Küçük bir kasabada, herkesin birbirini tanıdığı, hayatın kendi düzenine göre aktığı bir yerdeydik. İş imkânları kısıtlıydı, çoğu insan geçimle bahçesinden, balıkçılıktan veya avcılıktan sağlıyordu.
Bizim aile de farklı değildi. Yarım dönüm sebze bahçesi ve yirmi dönüm meyve ağaçları, iyi bakıldığında bizi doyurmanın yanı sıra biraz para kazandırıyordu. Kocam balık tutmayı severdi, ben ise ev işleriyle, hayvanlarla uğraşırdım. Çocuklarımızı küçük yaştan itibaren çalışmaya alıştırmıştık; kimisi tavukları besler, kimisi sebze yataklarını çapalardı.
Yakınımızda Fatma adında bir kadın yaşardı. Doğurganlığı tüm kasabayı şaşırtırdı: ondan fazla çocuğu vardı. Ama ne Fatma ne de kocası Selim çocuklarını geçindirmek için çaba gösterirdi. Tarlaları harap durumdaydı, komşular kiraladığında bile, çiftin aşırı talepleri yüzünden vazgeçerlerdi.
Fatma ve Selim’in başlıca uğraşı dilenmekti. Komşular merhamet eder, kimisi bir kova patates, kimisi yumurta, et veya meyve verirdi. Fatma’nın çocukları sık sık gelir, karşılığında yemek için bahçede çalışırlardı. Ben de onlara yardım edenlerden biriydim.
En çok Fatma’nın büyük oğlu Ercan’ı hatırlıyorum. Verilen işi en iyi şekilde yapmaya çalışır, asla aç gitmezdi.
Bir gün Selim, içkiyi fazla kaçırınca bu dünyadan göçtü, Fatma’yı çocuklarıyla baş başa bıraktı. Fatma çocuklarıyla hiç ilgilenmez oldu. Belediye başkanı devreye girince çocuklar yurtlara yerleştirildi.
Ercan’ı da götürdüler. Kocamla ona alışmıştık, yokluğu bizi çok üzdü. Yurdun yerini öğrenip ayda birkaç kez ziyaret etmeye başladım. Uzun tartışmalardan sonra kocamla Ercan’ı bir şekilde evlat edinmeye karar verdik.
Ercan bizi tanıyordu, biz onu, çocuklarımızla da iyi anlaşıyordu. Bu yüzden ailemize katılması hiç zor olmadı. Herkes için büyük bir yardımcı oldu. Diğerlerinden büyük olmasına rağmen, asla üstünlük taslamaz, küçüklere destek olurdu.
Zaman geçti, çocuklar büyüdü, okullarını bitirdi, kimisi meslek lisesine, kimisi üniversiteye gitti, kendi ailelerini kurup ülkenin dört bir yanına dağıldılar. Ercan da meslek lisesinden sonra başka bir şehre gitti.
Şimdi ellilerini geçti. Güzel bir ailesi var, iki çocuğuyla birlikte mutlu bir yaşam sürüyor. Onlar da bizim torunlarımız sayılır. Ercan’ın içinden gelen o sıcaklık ve minnettarlık hiç eksik olmaz. Onu yurttan alıp ailemize katıldığımız için hâlâ çok mutluyum.




