İstanbul’un kenar mahallelerindeki küçük bir evde boğucu bir sessizlik hakimdi, yalnızca çocukların arada bir duyulan hıçkırıkları bu sessizliği bozuyordu. Elinde bavuluyla kapının önünde duran Ayşe, kocası Mehmet’in annesini tekrar aramaya çalıştığını görüyordu. Altı yaşındaki kızları Elif ve dört yaşındaki oğulları Can, neden kendi evlerine giremediklerini anlamadan ağlıyorlardı. Kapıyı onların önünde kapatan ise Mehmet’in kız kardeşi Emine’ydi. Emine, evden çıkmayı reddediyordu. Tüm bu kaosun ardındaysa kayınvalide Fatma Hanım’ın gölgesi vardı. Oğlunun ve ailesinin hayatına dair planları, onların geleceğini altüst ediyordu.
Ayşe ile Mehmet dokuz yıldır evliydi. Hikayeleri, üniversiteden hemen sonra, Ankara’da başlamıştı. Fatma Hanım’ın itirazlarına rağmen evlenmişlerdi. Kayınvalide, tek oğlu Mehmet’in hayatını, küçük kız kardeşi Emine ve onun çocuğuna adamasını istiyordu. “Aileni, kız kardeşini düşünmelisin!” diyordu, ama Mehmet Ayşe’yi seçmişti. Bu, annesinin umutlarına vurulan ilk darbeydi.
Fatma Hanım, gelinine karşı olan nefretini saklamıyordu. Her şeye bahane buluyordu: yemek beğenmiyor, “Ayşe çok harcıyor” diye söyleniyordu. Ama Ayşe buna aldırmıyor, Mehmet de her zaman eşinin yanında duruyordu. “Anne, mesele Ayşe değil,” diyordu Mehmet. “Sen sadece benim senin planlarına göre yaşamadığıma kızıyorsun.” Yine de Fatma Hanım’ın memnuniyetsizliği ailenin üzerinde bir kara bulut gibi asılı duruyordu.
Mehmet’in babası, o daha çocukken vefat etmişti. Sonra Fatma Hanım ikinci evliliğinden Emine’yi doğurmuş, ama yeni kocası hamile olduğunu öğrenince onu terk etmişti. Kayınvalidenin hayatı zordu, iki çocuğunu tek başına büyütmüştü. Mehmet, henüz lisedeyken annesine destek olmak için çalışmaya başlamış, üniversitedeyse her işe koşmuştu. Annesinden para istemek bir yana, kendi kazandıklarını ona veriyordu. Ama evlenince her şey değişti. Mehmet’in artık bir ailesi vardı ve annesine maddi destek sağlaması imkansız hale geldi. Bu, Fatma Hanım’ı deli ediyordu.
Ayşe’nin de zor bir geçmişi vardı. Babası on daha küçükken evi terk etmiş, annesi ise üniversiteden mezun olduğu sene vefat etmişti. Annesinden kendisine küçük bir ev kalmıştı. Ayşe ve Mehmet hayatlarına orada başlamış, evi yenilemişlerdi. Çocuk yapmak için acele etmemişler, önce ayaklarının üzerinde durmak istemişlerdi. Dört yıl boyunca geleceklerini kurmuşlardı. Mehmet iyi bir iş bulmuş, kariyeri hızla yükselmiş, hatta araba bile almışlardı. Sonra Mehmet’e, şirketin lojman sağladığı İzmir’de bir iş teklif edildi. Bu bir fırsattı.
“Annemin evini satarsak üç odalı bir daire alabiliriz!” diye hayal kuruyorlardı. Karar verildi: birkaç yıllığına taşınacaklar, Ayşe’nin evini boş bırakacaklardı. O sırada Emine evlenmiş, kocasıyla kira evde kalıyordu. Taşınacaklarını öğrenen Fatma Hanım, onlara beklenmedik bir teklifle geldi: “Niye evler bomboş dursun? Emine orada kalsın. Kocasıyla kirada zorlanıyorlar, birkaç yıl içinde bir çözüm bulurlar—ya kendi evlerini alırlar ya da kredi çekerler.”
Mehmet, kız kardeşiyle pek yakın olmasa da kabul etti. “Sadece iki yıllığına,” dedi Ayşe. “Sonra kendi evlerini bulsunlar.” Mehmet başını salladı: “Bir, en fazla iki yıl, sonra çıkarlar. Belki daha erken bile.”
İzmir’de hayat yoluna devam etti. Ayşe yerel bir okulda öğretmen olarak işe girdi, Mehmet çalışıyor, maaşının bir kısmını annesine gönderiyordu—Fatma Hanım’a göre Emine’nin durumu “çok zordu.” Ayşe’nin maaşıyla geçiniyor, tasarruf ediyor ama mutluydular. Birkaç yıl sonra Elif ve Can doğdu. Ama İzmir’in iklimi çocuklara iyi gelmemişti, doktorlar İstanbul’a dönmelerini tavsiye etti. Ayşe ve Mehmet, kayınvalideye haber vermediler, evlerinin boş olduğunu ve Emine’nin çoktan taşındığını sanıyorlardı.
Ama geri döndüklerinde şok oldular. Kapı açılmıyordu—Emine kilitleri değiştirmişti. Soğuk bir ifadeyle karşılarına dikildi ve “Ben buradan ayrılmıyorum,” dedi. İşte o zaman gerçek ortaya çıktı. Emine boşanmıştı, kredi falan yoktu—hepsi yalandı. Tüm bu zaman Ayşe’nin evinde, Mehmet’in annesine gönderdiği paralarla yaşamıştı. Fatma Hanım da bunu biliyordu ama sessiz kalmıştı.
Mehmet telefonla Fatma Hanım’ı ararken çocuklar ağlıyor, Emine ise kollarını bağlamış öylece duruyordu. Ancak kayınvalide geldiğinde, isteksizce onları içeri aldı. Ama Fatma Hanım’la yapılan konuşma Ayşe’yi bitirdi. “Emine’yi nasıl evden atarsın?” diye çıkıştı kayınvalide. “Yıllardır burada yaşıyor, her şeyine alışmış! Kredi çıkmadı, kocası onu çocukla terk etti! Siz gençsiniz, kendinize bir ev biriktirin, bu ev Emine’nin kalsın. Onun da çocuğu var!”
Ayşe öfkeden nefesi kesildi. “Yani senin kızın BENİM evimde oturacak, ben çocuklarımla kiraya mı çıkacağım?” diye bağırdı. “Hayır, bu benim evim, burada ben ve ailem yaşayacak!” Mehmet ise öfkeden kıpkırmızı olmuştu: Yıllardır para gönderiyordu, o parayla bir ev alınabilirdi, ama Emine ve annesi sadece onları kullanmıştı.
“”Artık kimse bize nasıl yaşayacağımızı söyleyemez,” dedi Ayşe, çocuklarını sımsıkı kucaklarken.




