızlanmalarını dinlerken, neye ulaşmak istediğini zaten biliyordum. Yine bu ayı atlatmak için «biraz para» isteyecekti.
Ama kendime dedim ki: yeter! Kesin, bir mahkeme kararı gibi. Bırakalım kendileri çözsünler. Elif ona destek olsun ya da nihayet gözü açılsın ve hayatını kiminle geçirdiğini anlasın. Sabır taşım dolup taştı. Artık onların sürekli can simidi olamam. Kalbim ağrıyor, gözlerim doluyor, ama dişlerimi sıkıp kararımı verdim: tek kuruş vermeyeceğim. Şimdi şöyle soruyorum: bunu nasıl taşıyabilirim? O yine şikayetle aradığında nasıl dayanabilirim? Anne sevgisi «Yardım et ona» diye seslenirken sözümde nasıl durabilirim? Oğlumun erkek olmasını, annesinin eteğine tutunan bir çocuk olmamasını istiyorum. Bana güç bulmamda yardımcı olun!




