300 Kilometrelik Yolculuk: Babaanne ve Soğuk Gelin Karşılaşması
Emine Hanım her zaman torun sahibi olmayı hayal etmişti. Oğlu Mehmet, Ayşe ile evlendiğinde, ailenin büyüyeceği umudu iyice güçlenmişti. Ancak yıllar geçti ve çocuk sahibi olamadılar. Doktorlar, Mehmet’in doğal yollardan çocuk sahibi olamayacağını söyledi. Uzun bir düşünme sürecinden ve çeşitli danışmalardan sonra, çift tüp bebek denemeye karar verdi ve şanslarına bu işlem başarılı oldu; sonunda beklenen kızları Zeynep dünyaya geldi.
Mutluluk sonsuzdu. Mehmet, eşi ve kızını çok seviyordu, onlara büyük bir ilgiyle bakıyordu. Fakat bir süre sonra ailedeki huzur bozuldu. Mehmet, başka bir kadına; genç, kaygısız ve sorumluluk taşımayan birine ilgi duymaya başladı. Ailesini terk edip Ayşe’yi küçük kızıyla yalnız bıraktı.
Ayşe bu ihanete dayanamayarak eşyalarını topladı ve ailesinin yaşadığı, İstanbul’a 300 kilometre uzaklıkta bir kasabaya, Balıkesir’e taşındı. Emine Hanım, gelini ve oğlunun ayrılığına çok üzülmüş ve özellikle torunu ile ayrı kalmak ona çok acı vermişti. Ayşe ile iletişime geçmeye çalışsa da, telefon edip mesajlar yazsa da, aldığı cevaplar hep soğuk ve mesafeli oldu.
Zeynep iki yaşına geldiğinde, Emine Hanım, torununu mutlaka bizzat tebrik etmeye karar verdi. Ayşe’ye telefon edip hediyelerle geleceğini haber verdi. Gelininin sesinde pek coşku yoktu, ama açık bir red de yoktu. Zeynep için en iyi oyuncakları, güzel elbiseleri ve sevdiği yiyeceklerini alarak uzun bir yolculuğa çıktı.
Balıkesir’e vardığında Emine Hanım, sıcak bir karşılama bekliyordu fakat gerçekler farklıydı. Ayşe, onu apartmanın önünde karşılayıp Zeynep ile dışarıda dolaşmayı teklif etti. Sergiden sonbahar günlerinden biriydi, ince bir yağmur çiseliyordu. Yaşlı kadın, şemsiye altında elindeki hediye paketleriyle ıslak ve üşümüş halde torunuyla geçirdiği kısa anların tadını çıkarmaya çalıştı. Ayşe, onu eve davet etmedi, oturması için bir çay bile ikram etmedi, yolda ıslandıktan sonra kurumasına fırsat bile sunmadı.
Sohbet gerilmiş ve kısa sürdü. Ayşe, tek kelimelik cevaplarla konuşuyordu, göz temasından kaçınıyordu. Emine Hanım hediyeleri uzattığında, gelini ilk başta almayı reddetti, fakat ısrar edince kabul etti. Yarım saat sonra Ayşe, Zeynep’in yemek ve uyku zamanı olduğunu söyleyip vedalaşarak onu yağmurda yalnız bıraktı.
İstanbul’a dönerken, Emine Hanım gözyaşlarını tutamadı. Kendini, dışlanmış ve gereksiz hissediyordu. Oğlu ailesini terk ederek büyük bir yanlış yapmıştı, ama Ayşe’nin neden ona kırgın olduğunu anlayamıyordu. Her zaman gelinine destek olmaya çalışmış, çocuk konusunda yardımcı olmuş ve zor zamanlarında yanında olmuştu. Şimdi ise Zeynep’in büyümesini ve gelişmesini görmekten mahrum bırakılmış, babaanne olmanın sevincinden yoksun kalmıştı.
Evine döndüğünde Emine Hanım bir süre kendine gelemedi. Ayşe’nin davranışlarını haklı çıkarmaya çalışıyor, onun da bir ihanet ve acı yaşadığını anlamaya çalışıyordu. Ama yüreği bir türlü huzur bulmuyordu. Bir gün gelininin yumuşayıp torununun hayatına katılmasına izin vereceğini umut ediyordu. Şimdilik tek yapabileceği, beklemek ve Zeynep’e olan babaannelik sevgisinin zamanla bu yanlış anlaşılmaları ve kırgınlıkları aşacağına inanmak olmuştu.




