Canım evlatlarım… Yarın bana geliyorsunuz. Benim için özel bir gün, bir dönüm noktası. Kocaman bir çiçek demeti, pasta ve kibar gülümsemelerinizle karşımda olacaksınız. Ben de sizi her geçen gün biraz daha zorlanan ellerim ve yüzümdeki kırışıklıklarla karşılayacağım. Yaşlandığımı göreceksiniz. Sizden tek isteğim, sabırlı olmanız. Şu an içinden geçtiğim şu zorlu dönemi anlamaya çalışın.
Babanız ya da ben size aynı hikâyeyi anlatmaya başlarsak—geçen hafta, hatta belki bir saat önce bile duymuş olsanız—bizi susturmayın. Kaşlarınızı çatıp “Anne, bunu daha önce anlatmıştın” demeyin. Sadece dinleyin. Tıpkı siz küçükken, uyuyana kadar aynı masalı on kere okutmaya çalıştığınızda size nasıl sabırla dinlediysem…
Banyo yapmak istemediğimde bana bağırmayın, mahcup etmeyin. Hatırlayın, okuldan veya oyundan yorgun argın eve geldiğinizde sizi yıkamak için nasıl ikna etmeye çalışırdım. Kızardınız, ağlardınız, ama ben sabırla sırtınızı okşar, “Biraz daha dayan” der, küveti doldurup size şarkılar söylerdim.
Telefonunuzu ya da televizyonu nasıl açacağımı unuttuğumda gözlerinizi devirmeyin. Ben bu teknolojiyle doğmadım. Tıpkı size kaşık tutmayı, düğme iliklemeyi, ayakkabı bağlamayı öğrettiğim gibi, ben de her şeyi sıfırdan öğrendim. Bana da aynı sabırla yaklaşın. Alay etmeden, öfkelenmeden.
Gün geçtikçe konuşmalarımda durakladığımı, unuttuğumu fark edeceksiniz. Evet, yaşlanıyorum. Evet, yoruluyorum. Lütfen bana bunu hatırlatmayın. “Yine mi unuttun?” demeyin. Zaten biliyorum. Ve bu beni korkutuyor. Sadece hatırlamam için bana zaman verin. Sadece yanımda kalın.
Size yük olmak istemiyorum. İlk adımlarınızı atarken sizin elinizden tutan aynı insan olmak istiyorum. Şimdi bacaklarım tutulmaya başladığında, siz bana uzatın o elinizi. Acele ettirmeyin. Yanımda yürüyün. Ben de sizin minik adımlarınıza ayak uydurmuştum bir zamanlar.
Çok şey istemiyorum. Gösterişli kutlamalar, pahalı hediyeler ya da kusursuz sözler değil aradığım. Sadece biraz sıcaklık, biraz ilgi, beraber olmanın o sessiz anları… Sizden tek ricam, yaşlılığımdan korkmayın. Kabullenin. Tıpkı benim sizin gözyaşlarınızı, korkularınızı, nazlarınızı kabullendiğim gibi.
Elimin sıcaklığını hatırlamak için ölmemi beklemeyin. Şimdi sarılın bana. Şimdi, “Seni seviyorum” deyin. Duymam ve hissetmem için hâlâ vaktim varken.
Yarın geldiğinizde sadece kibarlık olsun diye davranmayın. Gerçek olun. Hissediyorum. Aceleyle gitmek istediğinizi biliyorum. Bazen sevgiden değil, öfkeden sustuğunuzu da… Çok şey değil istediğim, sadece içinizden gelen bir “anne” demeniz.
Bu mektubu titreyen ellerle, sevgi dolu bir kalple yazıyorum. Sadece şunu hatırlatmak istedim: Sizi seviyorum. Hep seveceğim. Son nefesime kadar…
Anneniz.




